tarihinde gönderildi.

Hz. Ömer’in Hazîneden İsteyen Bir Akrabasını Azarlaması – M.Yusuf Kandehlevî

Hz. Ömer'in bir akrabası, ona gelerek hazineden kendisine bir şeyler vermesini teklif etti. Hz. Ömer'de onu azarlayarak

[ayraç]‘ta bugün sizlere kısa fakat etkili bir pasajı iktibâs ediyoruz. Merhum Yusuf Kandehlevî‘nin meşhur eseri Hayatü’s-Sahabe eserinde yer alan bu iktibâsta Hz. Ömer (ra)‘ın Halifelik dönemindeki hassasiyetini aktarıyor.

[ayraç] | kitaba biraz mola…

Muhammed b. Sirin anlatıyor:

Hz. Ömer‘in bir akrabası, ona gelerek hazineden kendisine bir şeyler vermesini teklif etti. Hz. Ömer‘de onu azarlayarak:

M.Yusuf Kandehlevi
M.Yusuf Kandehlevi

[box type=”alert” size=”large”]’Allah’ın huzuruna hain bir devlet adamı olarak çıkmamı mı istiyorsun?’ [/box]

dedi. Fakat daha sonra kendi malından ona on bin dirhem verdi. “1)İbn-i Sa’d, III 219.

Harun b. Antere anlatıyor:

Hz. Ali, Kufe yakınlarındaki Havernak’ta iken yanına gittim. Üstünde eski bir elbise vardı ve soğuktan titriyordu. Kendisine:

  • ‘Ey Halife, şüphesiz ki Allah, sana ve ailene bu maldan bir pay vermiştir ve sen ise soğuktan titriyorsun,’ dedim. Bunun üzerine bana:

[quote]’Allah’a yemin ederim ki, ben sizin malınızdan bir şey eksiltmedim. Bu üstümdeki de evimden -yahut Medine’den- getirdiğim, bir elbisedir,’ dedi.”[/quote]2)El-Bidâye ve’n-Nihâye. VIII, 3.

Dipnotlar   [ + ]

1.İbn-i Sa’d, III 219.
2.El-Bidâye ve’n-Nihâye. VIII, 3.
tarihinde gönderildi.

Ömer bin Abdülazîz – Osman Nûri Topbaş

[ayraç]‘ta bugün sizlere Adaleti ile öne çıkan Sahabeyi Kirâm efendilerimizden Hz. Ömer (ra)’ın muhterem mahdumu (oğlu) Ömer bin Abdülaziz (ra)’a dair bir iktibâs paylaşıyoruz. Osman Nûri Topbaş Hoca’nın İbret Işıkları eserinde yer alan bu bölümde, Topbaş hoca bizlere Ömer bin Abdülazîz (ra)‘ın hayatını kısaca anlatmaktadır.1)İbret Işıkları, Osman Nûri Topbaş, Erkam Yayınları, İstanbul, Sayfa 22-242)Kapak görselinde kullanılan fotoğraf: © sosyaldoku.com

[ayraç] | kitaba biraz mola…

Emevî halîfelerinin sekizincisidir.

Medîne-i Münevvere’de doğmuştur. Annesi, Hazret-i Ömer -radıyallâhü anh-’ın torunudur.

Hz. Ömer (ra)'ın isminin tablosu - Molla Fenari Camii [fotoğraf: © Mustafa Yılmaz]
Hz. Ömer (ra)’ın isminin tablosu – Molla Fenari Camii [fotoğraf: © Mustafa Yılmaz]

Hazret-i Ömer -radıyallâhü anh-, oğlu Abdullâh -radıyallâhü anh- tarafından nakledilen kerâmet mâhiyetindeki şu sözleriyle, Ömer bin Abdülazîz’in hilâfet ve adâletini henüz o doğmadan şöyle müjdelemiştir:

“Benim evlâdımdan yüzünde bir işaret (bir yara izi) olan biri, bu işi (hilâfeti) yüklenecek ve yeryüzüne adâleti tevzî edecektir. “

Ömer bin Abdülazîz’in yaşamış olduğu destânî, ulvî ve bütün asırlara nümûne-i imtisâl hayatı dolayısıyla Ahmed bin Hanbel -kuddise sirruh- şöyle buyurur:

“Ömer bin Abdülaziz’i sevmek ve O’nun sâiih amellerini teşvik etmek, Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına uygun hayırlı ve bereketli bir ameldir…”

Saîd bin Müseyyeb’in ifâdesiyle Ömer bin Abdülazîz,devrinin müceddidi ve mehdîsi idi.

