tarihinde gönderildi.

Amerika’ya Numune Olan Devşirme Usulü – Ekrem Buğra Ekinci

Osmanlılarda yükselmek için tek şart liyakattir. Hangi ırka ve dine mensup olursa olsun, kabiliyetli gençlerin önü açıktır. Devşirme denilen bu usul, devleti 6 asır ayakta tutan prensiplerden biri olmuş; Amerika’ya da numune teşkil etmiştir.

[dropcap]O[/dropcap]smanlı devlet adamları ilk devirlerde medrese mezunlarından seçilirdi. Zamanla devlet büyüdü. Devlet adamlarında daha fazla siyaset tecrübesi aranır oldu. Devlet, kendi idarecilerini kendisi yetiştirmeye başladı. Medreseliler devletin hukuk ve din adamları olarak pozisyonunu sürdürdü. Küçük memurlar ise hükümet ofislerinde usta-çırak münasebetiyle yetiştirildi. Devlet ricali, saraydaki Enderun Mektebi’nde tahsil görürdü. Burası hem padişahın hususi hizmetinin görüldüğü idari ofisler hem de devlet ricalinin yetiştiği bir akademiydi.

Adam Olacak Çocuk!

Osmanlı Arması  [fotoğraf: © onedio.com]
Osmanlı Arması
[fotoğraf: © onedio.com]

Pençik, Farsça “beşte bir” demektir. İslâm hukuku, esirleri hakkında hükümdara muhayyerlik tanımıştır. Hepsi öldürülebilir veya fidye karşılığı serbest bırakılır veyahut da köle yapılırdı. Bu üçüncü hâlde beşte biri devlete aittir. Bunlardan istikbal vadedenleri kabiliyetlerine göre mekteplerde Müslüman Türk kültürüyle devlet adamı ve asker olarak yetiştirilirdi. Geri kalanı devlete ait toprak ve ahırlarda çalışırlardı. Bunlara “ortakçı kullar” denirdi.

Harplerde Alman esirlerden devlet hissesine düşen beşte birine “pençik” denirdi. Pençik Kanunu Sultan I. Murad zamanında çıkarıldı. Ankara Harbini müteakip fetihler durup kâfi miktarda pençik ele geçmediği için Sultan II. Murad zamanında Devşirme Kanunu çıkarıldı. Gayrimüslim çocuklar, umumiyetle ebeveyninin de rızasıyla yetiştirilmek üzere devlet hizmetine alınmaya başladı. Bunlar 8 ilâ 15 yaşlarında olup, zekâ, terbiye ve fizikî görünüş bakımından en mükemmel olanlar arasından ilm-i kıyafet (fizyonomi ilmi) bilen hususi memurlarca muhtelif imtihanlardan geçirilerek seçilirdi.

Kim Devşirilir, Kim Devşirilmez?

İmam Şafiî, İslâmiyet’in zuhurundan sonra kitabî bir dine girenlerin, memleketleri savaş ile fethedilirse, kölelikten kurtulamayacağını söyler. Devşirme usulü bu kavle göredir. Nitekim İslâmiyet’in zuhurundan evvel kitabî dine girmiş topluluklar olduğu için Yahudi ve Ermeni çocukları devşirilmez.

Terbiye kabul etmez görülen gözü açık şehirli çocuklar devşirilmez. Saray ahırlarına bağlı Üsküdar çayırlarına bakmak ve hariçten gelenlere kılavuzluk yapmak karşılığında Kartal ve Kadıköy’den çocuk devşirilmez. Hâkim sınıfa dayanarak halkı ezer yahut firar ederler endişesiyle Müslümanlardan devşirme alınmaz.

