tarihinde gönderildi.

Amelsiz Müslümanlık Olur Mu? – Dilaver Selvi

Allah’a iman ettiğin i söyleyen bir kimsenin O’nun emir ve hükümlerini hafife alması, onları ihmal etmesi veya gereksiz görmesi imanı ile bağdaşmaz.

[ayraç]‘ta bugün sizlere Dilaver Selvi‘nin Ehl-i Sünnet İnancı isimli eserinden iktibâs yapıyoruz. Selvi Hoca, Amel işlemenin önemine, Amelsiz Müslümanlığın tehlikelerine Kur’an-ı Kerim ayetleri ve Hadis-i Şerifler ile örnekler vererek değiniyor. Hayırlı Okumalar…1)Ehl-i Sünnet İnancı, Dilaver Selvi, Semerkand Yayınları, İstanbul 2013, Sayfa 218 – 221

[ayraç] | kitaba biraz mola…

Din sadece bir fikirden, güzel düşünceden ibaret değildir. Din, Allah Teâlâ’nın hükümleridir. Müslüman, bu hükümlere samimiyetle uyan kimse demektir. Teslim olan tâbi olur, tâbi olan huzur bulur. Çünkü Allah Teâlâ’nın dininde, insanı mutlu edecek her şey vardır. insanı yaratan onun derdini ve dermanını en iyi bilmez mi?

Din, sadece inanmak ve kalple kabul etmek de değildir.

Din, samimi olarak inanmak ve inandığı esasları ihlâsla yaşamak demektir.

Dinin esası ihlâstır; yani Allah’a karşı samimi olmaktır.

Din, baştan sona kulluk ve güzel ahlâk demektir.

Ehl-i Sümmet İnancı - Dilaver Selvi - Semerkand Yayınları
Ehl-i Sümmet İnancı – Dilaver Selvi – Semerkand Yayınları

Din, Allah Teâlâ’nın kulun yaşaması için gönderdiği hükümlerden ve edeplerden ibarettir. Allah’a iman ettiğin i söyleyen bir kimsenin O’nun emir ve hükümlerini hafife alması, onları ihmal etmesi veya gereksiz görmesi imanı ile bağdaşmaz. Böyle düşünen bir kimse, ya aklının kusurunu anlar, şeytanın hilesini farkeder ve bu hallere tövbe eder veya kalbinden imanı gider.

[highlight]Hiç tövbe edilmeyen veya salih amellerle temizlenmeyen günahlar kalbi öldürür. Kalbi ölen kimsenin imanı tehlikededir. Tövbe edip imanını tazeleyen ve güzel amellere dönen bir kimse tehlikeden kurtulur.[/highlight] Şu hadis-i şerifin uyarısına dikkat etmek zorundayız:

[quote]“Mümin bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tövbe eder, günahtan elini çeker ve istiğfar ederse kalbi temizlenir. Günah işlemeye devam eder ve günahı çoğaltırsa siyahlık kalbini tamamen sarar. işte bu hal kalbin paslanmasıdır. Allah Teâlâ’nın, ‘Hayır, doğrusu onların yaptıkları ameller yüzünden kalpleri pas tutmuştur’ (Mutaffifîn 83/14) âyetiyle belirttiği durum bu dur.”2)Tirmizî, Tefsir, nr. 3345; İbn Mâce, Zühd, nr. 4244; Hâkim, Müstedrek, 2/518; Ahmed, Müsned, 21297.[/quote]

Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Hakim’de elliden fazla yerde, cennete giren müminlerin en önemli iki özelliğinden bahsetmiştir. Bunların birincisi şeksiz iman, ikincisi de Allah için salih amel işlemektir. Elbette cennete Cenâb-ı Hakk’ın rahmetiyle girilir; ancak yüce Rabbimiz, bu rahmetini ve mağfiretini salih amel işleyen mümin kullarına vaat etmiştir.

Gerçek bir Müslüman, “Ben yüce Yaratıcı ’ya iman ederim fakat dünyada nasıl yaşayacağımı kendim belirlerim, iyiyi kötüyü aklımla seçerim, arzuladığımı yerim, istediğimi içerim, beğendiğimle evlenirim, haram ve helâl diye bir sınır tanımam” diyemez. Bunu diyen mümin olmaz; böyle düşünen ve söyleyende iman kalmaz.

Bir Müslüman, Allah’a imanı tam ve şirkten uzak olduğu halde, nefsinin hevâsına uyup bazı farzları terketse veya haramlara girse, bu yüzden küfre girmiş olmaz. Bu durumda kendisine tövbe farzdır. Tövbe etmeden ölse bile, yine mümindir; tevhid üzere ölmüştür.