 Emevî devletinin ilk yedi hükümdarı zamanında İslâmî fetihler zirveye ulaşmasına rağmen Kur’ân ve sünnetten uzaklaşılmış ve İslâm toplumu, yavaş yavaş neredeyse tefessüh etmişti. Ömer bin Abdülazîz, işte bu ahvalde halîfe olmuş, İslâm toplumunu yeniden ıslâh edip rûhâniyet ile donatarak zirveye çıkarmıştır.

[quote]Ömer bin Abdülazîz’in 2,5 yıllık hilâfeti, İslâm târihinde ilk ihyâ hareketidir. Ömer bin Abdülazîz, Emevî halîfeleriyle başlayan rûhâniyetten uzaklaşıp ten plânına dönüşü, kısa hilâfet süresinde durdurmuş, İslâm cemâatini yeniden rûhî silkinişe geçirmiş, maddî ve mânevî zaferlerin meşheri olmuştur.[/quote]

Ömer bin Abdülazîz gibi âdil, Hakk’dan korkan, mü’min, sâlih ve âlim bir devlet adamının başa geçmesi ile yeniden bir asr-ı seâdet devrine girilmiştir.

O’nun devrinde:

“İnsanlar idârecilerinin dînleri üzerinedir.” ifâdesindeki hikmet, en bâriz bir şekilde tecellî etmiş, yaşanmıştır.

Zîrâ Ömer bin Abdülazîz, dedesi Hazret-i Ömer -radıyallâhü anh- gibi takvâ timsâli idi. Hak ve adalet sahibiydi. O, halîfe olana kadar İslâm ümmeti, yıllarca kendisini beklemiş, Hazret-i Ömer’in

Osman Nuri Topbaş [fotoğraf: © osmannuritopbas.com]
Ömer bin Abdülazîz’in müstesnâ şahsiyetini meydana getiren âmillerin başında hakka ve helâl rızka îtinâ eden bir âile- ye mensûbiyyeti vardır. Ömer bin Abdülazîz’in büyük annesinin şu kıssası çok ibretli olup helâl rızkın ve ihlâsın ehemmiyetini ifâde etmeye kâfîdir:

adâletini tekrar görebilmenin hasreti ile yanıp tutuşmuştu. Çünkü cemiyette zulüm, almış yürümüş, dünyâ servet ve nîmetleri halkı İslâm’dan uzaklaştırmıştı. Bunu ancak Hazret-i Ömer’in adâleti düzeltebilir, aslına döndürebilirdi. Zîrâ Hazret-i Ömer’in adâleti, sadece cemiyet nizâmını te’sîs etmemiş, ebedî seâdet için gönüllerin Allâh’a olan ihlâs bağlarını da güçlendirmiştir.

Ömer bin Abdülazîz’in müstesnâ şahsiyetini meydana getiren âmillerin başında hakka ve helâl rızka îtinâ eden bir âile- ye mensûbiyyeti vardır. Ömer bin Abdülazîz’in büyük annesinin şu kıssası çok ibretli olup helâl rızkın ve ihlâsın ehemmiyetini ifâde etmeye kâfîdir:

Bir gece vaktiydi. Hazret-i Ömer -radıyallâhü anh-, mûtâdı olduğu üzre Medîne sokaklarını gezmekteydi ki, ansızın durakladı. Önünden geçmekte olduğu evden dışarıya kadar taşan bir ana ile kızının tartışması dikkatini çekmişti.

Ana, kızına:

“-Kızım, yarın satacağımız süte biraz su karıştır!” demekteydi.

Kız ise:

“-Anacığım, halîfe süte su karıştırılmasını yasak etmedi mi?” dedi.

Ana, kızının sözlerine sert çıkarak:

“-Kızım, gecenin bu saatinde halîfenin süte su kattığımızdan nereden haberi olacak?!” dedi.

Ancak gönlü Allâh korkusu ile diri olan kız, anasının süte su katma hîlesini yine kabullenmedi:

“-Anacığım! Halîfe görmüyor diyelim, Allâh da mı görmüyor? Bu hîleyi insanlardan gizlemek kolay, ama her şeyi görüp bilen Allâh’dan gizlemek mümkün mü?..” dedi.