Ekrem Buğra Ekinci (Prof. Dr.) [Fotoğraf: © ekrembugraekinci.com]
Ekrem Buğra Ekinci (Prof. Dr.)
[Fotoğraf: © ekrembugraekinci.com]

[highlight]Devşirme, bir şehirde 40 evden bir çocuk nispetindedir. Tek oğul devşirilmez. Çocukları devşirilenler, vergiden muaf tutulur. Az da olsa çocuğunu vermek istemeyen çıkar, bunlar çeşitli yollarla ikna edilir. Devşirildikten sonra firar edenlere çok az rastlanır. Böylece köyünde kalsa en fazla papaz olabilecek çocuğun önünde icabında sadrazamlığa kadar giden bir yol açılır. Fakir Balkan köyleri için devşirilmek aslında bir kurtuluştur.[/highlight]

Sultan Fatih’ten itibaren idarede devşirmeler tercih edilmiş; padişahın kulu oldukları için bu usulün çok faydaları görülmüştür. Bu usulle yetiştirilenler, kökünden apayrı, cemiyetle herhangi bir kan veya mahallî bağı bulunmayan, padişaha sadık ve tarafsız bir bürokrasi ve ordu teşkil etmiştir. Devşirme usulü, gayrimüslimlerin ekseriyette bulunduğu eyaletlerin daha itaatli olmasına yardım etmiştir. Buralarda eli silah tutabilecek gençler, umumiyetle devlet hizmetinde idi. Nitekim devşirme usulü kalktıktan sonra, bu eyaletler birer ikişer istiklal mücadelesine girişmiştir.

Ailesiyle irtibata geçen devşirmelerin sayısı azdır. Bunlar da ailesini Müslüman yapmışlardır. Hırvat asıllı Sokullu Mehmed Paşa, daha silahtarken Bosna’nın Sokol kasabasındaki ailesiyle temasa geçmiş; kardeşi ve amcazâdesini İstanbul’a getirterek Enderun’a aldırmış; bilahare anne ve babası da gelmiş ve hepsi Müslüman olmuştu. Sokol’da yalnızca Papaz olan bir kardeşi kalmıştı. Devşirmelerin hemen hepsi Müslüman Türk kimliğine uygun yaşamış; sadıkane hizmetleri ve hayır eserleriyle öne çıkmışlardır. Devşirmeler halis Müslüman ve Osmanlı’dır. [quote]Hadis-i şerif, “Bir kavimin köle ve azatlıları da o kavimden sayılır” der.[/quote]

Gücün Sebebi

Devşirme Kanunundaki evsafı taşımadığı görülen çocuklar, tophaneye işçi verilir. Diğerleri önce Müslüman Türk çiftçilerin yanına yerleştirilir, Türkçe ve İslamiyet’i öğrenmeleri sağlanır. Sonra İstanbul ve Edirne’deki Acemioğlanlar Mektebi’ne alınır. Burada muvaffak olanlardan hüsn-i cemal sahipleri Enderun’a geçer. Güçlü kuvvetli olanları da saray bahçelerine ve sahil emniyetine bakan Bostancı Ocağı’na ayrılır. Geri kalanları yeniçeri olur.

Merhum Mimarsinan'ın Eseri: Selimiye Camiisi @ Edirne  [fotoğraf: © edirnegezilecekyerler.org]
Merhum Mimarsinan’ın Eseri: Selimiye Camiisi @ Edirne
[fotoğraf: © edirnegezilecekyerler.org]

Mahmud Paşa, Gedik Ahmed Paşa, Davud Paşa, Hersekzâde Ahmed Paşa, Koca Mustafa Paşa, Dukakinzâde Ahmed Paşa, Şehit Hadım Sinan Paşa, Makbul İbrahim Paşa, Lütfi Paşa, Kılıç Ali Paşa, Rüstem Paşa, Lala Mustafa Paşa, Cağaloğlu Sinan Paşa, Cerrah Paşa, Kuyucu Murad Paşa, Koca Yusuf Paşa, Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Tiryaki Hasan Paşa gibi meşhur vezirler, hatta Mimar Sinan köle yahut devşirme acilidir.

1633 yılından itibaren devşirme usulü zaafa uğradı. Müslüman halkın çocuklarından da okumaya hevesli olanlar Enderun’a alındı. Yeniçeri Ocağı kaldırılana kadar devşirme usulü cereyan etti.

Liyakati ön planda tutan, din ve ırkına bakmaksızın halkın, istidadından faydalanmayı öngören devşirme sistemi, Osmanlı Devleti’ni altı asır ayakta tutan prensiplerdendir. Süper güç davasındaki Amerika’ya da numune olmuştur. Amerika, ırkı ne olursa olsun, zeki ve kabiliyetli insanlardan istifadeyi şiar edinmiştir.

tarihinde gönderildi.

