tarihinde gönderildi.

Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi – Ebubekir Sifil

[ayraç]‘ta bugün sizlere Ebubekir Sifil hocanın Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi isimli eserinden iktibâs yapıyoruz. Sifil hoca serinin ikinci cildinde İslam Modernizmi’ne değiniyor ve Fazlur Rahman’ın görüşlerini tenkid ediyor. İslam Modernizmi’nin ne anlama geldiğine, hangi söylemleri olduğuna değiniyor. Kitabın ana hatlarını çizen önsözü bugün [ayraç] okuyucuları için iktibâs yapıyoruz. Hayırlı Okumalar…1)Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi, Ebubekir Sifil, RIHLE Kitap, İstanbul 2013, Önsöz

[ayraç] | kitaba biraz mola…

[dropcap]M[/dropcap]odern İslam düşüncesinin, günümüz Müslümanlarının bi­lincini meşgul eden en önemli problem olduğunu söylemek abartı olmasa gerektir. Müslümanlar Batı’dan ya da daha genel bir ifadeyle “dışarıdan” gelen herhangi bir telkin ya da yönlen­dirme girişimine karşı doğal bir refleksle karşı koymakta iken -burada bunun genellikle bilinçli bir tepki değil, sadece bir “refleks” olduğunu özellikle belirtmemiz gerekiyor- aslında kökü yine dışarıda olmakla birlikte, kendi dillerini konuşanların yaklaşımlarına karşı daha bir savunmasız ve kabule yatkın olabilmektedirler.

[highlight]Bir de Modernizm’in “topyekün” bir hareket olduğunu hesaba katarsak, karşı karşıya olduğumuz durumun ciddiyetini bir an önce gerektiği gibi kavramanın ne derece öncelikli bir çaba olması gerekti­ğini ifade etmiş oluruz.[/highlight]

Buradaki “topyekün” kelimesi, İslam Modernizmi‘nin homojen ve yeknesak bir hareket olduğunu anlatmaktan ziyade, onun “kök­tenci” tavrını vurgulamaktadır. Zira onun temel hedefi, her şeyden önce “yeni bir bilinç” oluşturmaktır. O, öncelikle kavramları ele alır; gereğinde onlara yeni anlamlar yükler ve gerekirse temelden yenile­riyle değiştirir.

Bununla birlikte, İslam Dünyası’nda özellikle son yüzyılda boy veren Modernist hareketlerin belki de en egzantrik ve hatta trajik ta­rafı, bütüncül bir yapıya kavuşturulamamış olmasıdır.

[quote]Her ne kadar bunda, Modernizm’in yerel görünümlerinin, -özellikle başlangıç dönemleri için- birbirlerinden kopuk hareketler olarak ortaya çıkmasının ve henüz oluşum döneminde bulunmasının rolü büyük olmuşsa da, aslında temel etken, belki de Modernizm’in doğasında aranmalıdır. “Değişim” olgusunun, tarihsel ve evrensel bir belirleyici olarak hareketin temel dinamiğini teşkil etmesi, “nelerin”, “nasıl”, “ne kadar” ve “neye göre” değişeceğine dair soruların da de­ğişik biçimlerde cevaplandırılmasını intaç etmiştir.[/quote]

Yelpazenin bir ucunda en katı laikçiler, diğer ucunda İslam’ı temel dinamik olarak kabul etmekle birlikte bu noktadan itibaren ala­bildiğine renklenen görüşler demetini oluşturan “İslamcı Modernist”ler…

Hal böyle olunca, Modernizm’den ne anlaşılması gerektiği, belki de en temel soru olarak karşımıza çıkmaktadır.