Cenâb-ı Hak dilerse kendisine hiç azap etmeden affederek onu rahmetiyle cennetine koyar veya geçici bir azapla cezalandırır ve sonunda ebedî nimet yurdu cennete alır.3)bk. Sâbûnî, er-Risâle fi i’tikâdi Ehli’s-Sünne (Aktdetü’s-Selet, s. 276. Asıl olan Allah’ın birliğini bilmek ve buna iman etmektir. Bu kadar bilgi ve iman olmadan cennete girmek mümkün değildir.

İmanın, ilim ve Salih amel ile korunma altına alınması gerekir. Çünkü kalpteki iman, dil ile söylenmez ve amel ile ispat edilmezse, imanın ne varlığı anlaşılır ne de tadı tadılır. Bir kimsenin Müslüman olduğuna şahitlik edilebilmesi için, onun Müslümanlığını ilan etmesi veya bunu bir ameli ile göstermesi gerekir.

İman ile amel, kalple vücut gibidir. Kalp de vücut da tek başına hayat bulamaz. İmanın salih amel, taat ve ibadetle gereği yapılınca, İslâm yaşanmış olur. İslâm imanın ilan edilmesidir. İman da İslâm’ın akaididir.

[box type=”alert” size=”large”]Allah katında imansız amel kabul edilmediği gibi, akaidsiz amel de kabul edilmez.[/box]

“Vahdet-i vücud”, “Râbıta” vb. Konulara Bakış Açısı Nasıl Olmalıdır? - Osman Nuri Topbaş
Lâ ilâhe illallah şehadetinin cennetin kapısını kolayca açması için, onu söyleyen müminde şu dört şeyin bulunması lazımdır: 1. Yalan ve gıybetten temiz bir dil. 2. Hile ve hıyanetten arınmış bir kalp. 3. Haram ve şüpheli şeylerden uzak duran bir karın. 4. İçinde hevâ ve bidat bulunmayan salih amel. 
[fotoğraf: © Reuters]

Amel ve ibadet, kalpteki imanın dili hükmündedir.

Velilerden Bâyezid-i Bistâmî’nin (k.s) huzurunda biri, “lâ ilahe illallah şehadeti cennetin anahtarıdır” hadisini okudu. Hazret, bu hadise şu açıklamayı getirdi:

“Evet, böyledir, fakat bir anahtarın dişleri olmazsa kapıyı açmaz. Lâ ilâhe illallah şehadetinin cennetin kapısını kolayca açması için, onu söyleyen müminde şu dört şeyin bulunması lazımdır:
1. Yalan ve gıybetten temiz bir dil.
2. Hile ve hıyanetten arınmış bir kalp.
3. Haram ve şüpheli şeylerden uzak duran bir karın.
4. İçinde hevâ ve bidat bulunmayan salih amel.4)Ahmed, Müsned, 5/242; Bezzâr, Müsned, nr. 2660; Taberânî, Kitâbü’d- Duâ, nr. 1479; Heysemî, ez-Zevâid, 1/16. 5)Münâvî, el-Kevâkibü’d-Dürriyye, 1/660 (Beyrut 1999).

Kendisini yaratan ve yaşatan yüce Rabb’ine imanı olup da hiç itaati olmayan bir insanda, O’na karşı hiç değilse biraz mahcubiyet ve hayâ bulunmalıdır. Bu kadarcık hayâ da bir iman alametidir ve Hz. Resûlullah’ın (s.a.v) müjdesiyle, bunun bile kazancı büyüktür.

Allah Resûlü (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
Sizden evvelki ümmetler içinde bir adam vardı. Tevhid hariç işe yarar hiçbir hayırlı ameli yoktu. Bir gün ailesini toplayıp,

‘Öldüğüm zaman beni yakınız. Kemiklerimi havanda döverek toz ediniz. Sonra rüzgârlı bir günde bu tozun yarısını karaya, yarısını denize atınız’ diye vasiyet etti. Adam ölünce vasiyet yerine getirildi. Aziz ve Celil olan Allah rüzgâra, ‘Dağıttığın tozları topla’ buyurdu. Rüzgâr tozları topladı, huzur-i ilâhiyyeye getirdi.

Hak Teâlâ adama, ‘Neden böyle hareket ettin?’ diye sordu.

Adam,‘Senden hayâ ettiğim için yâ Rab’ diye cevap verdi.