Kuru Kavga Değil – Ekrem Buğra Ekinci

[ayraç]‘ta bugün sizlere Tarihçi – Yazar Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin  Ama Hangi Osmanlı? eserinden iktibâs yapıyoruz. Ekinci hoca, Osmanlı’nın gazâ(cihâd) anlayışına değiniyor ve Osmanlı’nın hangi durumlarda savaş yaptığına, nasıl bir savaş ahlakına sahip olduğuna dair bize anekdotlar aktarıyor.1)Hangi Osmanlı?, Ekrem Buğra Ekinci, Prof.Dr., Timaş Yayınları, İstanbul 2013, Sayfa 20 – 22

[ayraç] | kitaba biraz mola…

Osmanlı Devletinin esasını gazâ ruhu teşkil ederdi. Az zamanda üç kıtaya ve açık denizlere yayılması; sağlam bir teşkilat ve güçlü bir cemiyet kurması bu sayede olmuştur. Gazâ (cihâd), “Allah yolunda savaşmak” demektir. Nitekim Osman Gazi, oğluna meşhur vasiyetinde şöyle diyor: [quote]“Bizim yolumuz Allah yoludur. Maksadımız Allah’ın dinini yaymaktır. Yoksa kuru kavga ve cihangirlik davası değildir!”[/quote]

Zafer Muhakkaktır

Savaş eğer meşru ise, birlik beraberlik de muhafaza edilip kumandanın emirlerine harfiyen uyulursa, zafer muhakkaktır. Osmanlı ordularını zaferden zafere koşturan işte bu hassasiyet olmuştur.

Ama Hangi Osmanlı? - Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci - Timaş Yayınları - rihlekitap.com'da indirimli!
Ama Hangi Osmanlı? – Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

Bu sebepledir ki halk, 93 Harbi, Trablusgarp Harbi, Balkan Harbi, Cihan Harbi gibi mağlubiyetlerin sebebini, başta meşru bir hükümdarın olmamasına bağlamıştı, ittihatçılar, İslâm âleminin gözünü boyamak için cihâd-ı ekber ilan etmişti ama kimse bunu ciddiye almadı. Çünkü cihâd-ı ekber, nefs ile mücadeleyi anlatan tasavvufî bir tabirdir. Savaş meşru ise zaten cihâddır, mukaddestir.

Harbe hükümet karar verir. Hükümdarın karar veya izin vermediği hiçbir mücadele meşru değildir. Bunu yapanlar, kendilerine ne isim verirse versinler, faaliyetleri meşru olmaz. Zafere ulaşması da aklen ve dinen mümkün değildir. Nitekim Hazret-i Peygamber, ancak Medine’ye hicret edip burada İslâm devleti kurulduktan sonra harbe karar vermişti. Onun için devlet olmadan, milislerin cihâd yapıyoruz diye düşmana saldırması; hele muharip olmayanları öldürmesi kabul edilemez.

Osmanlılar,

1- Düşman tecavüzlerini defetmek (meşru müdafaa) için;

2- Düşmanların elinde eziyet gören Müslümanların yardım çağrısı üzerine;

3- Düşmanın sulh anlaşmasını bozması sebebiyle savaşırdı.

Nitekim toprak kazanmak, ganimet elde etmek veya insanları Müslüman yapmak için savaşılmaz. İslâmiyet’e çağrıyı kabul etmediği gibi; insanların bu çağrıyı işitmelerine; işitenlerin de iman etmelerine engel olan diktatörlerin orduları ile savaşılır. Dolayısıyla harbin sebebi Müslüman olmayanların düşmanlığıdır.

[box type=”alert” size=”large”]Cihâd, sulhü temin etmek için yapılır. Osmanlılar için sömürgecilik meçhul bir mefhum idi. Fethedilen ülkelerin bir kısmı vatan edinilir; bir kısmında da mahallî idareciler başta bırakılarak tâbi devlet statüsü tanınırdı.[/box]

Gücün Yetiyorsa Savaş

Taarruzdan evvel mutlaka yukarıda anlatılan merasim çerçevesinde düşmana harp ilan edilirdi. Nitekim siyer kitaplarında “Böyle yapılmalıdır ki, düşman, Müslümanların hâkimiyet ve

Ekrem Buğra Ekinci (Prof. Dr.) [Fotoğraf: © ekrembugraekinci.com]
Ekrem Buğra Ekinci (Prof. Dr.)
[Fotoğraf: © ekrembugraekinci.com]

mal kazanmak arzusuyla savaşmadıklarını görsün!” diye yazar. Düşman taarruzu mevzu bahis ise buna gerek yoktur. Arada sulh anlaşması olan devletlerle harp yapılmaz. Eğer maslahat gerektiriyorsa, sulh anlaşmasının bozulduğu önceden bildirilmelidir.