[box type=”info” size=”large” style=”rounded” border=”full”]Bu noktanın tahlilini ilgili çalışmalara bırakarak burada şunu söylemeliyiz ki Modernizm’in en temel karakteristiği, hareket nokta­larını, enerjisini ve istikametini çok büyük ölçüde İstişrak (Oryantalizm) hareketine borçlu olmasıdır. Bu çalışmada da sık sık dikkat çekileceği gibi, başından beri “en temel İslamî göstergeler” olarak kabul gören fenomenler, Modernizm açısından bakıldığında birden buharlaşmakta ve anlamını/etkisini yitirmektedir. Burada özel­likle “Hermenötik (Yorumsamacı) okuma” ve “Tarihsel bakış” olarak formüle edilen yaklaşım biçimlerinin anılması gerekmektedir. Buna göre İslâmî nasslar bağlamında en temel problematik, “Nassların bize ne dediği” değil, “bizim nasslardan ne anladığımız”dır.[/box]

Aslında Müslüman için bu noktanın bir problem olarak görül­mesi bile temelde saçmadır. Çünkü Müslüman, yalın bir mantıkla şöyle düşünür: Beni yaratan Allah olduğuna göre, bunun bir sebebi olmalıdır. Eğer Allah beni niçin yarattığını bildirmemişse, nasıl ya­şayacağım beni ilgilendirir. Ama eğer bildirmişse -ki öyledir- o za­man yaratılış amacıma uygun davranışın hangisi olduğunu da öğ­retmiş olması gerekir. İşte tarih boyunca insanlığa ısrarla ve art arda peygamberler gönderilmesinin hikmeti burada aranmalıdır.

Rasûllah (sav)'in Tevekkül Anlayışı - M. Yusuf Kandehlevî
Peygamber, insana yaratılışın bilgisini ilettiği gibi, ama­cını da bildiren ve en az bunun kadar önemlisi, bu amaca uygun tav­rın nasıl geliştirileceğini öğreten elçidir.
[fotoğraf:© picpickle.com]

Zira peygamber, insana yaratılışın bilgisini ilettiği gibi, ama­cını da bildiren ve en az bunun kadar önemlisi, bu amaca uygun tav­rın nasıl geliştirileceğini öğreten elçidir.

Bu bildirim, Kur’an ve Sünnet nasslarının muhtevasında ahlakî öğretiler şeklinde olduğu gibi, hukukî ilkeler şeklinde de tezahür eder.

İşte Fazlur Rahman’ın söyleminin tam da bu noktada farklı­laştığı görülmektedir. Zira ona göre Kur’an bizim için ve bugün, sa­dece kendisine temel ahlakî ilkeleri bulup çıkarmamız noktasında referans olabilecektir. Bu ilkeler üzerine bina edilecek olan teolojik ve hukukî prensipler ise, tamamen bizim gayretimizle oluşturulacaktır.

Hz. Peygamber (s.a.v) dönemi de dâhil olmak üzere Kur’an’dan çıkarılan ya da daha doğru bir ifade ile Kur’an’da mevcut bulunan hukukî ilkeler, -tıpkı Nebevî Sünnet’in verilerinin arz ettiği durum gibi- tarihseldir ve bugün aynen tekrarlanamaz. Eğer Nebevî Sünnet’i, Hz. Peygamber (s.a.v)’in Kur’an’dan ilham alarak oluşturduğu bir sis­tem olarak düşünmemiz doğruysa, Yaşayan Sünnet de genel olarak ilk dönem hukukçularının Nebevî Sünnet’ten ilham alarak oluşturdukları sistemin adıdır.

İşte bu temel farklılık, Fazlur Rahman’ın -büyük ölçüde Müsteşrikler’e dayanan ama yine de kendine özgü motifleri bulunan terminolojisi ile daha da renkli ve ilgi çekici bir yapı arz etmektedir.

Kuşkusuz onun uzun sayılabilecek -ve çalkantılı- bir ömür içinde oluşturup geliştirmeye çalıştığı sistemin, bütün unsurlarıyla bu çalışmaya yansımasını beklemek doğru olmaz.

Bizim, -‘Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi’ başlığı al­tında- sürdürdüğümüz çalışmanın bu basamağında gerçekleştirmeye gayret edeceğimiz şey, Fazlur Rahman’ın düşünce dünyasını oluştu­ran temel metodolojik argümanlar ile bunlardan hareketle -ve kimi zaman önerdiği sistemin somut örneklemelerini ortaya koymak mak­sadıyla- gündeme getirdiği parça konuların tahlil ve kritiğidir.