O zaman Allah Teâlâ, ‘Ben de seni mağfiret ettim’ buyurdu. ’ 6)Hadis için bk. Buhârî, Enbiya, 54; Müslim, Tövbe, 24; Ahmed, Müsned, 1/398.

Dipnotlar   [ + ]

1.Ehl-i Sünnet İnancı, Dilaver Selvi, Semerkand Yayınları, İstanbul 2013, Sayfa 218 – 221
2.Tirmizî, Tefsir, nr. 3345; İbn Mâce, Zühd, nr. 4244; Hâkim, Müstedrek, 2/518; Ahmed, Müsned, 21297.
3.bk. Sâbûnî, er-Risâle fi i’tikâdi Ehli’s-Sünne (Aktdetü’s-Selet, s. 276.
4.Ahmed, Müsned, 5/242; Bezzâr, Müsned, nr. 2660; Taberânî, Kitâbü’d- Duâ, nr. 1479; Heysemî, ez-Zevâid, 1/16.
5.Münâvî, el-Kevâkibü’d-Dürriyye, 1/660 (Beyrut 1999).
6.Hadis için bk. Buhârî, Enbiya, 54; Müslim, Tövbe, 24; Ahmed, Müsned, 1/398.
tarihinde gönderildi.

Tasavvuf Ne Demektir, Kaynağı Nedir? – Orhan Çeker

[dropcap]H[/dropcap]er şeyden önce Tasavvufî hayatın tanımını yapacak olursak deriz ki bildiğimiz kadarı ile sûfilerde olduğu gibi Peygamberimiz Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm’ın Sünnetini en ince ayrıntısına varıncaya kadar yaşamaya gayret eden bir anlayışın ve bu hareketin adı olup bunun failine sûfi denir. Bunu felsefi düşünce ya da yabancı bir düşünce olarak algılamak çok garip bir yanlışlıktır.1)Tasavvufî Meselelere Fıkhî Bakış, Sayfa13-18, Orhan Çeker, RIHLE Kitap, İstanbul 2012

Bunu nefsine ağır gelmesi sebebi ile iddia ediyorlar diyebiliyoruz. Öncelikle şuradan başlayayım: Bizim hadîsler arasında Cibrîl Hadîsi dediğimiz bir hadîs-i şerif var. Bize bu hadîs-i şerifi Hz. Ömer naklediyor: Diyor ki (mealen); Bir gün Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm ile bir grup sahabe oturup sohbet ediyorken yanımıza birden bir yabancı geliverdi. Bu yabancıyı hiç birimiz tanımıyorduk. Uzaktan geldiği belli ama üzerinde yolculuktan yana hiç bir iz, eser yok. Yolcu olan kişi üzerinde bir yorgunluk, o günkü şartlarla toz toprak vs. olur. Yorgun olur, aç olur. Ama onun üzerinde en ufak böyle bir iz yok. Elbisesi tertemiz, bir yabancı, uzaktan gelmiş, hiç birimiz tanımıyoruz. Üzerinde yolculuğa dair bir alamet yok. Peygamberimiz Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm’a dizleri değecek şekilde diz dize oturdu. Ellerini dizlerinin üzerine koydu ve Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s Selâm’a sorular sormaya başladı.
5 tane soru sordu. Birisi “İman nedir?” Peygamberimiz Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm bizim “İmanın şartları 6’dır” diyoruz ya, onları sayarak “İman budur”, diyor. Cevabı aldıktan sonra o yabancı “Sadakte”, yani “doğru söyledin” diyor. Hz. Ömer: “Biz hayret ettik”, diyor.

Aslında Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm’a edeben soru sorulmaz. O soru soracak olursa da “Allahu ve Resûluhu a’lem” yani “Allah ve Resûlu daha iyi bilir deriz” edeben. Bu yabancı hem soru soruyor hem de sonunda tasdik ediyor. Biz hayret ettik.

2. Soruİslam nedir?” Bizim islamın 5 şartı olarak saydığımız şeyleri sayarak Resûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellemİslam budur”, diye cevap veriyor. O yabancı “sadakte” diyor, yani “doğru söyledin” diyor. Biz yine hayret ettik. Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm hiç istifini bozmadan cevap vermeye devam ediyor.

Prof. Dr. Orhan Çeker
Prof. Dr. Orhan Çeker

Ondan sonra 3. soruİhsan nedir?Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm ihsanı şöyle tarif ediyor. “Senin, Allah’ı görüyormuş gibi ona ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmüyorsan da o seni görüyor” Yani ihsan, insanın her nerede olursa olsun Allah’ın kendisini gördüğünü bilerek, Allah’ın kendisini gördüğü şuurunda olarak hal ve hareketini ona göre düzenlemesidir” anlamında bir cevap.