Harbe kalkışmak için, düşmanla baş edebilecek kuvvette olmak gerekir. Eğer düşmanın gücü, Müslümanların gücünden çok fazla ise, saldırmak câiz olmaz. Sulh yapılır. Mağlup olacağını anlayan geri çekilir. Saldırırsa yüzde yüz öldürüleceğini bilen kimse saldırmaz. İntihar taarruzu hiç caiz değildir. Çünkü Kur’ân-ı Kerim kendini eliyle tehlikeye atmayı yasaklar.

Müslüman, Müslüman’a Kılıç Çeker mi?

Savaş, yalnızca gayrimüslim düşman devletlerle yapılmaz. Devlete isyan edenlere, önce kir nasihat heyeti gönderilir. İsyan sebepleri araştırılarak, gerekirse ıslah edilir. Mümkün olmazsa savaşılır. Dinî ve siyâsi zaruretler, Müslüman bir devletle savaşmayı gerektiriyorsa, bu da meşru olur. Çünkü İslâm hukukunda zulüm yasaklanmıştır. Can ve mallarına yapılan tecavüzleri fiilen defetmek için fertlere izin verilmiştir. Hatta bu yolda ölenler şehit sayılır.

Çaldıran Harbi’ne, Şah İsmail’in Anadolu Halkını Şiîleştirme faaliyetleri sebebiyet verdi. Osmanlıların hep dostane münasebetler içinde bulunduğu Memlûk sultanının Şah İsmail’e yardımı ise Mısır Seferi’ni doğurdu. Dünyanın en güçlü hükümdarı Emir Timur ile Yıldırım Sultan Bayezid arasındaki talihsiz harbe, tahrikçilerin iki taraflı hummalı faaliyetleri yol açtı.

İki Müslüman ordunun harbinde biri tamamen haklı, diğeri tamamen haksız denilemez.

Dipnotlar   [ + ]

1.Hangi Osmanlı?, Ekrem Buğra Ekinci, Prof.Dr., Timaş Yayınları, İstanbul 2013, Sayfa 20 – 22
tarihinde gönderildi.

Fransız Medenî Kanunu’na Galip Gelen Mecelle – Ekrem Buğra Ekinci

Fransız Medenî Kanunu'na Galip Gelen Mecelle - Ekrem Buğra Ekinci

Bugün [ayraç]’ta siz okuyucularımıza Ekrem Buğra Ekinci’nin Ama Hangi Osmanlı? eserinden iktibas yapıyoruz. Ama Hangi Osmanlı? eserinin bir bölümünde1)Ama Hangi Osmanlı?, Ekrem Buğra Ekinci, Timaş Yayınları, İstanbul 2013, Sayfa:46-48, Merhum Ahmet Cevdet Paşa’nın hazırladığı ve dünyada ses getiren hukuk kitabı Mecelle anlatılmaktadır. Bu iktibasta Mecelle’nin çıkış sebebi, Mecelle’den sonra değişen medenî kanunları ve etkilerini okuyacaksınız.2)rihlekitap.com editörü.

 [ayraç] | kitaba biraz mola…

[quote]Mecelle, Sultan Aziz zamanında hazırlanmış bir medeni kanundur. Yüksek vasıfları sebebiyle dünya çapında itibar görmüş; başta İsrail olmak üzere Osmanlılardan koparılan devletlerde yıllara tatbik olunmuştur.[/quote]

XIX. asırda Avrupa ile münasebetlerimizde değişiklikler oldu. Daimi bir harp hâli manzarası, yerini barışa bıraktı. 1856’daki Paris Konferansrı’nda, Osmanlı Devleti düvel-i muazzamadan, yani dünyanın en büyük beş devletinden biri olarak kabul edildi. Avrupa tüccarı Osmanlı ülkesine gelip gitmeye başladı. Osmanlılar, Avrupa ile yeniden tanıştı.

