tarihinde gönderildi.

Neden “Modern İslam Düşüncesi”nin Tenkidi? – Ebubekir Sifil

Geçmişten günümüze gelen ne varsa, bütünüyle "tartışılabilirler" sınırına çekilmek suretiyle sarsılmak isteniyor

[ayraç]‘ta bugün sizlere Sözü Müstakim Kılmak adlı eserden iktibas yapıyoruz. Eserin yazarı Ebubekir Sifil hoca merak edilen bir konuya cevap veriyor.  Ebubekir Sifil  hoca bu pasajda Tartışmanın ne olduğuna ve ne olmadığına ve İthal fikirler ile yapılan tartışmaların yersiz olduğuna değiniyor.1)Sözü Müstakim Kılmak, Ebubekir Sifil, RIHLE Kitap, İstanbul 2013, 3. Baskı, Sayfa 81 – 84

[ayraç] | kitaba biraz mola…

Soru: Önce çalışmalarınızdan başlayalım isterseniz. Okuyucu sizi, Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi adlı bir seri kitap çalışmanız ile tamdı. Neden “tenkit” ve neden “Modern İslam düşüncesi”nin tenkidi?2)Bu söyleşi Milli Gazete’nin 3-4 Ekim-2000 tarihli nüshalarında yayımlanmıştır.

Ebubekir Sifil.- Bismillâhirrahmanânirrahîm.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, “tenkit” olgusu, bizim kültürümüzün ve ilim geleneğimizin yabancısı olduğu bir husus değil. Hatta diyebiliriz ki, geçmişten devraldığımız devasa ilim mirasının temelinde “tenkit” olgusu vardır. Meşru sınırlar içinde kalmak ve kabul edilebilir gerekçelere dayanmak kaydıyla insanların herhangi bir konu üzerinde görüş ayrılığına düşmesi normaldir, tabiidir.

“Müsademe-i efkârdan barika-i hakikat zuhur eder” sözünün anlattığı hikmeti, görüş ayrılığına düşülmesini yanlış bulma eğilimindeki bir anlayışın kavraması mümkün değildir. Görüşler farklı olacak ve belli bir zeminde, belli şartlar doğrultusunda çarpışacak ki, hakikat şimşeği de oradan zuhur etsin değil mi?..

Farklı Görüşler

Hatta Kur’an ve Sünnet’in titizlikle teşvik ettiği “Şûra” ilkesine hayat veren de “farklı görüşler”in mevcudiyetidir. Bir konuda, ilgili ve söz sahibi herkesin aynı şeyi düşünmesinin beklenmesi hem eşyanın tabiatine aykırıdır, hem de “en doğru” görüşün ortaya çıkmasını engeller. Dolayısıyla Müslümanlar arasında “muhtelefun fih” meseleler daima var olacaktır/olmuştur ve ihtilaflı görüşlerin

Sözü Müstakim Kılmak - Ebubekir Sifil | RIHLE Kitap | İstikamet Kitapları
Bir konuda, ilgili ve söz sahibi herkesin aynı şeyi düşünmesinin beklenmesi hem eşyanın tabiatine aykırıdır, hem de “en doğru” görüşün ortaya çıkmasını engeller.

doğal olarak tevlit ettiği “tenkit” mekanizmasına işlerlik kazandırıldığı sürece hem yanılma payı azalacak, hem de ortaya konan alternatif çözümler, Müslümanlar’a hareket alanı sağlayacaktır.

Buraya kadar söylediklerimiz, “tenkit” mekanizmasının sağlıklı işleyebilmesi için varlığına kaçınılmaz olarak ihtiyaç bulunan “ilmî tutarlılığı” sağlayan “sistematik düşünce”nin tartışan taraflarda mevcut olduğu varsayımına dayanmaktadır. Ancak günümüzde böyle bir yapı var mıdır?

Bu noktada sorunuzun ikinci kısmının cevabına gelmiş oluyoruz; “neden Modern İslam düşüncesinin tenkidi?”

İslam tarihine baktığımızda, ilk fırkalaşma hareketlerinin, her ne kadar ağırlıklı olarak siyasal sebeplerle baş göstermiş olsa da, itikadi yönü olan ayrılıklara dayandığını görürüz. Hariciler’in, Şia’nın, Mürcie’nin, Mu’tezile’nin… ve bunların alt gruplarının gerek Ehl-i Sünnet ile, gerekse birbirleri arasında düştükleri ihtilaf, en temelde farklı İslam anlayışlarından kaynaklanmaktaydı.