[box type=”note”]Rabbânî hakîkatlerle dolu bir kalbe sahip olan bu nezihe kızın, derûnî bir Allâh korkusu içinde annesine verdiği cevab, Hazret-i Ömer -radıyallâhü anh-’ı son derece duygulandırdı. Emîru’l-mü’minîn, onu, sıradan bir sütçü kadının kızı değil, gönlündeki takvâsı ile müstesnâ bir nasîb bildi ve oğluna gelin olarak aldı.[/box]

İşte Ömer bin Abdülazîz de, bu temiz silsileden doğdu.

Dipnotlar   [ + ]

1.İbret Işıkları, Osman Nûri Topbaş, Erkam Yayınları, İstanbul, Sayfa 22-24
2.Kapak görselinde kullanılan fotoğraf: © sosyaldoku.com
tarihinde gönderildi.

Tasavvuf Ne Demektir, Kaynağı Nedir? – Orhan Çeker

[dropcap]H[/dropcap]er şeyden önce Tasavvufî hayatın tanımını yapacak olursak deriz ki bildiğimiz kadarı ile sûfilerde olduğu gibi Peygamberimiz Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm’ın Sünnetini en ince ayrıntısına varıncaya kadar yaşamaya gayret eden bir anlayışın ve bu hareketin adı olup bunun failine sûfi denir. Bunu felsefi düşünce ya da yabancı bir düşünce olarak algılamak çok garip bir yanlışlıktır.1)Tasavvufî Meselelere Fıkhî Bakış, Sayfa13-18, Orhan Çeker, RIHLE Kitap, İstanbul 2012

Bunu nefsine ağır gelmesi sebebi ile iddia ediyorlar diyebiliyoruz. Öncelikle şuradan başlayayım: Bizim hadîsler arasında Cibrîl Hadîsi dediğimiz bir hadîs-i şerif var. Bize bu hadîs-i şerifi Hz. Ömer naklediyor: Diyor ki (mealen); Bir gün Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm ile bir grup sahabe oturup sohbet ediyorken yanımıza birden bir yabancı geliverdi. Bu yabancıyı hiç birimiz tanımıyorduk. Uzaktan geldiği belli ama üzerinde yolculuktan yana hiç bir iz, eser yok. Yolcu olan kişi üzerinde bir yorgunluk, o günkü şartlarla toz toprak vs. olur. Yorgun olur, aç olur. Ama onun üzerinde en ufak böyle bir iz yok. Elbisesi tertemiz, bir yabancı, uzaktan gelmiş, hiç birimiz tanımıyoruz. Üzerinde yolculuğa dair bir alamet yok. Peygamberimiz Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm’a dizleri değecek şekilde diz dize oturdu. Ellerini dizlerinin üzerine koydu ve Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s Selâm’a sorular sormaya başladı.
5 tane soru sordu. Birisi “İman nedir?” Peygamberimiz Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm bizim “İmanın şartları 6’dır” diyoruz ya, onları sayarak “İman budur”, diyor. Cevabı aldıktan sonra o yabancı “Sadakte”, yani “doğru söyledin” diyor. Hz. Ömer: “Biz hayret ettik”, diyor.

Aslında Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm’a edeben soru sorulmaz. O soru soracak olursa da “Allahu ve Resûluhu a’lem” yani “Allah ve Resûlu daha iyi bilir deriz” edeben. Bu yabancı hem soru soruyor hem de sonunda tasdik ediyor. Biz hayret ettik.

2. Soruİslam nedir?” Bizim islamın 5 şartı olarak saydığımız şeyleri sayarak Resûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellemİslam budur”, diye cevap veriyor. O yabancı “sadakte” diyor, yani “doğru söyledin” diyor. Biz yine hayret ettik. Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm hiç istifini bozmadan cevap vermeye devam ediyor.

Prof. Dr. Orhan Çeker
Prof. Dr. Orhan Çeker

Ondan sonra 3. soruİhsan nedir?Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm ihsanı şöyle tarif ediyor. “Senin, Allah’ı görüyormuş gibi ona ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmüyorsan da o seni görüyor” Yani ihsan, insanın her nerede olursa olsun Allah’ın kendisini gördüğünü bilerek, Allah’ın kendisini gördüğü şuurunda olarak hal ve hareketini ona göre düzenlemesidir” anlamında bir cevap.

4. SoruYa RasulAllah kıyamet ne zaman kopacaktır?” Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm buna bilmediği şeklinde cevap veriyor. Yani “soru sorulan kişi, soruyu sorandan daha iyi bilmez,” diye cevabını veriyor.