Çalışmanın, okuyucuya bir bütün olarak arz edilmesini hedef­lemiş olmakla birlikte, ele aldığımız hususların, ilki metodolojik ve ikincisi pratik konuların işlendiği iki kısım halinde sunulmasının siste­matik açıdan daha uygun olacağı düşüncesinden hareket ettik.

Fazlur Rahman’dan yaptığımız alıntılarda, onun dilimize çevrilmiş çalışmalarını kullandık ve çok gerekli görmedikçe İngilizce metinlere başvurmadık. Onun düşünce dünyasının bütünlük arz edecek argümanlarının, dilimize aktarılmış çalışmalarında genel olarak yer aldığı söylenebilir. Bu bakımdan, yazarımızın Türkçeye henüz çevrilmemiş çalışmalarını kullanmadık.2)Burada bahsi geçen ifadeler kitabın ilk yayımlandığı tarih (1998) itibariyledir. Kitabın yayımlanmasını takip eden süre içerisinde Fazlur Rahman’a ait yayımlanmış başka kitaplar bu ifadenin kapsamı dışındadır.

Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi - Ebubekir Sifil | RIHLE Kitap | İstikamet Yazıları
Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi – Ebubekir Sifil | RIHLE Kitap | İstikamet Yazıları

Çalışmanın sistematiği, Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi serisinin ilk cildinde3)Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün görüşlerinin kritiğine ayırdığımız cilt. ortaya konduğu şekliyle aynen korunmuştur, izlediğimiz yöntemin, okuyucu açısından pratik faydaları bulunduğunu biliyoruz. Bu bakımdan, ele aldığımız görüşlerin bütünlük arz etmesine özen göstererek, çalışmamızı ilk kısımda 13 ana başlık altında şekillendirdik. İkinci kısımda da Fazlur Rahman’ın Akaid/Kelam konu­sundaki görüşleri ile Usul-i Fıkıh alanındaki yaklaşımları noktasın­daki tenkitlerimiz yer almaktadır. Akaid/Kelam hakkındaki yazılarda, gerek Fazlur Rahman, gerekse başkaları tarafından özellikle İmam el-Eş’arî’nin çözümleri ağırlıklı olarak tartışma konusu yapıldığı için biz de bu noktaya ağırlık verdik. Bununla birlikte, genel olarak Ehl-i Sünnet’e yönelik eleştirileri de irdelemeye gayret ettik.

Usul-i Fıkıh konusundaki yazıda ise ağırlıklı olarak Kıyas, İstihsan, Mesalih-i Mürsele, Örf vb. hususlar işlendi.

Elinizdeki çalışmada “Ekler” bölümünde yer alan bazı yazılar bulunuyor. Bunlardan ilki, Modernistler’in üzerinde ağırlıklı olarak durduğu “iman-amel” münasebeti meselesi bağlamında İmam Ebû Hanîfe’nin ve bu ekolün diğer imamlarının Mürciîlik’le ithamı hususunu ele aldık. Bu noktayı bizim için önemli kılan hususlardan birisi de, İmam el-Eş’arî’nin “Makâlâtu’l-İslâmiyyîn”inde, İmam Ebû Hanîfe hakkındaki “irca” iddiasının yer almış olmasıdır.

Bir diğer yazı, Fazlur Rahman’ın Fıkıh ve Hadis tarihi ile ilgili bir takım tespitlerini test etme imkânı sunan iki tarihî mektup: İmam Mâlik ve İmam el-Leys b. Sa’d’ın birbirlerine hitaben yazdıkları bu mektuplar hakkında kısa bir de değerlendirmemiz oldu.

Nihayet “Ekler” bölümünün son yazısı da, Fazlur Rahman’ın görüşlerine ayırdığımız ve bundan önce yayımlanmış bulunan ça­lışma ile ilgili bir eleştiri denemesi ile ilgili. (Bize oldukça şaşırtıcı gelen bu eleştirinin hiç yapılmamış olmasını arzu ederdik.)

Çaba bizden, başarı Yüce Allah’tan.