Ehl-i Sünnet ve Şia

Yani İslam dediğimiz bu dinin temel kabulleri, kaynakları ve bu kaynakları okuma biçimi nasıl olacaktır? Geçmişte yüzyıllar süren tartışma, cedel ve hatta fiilî çatışmalar, Ehl-i Sünnet’in tartışmasız hakimiyeti ile neticelenmişti. O dönemlerden günümüze, varlığım sürdürebilen iki ana akım kaldı: Ehl-i Sünnet ve Şia…

İşte bugün de o dönemlerdeki ayrılıkları çağrıştıran bir durum ile karşı karşıyayız. Ağırlıklı olarak -ana gövdeyi temsil eden- Ehl-i Sünnet’e yönelik olmakla birlikte, -Şia gibi- diğer anlayışları da hedefleyen bir fikri taarruz söz konusu. Geçmişten günümüze gelen ne varsa, bütünüyle “tartışılabilirler” sınırına çekilmek suretiyle sarsılmak isteniyor…

Soru: Eğer geçmişte buna benzer bir tartışma yaşandıysa, bugün de yaşanmasında ne sakınca var?

Ebubekir Sifil.- Elbette bizatihi “tartışma”nın bir sakıncası olamaz. Ama bugünkü durumu geçmiştekinden farklı kılan bazı hususların da dikkatten kaçırılmaması gerekiyor. Şöyle ki:

[quote]Geçmişte yaşanan tartışmalardaki “siyasal” saik, İslam dünyasına siyasal, kültürel vd. sebeplerle “dışarıdan” ithal edilmiş unsurlarla vücut bulmuyordu. Mesela bir Mu’tezile’nin temsil ettiği anlayış, argümünlarında felsefî rasyonalizmin etkin izlerine rastlansa da, aslolarak “içeriden” bir muhalefetti.[/quote]

Keza her ne kadar Haricî anlayışın temelinde siyasal hedefler gözleniyor idiyse de, bu, neticede iktidarı ele geçirmek için yine “içeriden” bir muhalefeti temsil ediyordu.

Ancak aynı durumu günümüzde İslam Modernizmi’nin temsil ettiği hareket için söylemek oldukça zor. Zira İslam Modernistleri, fikrî temellerini büyük ölçüde Oryantalist çalışmalara borçlular.

Ebubekir Sifil Kitapları
Oryantalizm’in İslam dünyasını fikrî olarak “çözümlemek” ve “çökertmek” gibi temel bir hedefi bulunduğu vakıası ise, ayrıca vurgulanmaya ihtiyaç göstermeyecek kadar aşikâr…

Bunu gerek zımnen, gerekse açıktan kendileri de ifade etmekten geri durmuyorlar. Oryantalizm’in İslam dünyasını fikrî olarak “çözümlemek” ve “çökertmek” gibi temel bir hedefi bulunduğu vakıası ise, ayrıca vurgulanmaya ihtiyaç göstermeyecek kadar aşikâr…

[box type=”info”]Dolayısıyla İslam Modernizmi, bu noktada, sizin kullandığınız kelimeyle “sakıncalı” bir duruşu temsil ediyor. Çünkü hareketin fikrî temellerinde soru işaretleri var.[/box]

Soru: Ya Oryantalistler’in ortaya koyduğu ve Modernistler’in kullandığı argümanlar doğruysa?

Ebubekir Sifil.- Evet, kasdettiğim sakınca ve soru işaretleri tam da bu noktada yatıyor. Oryantalistler’in, İslam araştırmalarında kullandıkları yöntemlerden tutunuz da, ortaya attıkları iddialara kadar -tek tük istisnaları bulunduğunu da teslim etmekle birlikte- İslam’a karşı önyargılı hareket etmediklerini düşünmemizi isteyenler, bizden, ya “çocukça”, ya da “çılgınca” davranmamızı bekliyorlar demektir.

Tıpkı Pavlus ve ondan sonraki din adamlarının Hz. İsa (a.s)’ın tebliğ ettiği Tevhid dinine ve İncil’e reva gördükleri muamelelerde olduğu gibi, İslam’ın ve onun kaynaklarının bize intikalinde temel fonksiyon icra etmiş olan “ilk nesiller”in de benzeri bir tahrip ve tahrif içinde olduklarını; müfessirlerin Kur’an’ı İlahî iradeye aykırı düşecek şekilde tefsir etmek suretiyle tahrif ettiğini, muhaddislerin hadis uydurduğunu, fakihlerin kendi anlayışlarım “din” diye kodifike ettiğini… hasılı geçmişten bize intikal etmiş ilmî birikimin, büyük ölçüde “yanlış” bir İslam anlayışının ürünü olduğunu, kullandıkları tabirler farklı olmakla birlikte özde bunu ifade edecek biçimde -Efgani- Abduh-R.Rıza çizgisinden, Seyyid Ahmed Han’a, Musa Carullah Bigiyeften Yaşar Nuri Öztürk’e, Hindistanlı, Mısırlı, Kazanlı, Türkiyeli… pek çok isme kadar- iddia etmeyen bir modernist var mıdır?

Dipnotlar   [ + ]

1.Sözü Müstakim Kılmak, Ebubekir Sifil, RIHLE Kitap, İstanbul 2013, 3. Baskı, Sayfa 81 – 84
2.Bu söyleşi Milli Gazete’nin 3-4 Ekim-2000 tarihli nüshalarında yayımlanmıştır.