4. SoruYa RasulAllah kıyamet ne zaman kopacaktır?” Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm buna bilmediği şeklinde cevap veriyor. Yani “soru sorulan kişi, soruyu sorandan daha iyi bilmez,” diye cevabını veriyor.

5. SoruÖyle ise Ya RasulAllah kıyametin alametleri nedir?Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm 2-3 tane alamet söylüyor. Ve alametleri işte budur, diyor. Ondan sonra o yabancı birden kayboluveriyor. Hz. Ömer diyor ki, gözden kayboluverdi. Bir süre sonra Resûlullah Aleyhi’s- Salâtu ve’s-Selâm benim hayretimi görmüş olmalı ki, sordu. “Bu gelen kimdi biliyor musunuz?” Biz , “Allahu ve Resûluhu a’lem”, yani “Allah ve Resülü daha iyi bilir”, dedik. Cevabı Peygamberimiz Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm kendisi veriyor. “Bu Cebrail idi. Size dininizi öğretmek için gelmişti” Onun için bu rivayete, Cibrîl yani -Cebrail Hadîsi- denilmektedir. İşte bu hadîs İslamî hükümlerin bize tasnifini veriyor. Bu beş sorudan ilk üçü dünyada bizim yapacağımız şeylerle ilgilidir. Son ikisi de Ahiret ile ilgilidir. Bundan ayrıca biz şunu anlıyoruz: İlk üçünü hakkıyla yerine getirenler, Ahirete hazırdırlar ve ölümü hoş geldin, safa geldin diye karşılayabilirler. Artık bu üçünü yerine getirenler dünyadaki işlerini tamamlamıştır, demektir.

(Ebubekir Sifil Hoca yapmış olduğu Riyâzu's-Sâlihîn #HadisDersi'nde Cibrîl Hadis-i Şerifini müstakil ders olarak işledi. Bu dersi dinlemek için tıklayabilirsiniz. Eğer izlemek istiyorsanız adres: http://youtu.be/DxtPf-Xc_Pk  Editör)

Ahiretlik bir insan olmuştur yani. Bunların ilk üçü ne öyleyse? İman, İslam ve İhsan… Biz de gerçekten İslami hükümleri buna göre tasnif ederiz. 3 gruba ayrılır, deriz. Birisi İmani hükümler yani inanca dair itikadi hükümler, 2. Amelî hükümler, ne yapacağımıza ya da ne yapmayacağımıza dair hükümler. Mesela meleklere iman etmek ya da ahirete iman etmek 1. gruptandır. Namaz kılmak, abdest almak 2. gruptandır. Yani 1.’sinde neye inanman gerekir, neyi inkâr etmen gerekir. 2.’sinde de neyi yapman gerekir, nelerden uzak durman gerekir. Yani inançla birlikte bedenen yapacağımız şeyler, 3.’sü ise iç dünyanın terbiyesi ile ilgilidir ki, ruh terbiyesi, nefis terbiyesi ya da nefis tezkiyesi dediğimiz şeydir.

İman, İslam ve İhsan… Biz de gerçekten İslami hükümleri buna göre tasnif ederiz. - Orhan Çeker. Hazırlayan: Editör
İman, İslam ve İhsan… Biz de gerçekten İslami hükümleri buna göre tasnif ederiz. – Orhan Çeker. Hazırlayan: Editör

 

Soru: Yani aslında hepsi birbirini tamamlıyor.

Prof. Dr. Orhan Çeker: Evet birbirini tamamlıyor. Şimdi bunlardan 1. olmazsa yani iman kısmı olmazsa, o insan müslüman değildir. Ve o şekilde ölüp giderse Kur’ânı Kerîmin ifadesiyle ebediyyen cehennemliktir. Artık bu kişinin cehennemden kurtulup cennete girmesi mümkün değildir. Tabiatiyle bunların da kendine göre şartları ve adabı var. İman eden kişi Peygamberimiz’in tâlim ettirdiği gibi iman edecek. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de diyor ki (Bakara:137),

فَإِنْ آمَنُواْ بِمِثْلِ مَآ آمَنْتُمْ بِهِ فَقَدِ اهْتَدَو اْ

“Onlar, sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse doğru yola gelmiş olurlar”

Soru: Bu kesin bir ifade değil mi?
Prof. Dr. Orhan Çeker: Kesin. Daha çok ayet var bu konuda. Peygamberimiz Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm dâhil bütün Peygamberlere inanacak. Kur’ân-ı Kerîm dâhil bütün kitaplara inanacak. Yani o zaman Peygamberimizin getirdiği iman esasları gibi iman edecek demek ki. Bir de bu imana göre bir amel, bir eylem ortaya koyacak. İşte bu ameller, eylemler sistemini biz Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm’dan öğreniyoruz. Ve Peygamberimizin ortaya koyduğu bu davranış biçimine biz toplu olarak “Sünnet” diyoruz. Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm’ın sünneti yani yaşantı biçimi. İşte 2. grup, bu hükümleri ifade ediyor. 