Kanununuz Neyse Bilelim!

Bu arada memlekette hummalı bir ıslahat çalışması Yeni mahkemeler, yeni kanunlar yapılıyor; yeni müesseseler kuruluyor; geri kalmışlık önlenmeye çalışılıyordu. Osmanlı Devleti, çağın gereklerine uymaya çalışarak modem bir devlet havasına bürünüyordu. Şüphesiz Osmanlı Devleti’nin de bir kanunu vardı. Ama şeriattan kaynaklanan bu metinler Arapça idi. Yeni kurulan mahkemelerin hakimleri bunları anlamakta zorlanıyordu. Fransız muhibbi Sadrazam Âli Paşa, o sıralar pek popüler olan Fransız Medeni Kanunu Code Civile Napoleon’u iktibas etmeyi düşündü. Hatta bunu tercüme bile ettirdi. Ancak karşısına başını büyük âlim Ahmed Cevdet Paşa’nın çıktığı muhafazakârlar dikildi.

Bunlar, ecnebi bir kanunu iktibas etmenin haysiyet kırıcı olduğunu söylediler. Bir fikre karşı çıkınca, onun alternatifini ortaya koymak gerekir. Cevdet Paşa da öyle yaptı. Mecelle Cemiyeti’ni kurarak ülkede zaten cari bulunan İslâm hukukunu, Avrupaî usulde kanun hâline getirmeye muvaffak oldu. Zamanın çok kıymetli İslam hukukçularının yer aldığı ve başlarında Cevdet Paşa’nın bulunduğu heyet, 1869-1876 seneleri arasında fasılalı, maceralı çalışma neticesi Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye’yi tamamlamaya muvaffak olmuştur.

Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye, “adli hükümler topluluğu” demektir. Alimler heyetinin müşterek çalışmasıdır. Ama hazırlanmasında Cevdet Paşa’nın rolü ve emeği herkesten fazladır, Komisyona havâle etmenin ne demek olduğunu bildiği için, çalışmanın sonu beklenmeden, her bahis hazırlandıkça, Sultan Aziz’in iradesi ile kanun olarak ilan edilmiştir.

Ekrem Buğra Ekinci (Prof. Dr.) [Fotoğraf: © ekrembugraekinci.com]
Ekrem Buğra Ekinci (Prof. Dr.)
[Fotoğraf: © ekrembugraekinci.com]

Olması Gerekeni Anlatan Maddeler

1851 maddelik Mecelle’de, şahıs, aile ve miras hukukuna dair hükümler yoktur. Çünkü bunları şer’i ve ruhani mahkemelerinin sahasına giriyordu. Mecelle ise, esas itibariyle yeni kurulan Nizâmiyye Mahkemeleri için çıkarılmıştı. Ceza, vergi, atazi hukukuna ait hükümler de başka kanunlarla tanzim olunmuştur.

Mecelle’de şu bahisler bulunur: Sanş, kira ve hizmet, kefâlet, havâle, rehin, vedia, emanet, bağışlama, gasp ve itlâf, hacr, ikrah, şufa, şirket, vekâlet, sulh, ibrâ, ikrar, dava, deliller, yemin, kazâ.

Mecelle’nin ilk yüz maddesi ise kavâid-i külliye (külli kâideler) denilen umumi hukuk prensipleridir. Hükümlerin fıkıh kaynaklarından nasıl çıkarıldığını bildirir. Olması gerekeni ifade eden ve Avrupa hukukunun, pek çok mücadeleden sonra varabildiği hükümlerdir.

Eski hukukçuların neredeyse ezbere bildikleri bu yüz madde, bugün dahi hukuk mantığı ve tefsiri bakımından günümüz hukukçularına kıymetli bir kaynak teşkil etmektedir:

  • Bir işten maksat neyse, hüküm ona göredir; şekile yakin zâil olmaz (Şüphe ile iyi bilinen şey bozulmaz).
  • Berâet-i zimmet aslıdır (Suçsuz olmak esastır).
  • Meşakkat teysiri celbeder (Zorluk kolaylığı çeker),
  • Zarüretler memnü olan şeyleri mübah kılar (Zarüret, yasağı mübah hâle getirir).
  • Ehven-i şerreyn ihtiyar olunur (İki kötülük ile karşı karşıya gelinince, hafif olanı seçilir).
  • Adet muhakkemdir (Örf ve Âdet, hüküm sebebidir).
  • Ezmânın tegayyürü ile ahkâmın tegayyürü inkâr olunamaz (Zamanın değişmesiyle, örfe dayalı hükümlerinde değişmesi inkâr olunamaz).
  • Külfet ni’mete ve ni’met külfete göredir…