5. SoruÖyle ise Ya RasulAllah kıyametin alametleri nedir?Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm 2-3 tane alamet söylüyor. Ve alametleri işte budur, diyor. Ondan sonra o yabancı birden kayboluveriyor. Hz. Ömer diyor ki, gözden kayboluverdi. Bir süre sonra Resûlullah Aleyhi’s- Salâtu ve’s-Selâm benim hayretimi görmüş olmalı ki, sordu. “Bu gelen kimdi biliyor musunuz?” Biz , “Allahu ve Resûluhu a’lem”, yani “Allah ve Resülü daha iyi bilir”, dedik. Cevabı Peygamberimiz Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm kendisi veriyor. “Bu Cebrail idi. Size dininizi öğretmek için gelmişti” Onun için bu rivayete, Cibrîl yani -Cebrail Hadîsi- denilmektedir. İşte bu hadîs İslamî hükümlerin bize tasnifini veriyor. Bu beş sorudan ilk üçü dünyada bizim yapacağımız şeylerle ilgilidir. Son ikisi de Ahiret ile ilgilidir. Bundan ayrıca biz şunu anlıyoruz: İlk üçünü hakkıyla yerine getirenler, Ahirete hazırdırlar ve ölümü hoş geldin, safa geldin diye karşılayabilirler. Artık bu üçünü yerine getirenler dünyadaki işlerini tamamlamıştır, demektir.

(Ebubekir Sifil Hoca yapmış olduğu Riyâzu's-Sâlihîn #HadisDersi'nde Cibrîl Hadis-i Şerifini müstakil ders olarak işledi. Bu dersi dinlemek için tıklayabilirsiniz. Eğer izlemek istiyorsanız adres: http://youtu.be/DxtPf-Xc_Pk  Editör)

Ahiretlik bir insan olmuştur yani. Bunların ilk üçü ne öyleyse? İman, İslam ve İhsan… Biz de gerçekten İslami hükümleri buna göre tasnif ederiz. 3 gruba ayrılır, deriz. Birisi İmani hükümler yani inanca dair itikadi hükümler, 2. Amelî hükümler, ne yapacağımıza ya da ne yapmayacağımıza dair hükümler. Mesela meleklere iman etmek ya da ahirete iman etmek 1. gruptandır. Namaz kılmak, abdest almak 2. gruptandır. Yani 1.’sinde neye inanman gerekir, neyi inkâr etmen gerekir. 2.’sinde de neyi yapman gerekir, nelerden uzak durman gerekir. Yani inançla birlikte bedenen yapacağımız şeyler, 3.’sü ise iç dünyanın terbiyesi ile ilgilidir ki, ruh terbiyesi, nefis terbiyesi ya da nefis tezkiyesi dediğimiz şeydir.

İman, İslam ve İhsan… Biz de gerçekten İslami hükümleri buna göre tasnif ederiz. - Orhan Çeker. Hazırlayan: Editör
İman, İslam ve İhsan… Biz de gerçekten İslami hükümleri buna göre tasnif ederiz. – Orhan Çeker. Hazırlayan: Editör

 

Soru: Yani aslında hepsi birbirini tamamlıyor.

Prof. Dr. Orhan Çeker: Evet birbirini tamamlıyor. Şimdi bunlardan 1. olmazsa yani iman kısmı olmazsa, o insan müslüman değildir. Ve o şekilde ölüp giderse Kur’ânı Kerîmin ifadesiyle ebediyyen cehennemliktir. Artık bu kişinin cehennemden kurtulup cennete girmesi mümkün değildir. Tabiatiyle bunların da kendine göre şartları ve adabı var. İman eden kişi Peygamberimiz’in tâlim ettirdiği gibi iman edecek. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de diyor ki (Bakara:137),

فَإِنْ آمَنُواْ بِمِثْلِ مَآ آمَنْتُمْ بِهِ فَقَدِ اهْتَدَو اْ

“Onlar, sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse doğru yola gelmiş olurlar”

Soru: Bu kesin bir ifade değil mi?
Prof. Dr. Orhan Çeker: Kesin. Daha çok ayet var bu konuda. Peygamberimiz Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm dâhil bütün Peygamberlere inanacak. Kur’ân-ı Kerîm dâhil bütün kitaplara inanacak. Yani o zaman Peygamberimizin getirdiği iman esasları gibi iman edecek demek ki. Bir de bu imana göre bir amel, bir eylem ortaya koyacak. İşte bu ameller, eylemler sistemini biz Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm’dan öğreniyoruz. Ve Peygamberimizin ortaya koyduğu bu davranış biçimine biz toplu olarak “Sünnet” diyoruz. Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm’ın sünneti yani yaşantı biçimi. İşte 2. grup, bu hükümleri ifade ediyor. 