Ebubekir SİFİL

Keçiören

8 Ramazan 1418 / 7 Ocak 1998

Dipnotlar   [ + ]

1.Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi, Ebubekir Sifil, RIHLE Kitap, İstanbul 2013, Önsöz
2.Burada bahsi geçen ifadeler kitabın ilk yayımlandığı tarih (1998) itibariyledir. Kitabın yayımlanmasını takip eden süre içerisinde Fazlur Rahman’a ait yayımlanmış başka kitaplar bu ifadenin kapsamı dışındadır.
3.Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün görüşlerinin kritiğine ayırdığımız cilt.
tarihinde gönderildi.

Yine Müteşâbih Ayetler Meselesi – Merhum Salim Öğüt

Bu satırların yazarı sanki dün müslüman olmuş ve bu konularda tek satır okumamış, tek kelime duymamış gibi yazmaktadır. Doğrusu bize de, bunu nasıl başardığını merak etmek düşmektedir.

[ayraç]‘ta bugün sizlere Merhum Salim Öğüt Hocanın Modern Düşüncenin Kur’an Anlayışı eserinden iktibâs yapıyoruz. Öğüt hoca Tarihselci ve Tarih-üstücü Kur’an Okuma Tasavvurları alt bölümünde “Kur’an’ın Tarihselliği” iddiasını gündeme getirenlere ayet-i kerimeler ile cevap veriyor. (Modern Düşüncenin Kur’an Anlayışı, Salim Öğüt, RIHLE Kitap, İstanbul 2013, Sayfa 194-196)

Müellif (Doç. Dr. Mustafa Öztürk (Şu anda Prof. Dr.)) bazı konuları bir punduna getirip yeniden diline dolamayı itiyad haline getirmiş gözükmektedir. Hal böyle olunca bize de onu takip etmek dolayısıyla aynı konuları tekrar etmek düşmektedir.

Müellif diyor ki:

Allah’tan söz eden ayetler incelendiğinde bu tarihsel imgelemle ilgili başka birçok unsura daha rastlanabilir. Mesela, kimi ayetler de Allah zaman ve mekânla mukayyet bir varlık gibi tasvir edilmekte, böylece zât-ı ilâhiyye bir anlamda içkinleşmekte ve hatta nesnelleşmektedir. Yine Allah birçok ayette kendisine el, yüz, göz vb. uzuvlar ile öfkelenmek, tuzak kurmak, intikam almak gibi fiiller atfetmekte; kimi ayetlerde evreni altı günde/evrede yarattığını söylemekte, kimi ayetlerde ise Arş ve Kürsî sahibi olduğundan bahsetmektedir.

Bu satırların yazarı sanki dün müslüman olmuş ve bu konularda tek satır okumamış, tek kelime duymamış gibi yazmaktadır. Doğrusu bize de, bunu nasıl başardığını merak etmek düşmektedir.

Merhum Salim Öğüt Hoca
Merhum Salim Öğüt Hoca

Aziz kardeşim, sizin, içkinleşme, nesnelleşme gibi moda sözcüklerle süslediğiniz için bir anlam ifade ettiğini sandığınız, aslında son derece düzeysiz bir üslupla ele aldığınız bu konular, kütüphaneler dolusu külliyatlar oluşturacak çapta araştırmalara, incelemelere konu olmuşlardır. Üç gün şarkiyat bölümünde teoloji tahsil eden bir oryantalist bile, bu sahada daha düzeyli yaklaşımlar sergilerdi sanıyorum.

Sizin tarihsellik illetiyle malul kılmak istediğiniz bu naslar, sıradan naslar değildir. Allah Tealanın, mümin kullarını özellikle uyardığı, dikkatlerini çektiği, ihtiyatlı konuşmaları ve yazmaları için ikaz ettiği naslardır. Nitekim şu ayet-i kerimeden bihaber olamazsınız: Kitabı sana O indirdi. Onun bazı âyetleri muhkemdir (ki) onlar Kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşâbih(birbirine benzeyen, sonucu tam bilinmeyendir. Kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak, uyardığı sonuca uğra(yıp belâlarını bul)mak için onun müteşâbih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun te’vili(uyardığı sonucun ne zaman gerçekleşeceği)ni Allah’tan başka kimse bilmez. İlimde ileri gidenler: “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. Sağduyu sâhiplerin- den başkası düşünüp öğüt almaz..1)Âl-i İmran, 3/7

Allah aşkına bu konuda bu kadar açık ve bu kadar tehditkâr ifadeler varken; Kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak, uyardığı sonuca uğrayıp belâlarını bulmak için onun müteşâbih âyetlerinin ardına düşerler.” buyrulurken bu kadar pervasız davranmaktan nasıl sakınmazsınız.

Kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak, uyardığı sonuca uğrayıp belâlarını bulmak için onun müteşâbih âyetlerinin ardına düşerler
Kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak, uyardığı sonuca uğrayıp belâlarını bulmak için onun müteşâbih âyetlerinin ardına düşerler

Eleştirdiğimiz bu makalede, buradan itibaren, müellifin tanrı tasavvuru ve Allah inancı ile ilgili akla hayale sığmaz hezeyanları ardı ardına sıralanmaktadır. Değil bir müminin ağzından ve kaleminden, bir münkirin ağzından ve kaleminden bile çıksa, her kelimesi, insanı infiale sevketmeye yetecek bu basit yaklaşımların tamamını nakletmek istemiyoruz. Ancak kendi perspektifinden yaptığı açıklamaları takiben dile getirdiği değerlendirme cümlelerini nakledip, konuyu o cümleler üzerinde irdelemeden de geçmek istemiyoruz.

Müellifin bu konuda üzerinde en çok durduğu ayet-i kerime şudur: “Onlar, ille buluttan gölgeler içinde Allah’ın ve meleklerin gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Halbuki bütün işler tekrar Allah’a döndürülüp götürülecektir.2)Bakara Sûresi,2/210

Bu ayet-i kerimenin müteşâbihattan olduğunu ve bu konuyla ilgili görüşümüzü de az yukarıda belirttiğimizi hatırlattıktan sonra asıl işaret etmek istediğimiz noktaya gelelim.

Dipnotlar   [ + ]

1.Âl-i İmran, 3/7
2.Bakara Sûresi,2/210
tarihinde gönderildi.

Dünya Merkezlilik – Ebubekir Sifil

Modern insan aşkın değerler karşısında özgürlük savunusu yaparken, aslında nefsine köleliğin mücadelesini vermektedir. - Ebubekir Sifil

[ayraç]‘ta bugün sizlere Modern İslam Algısı serisinin ikincisi pasajını paylaşacağız. İktibâs ettiğimiz pasaj Ebubekir Sifil Hocanın Rıhle Dergisi 2.Sayısında kaleme aldığı Modern Müslümanın Zihin Durumu ve Sünnet Algısı başlıklı makalesinde ikincialt başlık olan Dünya Merkezlilik adlı pasajı paylaşıyoruz. İlk paylaştığımız pasaja buradan ulaşabilirsiniz1)Modern Müslümanın Zihin Durumu ve Sünnet Algısı, Ebubekir Sifil, RIHLE Dergisi, Cild I, Yıl I, İstanbul,. Hayırlı Okumalar…

[ayraç] | kitaba biraz mola…

[dropcap]M[/dropcap]odern insanın dünya hayata tanıdığı merkezîlik o denli baskındır ki, modern dönemde bütün kavram, değer ve sistemler bu çerçevede şekillenmiştir dense sezadır. İyinin ve kötünün, doğrunun ve yanlışın belirlendiği yegâne temel burasıdır.

Moderniteye karakterini veren “rasyonalite”, “konfor”, “özgürlük”, “ilerlemecilik”… gibi kavramların vücut ve anlam bulduğu alan da burasıdır. Modern insan rasyonel olarak izah edemediği şeyleri anlamsız bulur ve reddeder. Kader, ahiret, hatta Allah inancı böyledir. Modern insan bu sebeple “mucize”ye inanmaz, yine bu sebeple günah-sevap olgularına yabancıdır.

Rahat ve konforunu bozacak herhangi bir duruma, ancak nihayetinde daha büyük bir rahat ve konfora ulaştıracağını hesap ettiği zaman katlanır modern insan. Savaş ancak bu dolayımda –daha geniş topraklara, zengin kaynaklara ve stratejik üstünlüğe ulaştırdığı için– anlamlı ve katlanılmaya değerdir. Yeryüzünün başka herhangi bir bölgesindeki açlık, sefalet, adaletsizlik, ancak kendisine bir avantaj sağlaması halinde ilgilenmeye değerdir modern insan için.