Mecelle’den Son Vazgeçen İsrail

Mecelle, 1926’da İsviçre Medeni Kanunu’nun alınmasına kadar 57 sene tatbik edildi, Arapça, Bulgarca, Rumca, Ermenice, Fransızca ve İngilizceye tercüme olundu. Şerhleri yazıldı. O tarihlerde muhtar (otonom) birer vilayet olan Mısır ve Tunus’ta tatbik edilmedi.  Bulgaristan Prensliği kurulurken, Mecelle’yi yeni mevzuatlarrnın esası kabul ettiler. Sırbistan ve Karadağ medeni kanunlarına, pek çok hüküm Mecelle’den alındı.

Zeydîlerin hâkim olduğu Kuzey Yemen’de Osmanlı hâkimiyeti sona erer ermez (1918) tatbikattan kaldırıldı. Arnavutluk’ta 1928, Kıbrıs’ta 1946, Suriye’de 1949, Irak’ta 1951, Ürdün’de 1976, Güney Yemen’de 1992’ye kadar tatbik edildi. Buna rağmen o memleketlerde yeni yapılan medeni kanunlarda Mecelle’nin izlerini görmek mümkündür. Lübnan’da l934’te Mecelle’nin ekseri maddeleri kaldırıldı, ancak hakimler mevzuatta bir hal tarzı bulamadıkları meselelerde Mecelle’ye bakmakla mükellef kılındı.

Filistin’de Mecelle’nin tatbikatı İngiliz işgalinden, hata İsrail kurulduktan sonra da devam etti. İsrail’de Mecelle 1984’te kaldırıldı. Ancak İsrail kanunlarında Mecelle’nin teşirleri fazladır. İsrail aynî haklar kanununun pek çok hükümlerini de Mecelle’den alınmıştır.

İkisi de İstanbul’da Hazırlandı

Ama Hangi Osmanlı? - Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci - Timaş Yayınları - rihlekitap.com'da indirimli!
Ama Hangi Osmanlı? – Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

Mecelle, fıkıh kaidelerinin bir araya toplanması için yapılan ilk teşebbüstür. Fıkhın, kanun hâline getirilebileceğini gösterdiği için İslâm Aleminde büyük bir hürmet uyandırmıştır. Hükümleri arasında tezada rastlanmaz. Kolay anlaşılan parlak bir uslübu vardır. Maddeleri son derece veciz ve açıktır. Her kitabın evveline o mevzuya ait tabirlerin konması, her maddede de misallerin verilmesi hükümleri anlamayı ve tatbikatını kolaylaştırmıştır.

Avrupa’da ilmi bir cemiyet vasıtasıyla hazırlanan ilk kanun İmparator Iustinianus’un kanunnâmesidir ki İstanbul’da hazırlanmıştır. Avrupa kanunlarınrn esasıdır. İkincisi Mecelle olmuştur. Cevdet Paşa, Mecelle’nin hazırlanmasında önayak olmakla yalnız İslâm hukukuna değil, dünya hukuk hayatına da büyük bir hizmette bulunmuş; hem kendi hem de eserinin ismini ölümsüzleştirmiştir.

İnsan eseri olmak itibariyle elbette Mecelle de kusursuz değildir. Ama bu onun şöhretine gölge düşürmemiş; bilakis 12 asırlık İslam hukukundan zamanın ihtiyaçlarına uygun kanunlar yapılabileceğini göstermiştir. Nitekim şartlar müsait olsaydı, Mecelle’yi hazırlayan cemiyet, gereken ikmalleri ve düzeltmeleri yapabilirdi. Mecelle’nin kaldırılması eksikliğlnden değil, milletin tercihi değiştiği içindir.

Dipnotlar   [ + ]

1.Ama Hangi Osmanlı?, Ekrem Buğra Ekinci, Timaş Yayınları, İstanbul 2013, Sayfa:46-48
2.rihlekitap.com editörü.