3. grup İhsan. Bu, nefis tezkiyesi, ruh terbiyesi ile ilgili hükümlerdir ki bu üçü insan-ı kâmil mertebesine çıkaran hükümlerdir. Diyelim ki 1. olur da 2. olmazsa her zaman sönmekle karşı karşıya olan çıplak bir iman demek olur. 1. olur da amel ve dolayısıyla ruh terbiyesi olmazsa, bunu şuna benzetmişler: Fanusu olmayan, etrafında cam muhafazası olmayan bir muma, bir lambaya benzer. Nasıl ki herhangi bir rüzgârın bunu söndürmesi çok kolay ise, amelle desteklenmeyen iman da her zaman yok olmakla karşı karşıyadır. Dolayısıyla kişi 1.’ye iman edecek. 2. grubu da yapacak. 2.’yi yaptığı zaman tamam, muttaki bir müslüman’dır denebilir kendisine ama eksiktir.

Bir de ruhunu terbiye etmesi gerekir. Bunu biz bütün İslami hükümlerde görürüz. Namazda da görürüz, zekâtta da görürüz, hacda da görürüz, kurbanda vs.’de de görürüz. Dolayısıyla tasavvuf ya da ruh terbiyesi Cibrîl Hadîsindeki bu soru ve cevabına dayanmaktadır. Bunlardan 1. grupla ilgili mezhebler ortaya çıkmış. Mesela Maturidîlik, Eş’ârilik. Ehl-i Sünnet vs. dediğimiz mezhebler ortaya çıkmış. 2.’siyle ilgili olarak da mezhebler ortaya çıkmış. Hanefî, Şafiî vs… Mezheb kelimesi, yol demektir, onu da unutmayalım. Gidilecek olan yol anlamındadır. Üçüncüsü ile ilgili de mezheb ortaya çıkmış. O da yine yol anlamında ama ona mezheb denmemiş de tarik/tarikat denilmiştir ki o da zaten yol demektir…

Ve Peygamberimizin ortaya koyduğu bu davranış biçimine biz toplu olarak “Sünnet” diyoruz. Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm’ın sünneti yani yaşantı biçimi. İşte 2. grup, bu hükümleri ifade ediyor.  - Orhan Çeker. Görsel: RIHLE Kitap
Ve Peygamberimizin ortaya koyduğu bu davranış biçimine biz toplu olarak “Sünnet” diyoruz. Resûlullah Aleyhi’s-Salâtu ve’s-Selâm’ın sünneti yani yaşantı biçimi. İşte 2. grup, bu hükümleri ifade ediyor. – Orhan Çeker. Görsel: RIHLE Kitap

Soru: Tarikat kelimesi de takip edilen bir yol demek…

Prof. Dr. Orhan Çeker: Evet, o da yol demektir. Demek oluyor ki üç grup hükümle ilgili olarak ulemamız müslümanlara konsantre/hazır ve doğru bilgiyi en kısa zamanda takdim etmek için ekoller halinde onu işlemişler. İşte her üç grupta da oluşan bu ekollere mezheb ya da tarik/tarikat denilmiştir ki mezhebi de biraz îzah etmemiz gerekir. Aslında kimilerinin iddia ettiği gibi mezheb bid’at yani sonradan türedi şeyler değildir. Onu anlatalım inşAllah.

Mezhebin bid’at yani din dışı hatta din düşmanlığı gibi birşey olması mümkün değil. Mezhebler müslüman’a İslam dinini en kısa yoldan hangi suretle nasıl iletebiliriz doğrultusunda gayret göstermişler ve İslam şudur, şudur, şudur diye maddelemişlerdir. Mezheb işte bu hazır bilgiyi takdim etmiştir.

[tweetmeme style=”compact” source=”RihleKitap”][/tweetmeme][fbshare type=”button” width=”100″] [/fbshare][google_plusone size=”standard” annotation=”bubble” language=”Turkish”] [/google_plusone]

Dipnotlar   [ + ]

1.Tasavvufî Meselelere Fıkhî Bakış, Sayfa13-18, Orhan Çeker, RIHLE Kitap, İstanbul 2012