3. grup İhsan. Bu, nefis tezkiyesi, ruh terbiyesi ile ilgili hükümlerdir ki bu üçü insan-ı kâmil mertebesine çıkaran hükümlerdir. Diyelim ki 1. olur da 2. olmazsa her zaman sönmekle karşı karşıya olan çıplak bir iman demek olur. 1. olur da amel ve dolayısıyla ruh terbiyesi olmazsa, bunu şuna benzetmişler: Fanusu olmayan, etrafında cam muhafazası olmayan bir muma, bir lambaya benzer. Nasıl ki herhangi bir rüzgârın bunu söndürmesi çok kolay ise, amelle desteklenmeyen iman da her zaman yok olmakla karşı karşıyadır. Dolayısıyla kişi 1.’ye iman edecek. 2. grubu da yapacak. 2.’yi yaptığı zaman tamam, muttaki bir müslüman’dır denebilir kendisine ama eksiktir.

Bir de ruhunu terbiye etmesi gerekir. Bunu biz bütün İslami hükümlerde görürüz. Namazda da görürüz, zekâtta da görürüz, hacda da görürüz, kurbanda vs.’de de görürüz. Dolayısıyla tasavvuf ya da ruh terbiyesi Cibrîl Hadîsindeki bu soru ve cevabına dayanmaktadır. Bunlardan 1. grupla ilgili mezhebler ortaya çıkmış. Mesela Maturidîlik, Eş’ârilik. Ehl-i Sünnet vs. dediğimiz mezhebler ortaya çıkmış. 2.’siyle ilgili olarak da mezhebler ortaya çıkmış. Hanefî, Şafiî vs… Mezheb kelimesi, yol demektir, onu da unutmayalım. Gidilecek olan yol anlamındadır. Üçüncüsü ile ilgili de mezheb ortaya çıkmış. O da yine yol anlamında ama ona mezheb denmemiş de tarik/tarikat denilmiştir ki o da zaten yol demektir…

Ve Peygamberimizin ortaya koyduğu bu davranış biçimine biz toplu olarak “Sünnet” diyoruz. Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm’ın sünneti yani yaşantı biçimi. İşte 2. grup, bu hükümleri ifade ediyor.  - Orhan Çeker. Görsel: RIHLE Kitap
Ve Peygamberimizin ortaya koyduğu bu davranış biçimine biz toplu olarak “Sünnet” diyoruz. Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm’ın sünneti yani yaşantı biçimi. İşte 2. grup, bu hükümleri ifade ediyor. – Orhan Çeker. Görsel: RIHLE Kitap

Soru: Tarikat kelimesi de takip edilen bir yol demek…

Prof. Dr. Orhan Çeker: Evet, o da yol demektir. Demek oluyor ki üç grup hükümle ilgili olarak ulemamız müslümanlara konsantre/hazır ve doğru bilgiyi en kısa zamanda takdim etmek için ekoller halinde onu işlemişler. İşte her üç grupta da oluşan bu ekollere mezheb ya da tarik/tarikat denilmiştir ki mezhebi de biraz îzah etmemiz gerekir. Aslında kimilerinin iddia ettiği gibi mezheb bid’at yani sonradan türedi şeyler değildir. Onu anlatalım inşAllah.

Mezhebin bid’at yani din dışı hatta din düşmanlığı gibi birşey olması mümkün değil. Mezhebler müslüman’a İslam dinini en kısa yoldan hangi suretle nasıl iletebiliriz doğrultusunda gayret göstermişler ve İslam şudur, şudur, şudur diye maddelemişlerdir. Mezheb işte bu hazır bilgiyi takdim etmiştir.

[tweetmeme style=”compact” source=”RihleKitap”][/tweetmeme][fbshare type=”button” width=”100″] [/fbshare][google_plusone size=”standard” annotation=”bubble” language=”Turkish”] [/google_plusone]

Dipnotlar   [ + ]

1.Tasavvufî Meselelere Fıkhî Bakış, Sayfa13-18, Orhan Çeker, RIHLE Kitap, İstanbul 2012