Özgürlüğünden ise hiçbir şey karşılığında ödün vermez. Yaptığı işin haklılığını ya da meşruluğunu kimsenin sorgulamasına tahammülü yoktur. “İnsan hakları” kavramına hayat veren en önemli faktör de işbu “başkasının müdahalesinden azade olma” ihtirasıdır. Hiç kimse kendi doğrularını, yaşamasına engel çıkarılmasını istemediği için herkes başkasının hayat tarzına ve anlayışına saygılı davranma konumunu muhafaza eder. İnsan nefsinin bütün arzularını yerine getirmeyi hayatının en başat görevi addeder ve bunun adına da “özgürlük” der.

RIHLE Dergisi 2.Sayı: Sünnet
RIHLE Dergisi 2.Sayı: Sünnet

Modern insanın özgürlüğü “başkasından alınan” bir şey olduğu için o, fedakârlık anlamı taşıyan herhangi bir davranış biçimine alan açmaz. Prometeus’un ateşi tanrılardan “çalması”, modern hayatta pek çok davranış ve anlayış biçiminin kodlarını bünyesinde barındıran son derece özel bir anlama sahiptir. Ateş özgürlüğü sembolize eder ve mücadele verilerek elde edilmiş olmasının anlamı büyüktür. Tanrıların, insanın muhtaç olduğu bir şeyi bencillik ederek ısrarla ellerinde tutması, insanın da mücadele ederek ve türlü riskleri göze alarak onu tanrılardan çalması, modern hayata özellik veren birçok şeyi anlamlandırmada bize yardımcı olur. Hem insanın “tanrılar”ın sembolize ettiği “aşkın”la ilişkisinin, hem de özgürlük anlayışının mahiyetinin izini bu antik hurafede rahatlıkla sürebiliriz…

(Buradaki “özgürlük”ü, “köleliğin zıddı” olarak anlamak yanıltıcıdır. Burada söz konusu olan, “hukukî” değil, “ontolojik” durumdur. Gerçi modern insan “öteki”nin hukukî kölelik statüsünde tutulmasından fayda elde ettiği sürece bu durumu devam ettirmiş ve ancak daha faydalı bir başka durum sebebiyle köleliği ortadan kaldırmaya razı olmuştur: Makineleşme. Daha az maliyetli, daha seri üretim yapma imkânı veren ve daha dayanıklı!)

[box type=”info”]Modern insanın, özgürlüğe bu kadar “abanması”, aslında nefsaniyet merkezli bir tutumun dışa vurumu olduğu için aynı zamanda bir paradokstur da! Zira ona –başkasına zarar vermediği sürece– istediği gibi yaşamasını “kutsal bir hak” olarak telkin eden aslında egosudur. Yani modern insan aşkın değerler karşısında özgürlük savunusu yaparken, aslında nefsine köleliğin mücadelesini vermektedir. Kendisini insan yapan değerlerden özgürleştikçe nefse zebunluğu artan modern insan![/box]

Ancak bütün bu söylenenler, modern insanın geçmişten tevarüs ettiği herhangi bir değer bulunmadığı anlamına gelmez. Bunun anlamı, geçmişten tevarüs edilenlerin, bu “yeni” veya daha doğrusu “esas” duruma uyumlu olduğu sürece kabule şayan bulunmasıdır. Muhtevasını yeniden belirlemek, kısmî rötuşlarla maksada uygun hale dönüştürmek ya da farklı unsurlarla takviye ederek işler hale getirmek, geçmişin mirası üzerinde gerçekleştirilen operasyonların belli başlı özellikleridir.

Devam Edecek.2)ayraç editörü

Dipnotlar   [ + ]

1.Modern Müslümanın Zihin Durumu ve Sünnet Algısı, Ebubekir Sifil, RIHLE Dergisi, Cild I, Yıl I, İstanbul,
2.ayraç editörü