tarihinde gönderildi.

Hz. Peygamber’in Sözlerinin Değeri – Salim Öğüt

Malumdur ki O'nu diğer insanlardan üstün kılan yönü, kendisine vahyolunmasıdır.

[ayraç]‘ta bugün sizlere Merhum Salim Öğüt Hocanın Modern Düşüncenin Kur’an Anlayışı eserinden iktibâs yapıyoruz. Merhum Öğüt Hoca, Efendimiz (sav)’in sözlerin niçin ve neden önemli olduğuna değiniyor. Güzel tespitlerin yer aldığı bu iktibâsı hayırlı okumanız duası ile…1)Modern Düşüncenin Kuran Anlayışı, Salim Öğüt, RIHLE Kitap, Sayfa 147-148

[ayraç] | kitaba biraz mola…

Hz. Peygamber’e gelince, O’nun (s.a.v.) kendi sözlerine dair bu şekilde bir değerlendirmesi olduğunu bilmiyoruz ama bu alanda câiz olduğunu düşünerek kıyas yoluyla aynı sonuca varabileceğimizi sanıyoruz. Yani Hz. Peygamber’in sözlerinin de bizim sözlerimize nisbeti, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bizlere nisbeti gibi olmalıdır.

Malumdur ki O’nu diğer insanlardan üstün kılan yönü, kendisine vahyolunmasıdır.2)Kehf Sûresi, 18/110

"O, kendiliğinden konuşmamaktadır. O(nun konuşması kendisine) vahyedilenden başkası değildir."<br/>Necm Sûresi, 53/ 3-4
“O, kendiliğinden konuşmamaktadır. O(nun konuşması kendisine) vahyedilenden başkası değildir.”
Necm Sûresi, 53/ 3-4

Dolayısıyla O’nun sözünü bizim sözümüzden üstün kılan yönü de budur. Çünkü “O, kendiliğinden konuşmamaktadır. 0(nun konuşması kendisine) vahyedilenden başkası değildir.3)Necm Sûresi, 53/ 3-4

[highlight]Bütün bu ön bilgilerden sonra asıl ifade etmek istediğimiz nokta şudur: Sözün değerinin muhtevasından/içeriğinden kaynaklanması prensibi, Allah ve Rasulü için geçerli değildir. Hatta onlar için bu kural tersinden çalışmakta, çünkü onlardan sâdır olan sözün kıymeti, kaynağından ileri gelmektedir.[/highlight]

Yani bir Kur’ an ayeti değerlendirilirken, muhteva bakımından incelendikten sonra değer hükmüne varılmaz. Tam tersine, o sözün değeri söyleyeninden ileri gelmektedir, dolayısıyla bizatihi kendisi değerlidir. Buna göre bir ayetle karşılaştığımız zaman, sadece ve sadece ondan en verimli, en isabetli ve en doğru şekilde istifade etmeye bakarız.

Sünnet için de aynı değerlendirme geçerlidir. Uzmanlarınca bilinmektedir ki, Sünnet’in Kur’an’dan farkı, sübut problemidir.

Sünnet diye rastladığımız herhangi bir söz, fiil veya takrir, gerçekten de, O’na ait mi, değil mi, sorusu, her dönemde geçerliliğini korumuştur. O’na aidiyeti sabit olduktan sonra, Sünnet’in hükmü de Kur’an gibidir.

Bu yüzden, soru sormak üzere gelen bir kimseye Rasulüllah’ın bir hadisiyle cevap veren İmam Mâlik, soran kişinin: “ama falan sahabe de bu konuda şöyle diyor” demesi karşısında öfkelenmiş ve parmağıyla Hz. Peygamber’in kabrine işaret ederek 4)İmam Mâlik derslerini Hz. Peygamber’in (s.a.v.) mescidinde, O’nun kabr-i şerifinin yanında vermekte idi şu tarihi cevabı vermiştir: [dropcap]”Herkesin sözü alınır da, reddedilir de, ancak şu kabrin sahibi müstesna; O’nun sözü sadece alınır.”[/dropcap]

Basit gibi gözüken bu hakikat, son zamanlarda göz ardı edilmeye başlandığı için, bazı problemlerimizi eskiye nisbetle daha zor halleder, hatta daha doğru bir tabirle, halledemez duruma düştük.

Dipnotlar   [ + ]

1.Modern Düşüncenin Kuran Anlayışı, Salim Öğüt, RIHLE Kitap, Sayfa 147-148
2.Kehf Sûresi, 18/110
3.Necm Sûresi, 53/ 3-4
4.İmam Mâlik derslerini Hz. Peygamber’in (s.a.v.) mescidinde, O’nun kabr-i şerifinin yanında vermekte idi
tarihinde gönderildi.

Takva Nedir? – Salim Öğüt

Takva, önce Allah korkusudur ve bu manasıyla her türlü hayrın ve bereketin kaynağıdır. Onun olmadığı yerde hiçbir iyilikten ve faziletten bahsedilemez. Salim Öğüt

[ayraç]‘ta bugün sizlere Merhum Salim Öğüt Hoca‘nın Modern Bir Din Projesinin Tenkidi isimli eserinden iktibâs yapıyoruz.Merhum Öğüt Hoca bu pasajda Takva’nın anlamını açıklıyor. Son yıllarda -özellikle Modern kesim tarafından neşredilen- meallerde “Takva’nın saygı duymak” vb. gibi anlamlar ile basitleştirilmesine karşı bu pasajı siz okuyucularımıza paylaşıyoruz. Hayırlı okumalar.1)Modern Bir Din Projesinin Tenkidi, Salim Öğüt, RIHLE Kitap, İstanbul 2013, Sayfa 63-65

[ayraç] | kitaba biraz mola…

Konunun önemine binaen biraz daha genişletilmesinde fayda görmekteyiz.

Elmalılı’dan sonra, Öztürk2)Yaşar Nuri Öztürk’ün en çok başvurduğu kaynak eserlerden biri olan Ragıb el-Isfehânî takvayı şöyle tarif etmiştir:

“Nefsi günaha düşmekten muhafaza etmektir.”

Yani nefsi, günah işlemekten ve kötülük yapmaktan korumak, her türlü çirkinlik ve rezillikten arınmış olarak muhafaza etmektir.

Kuşeyri Risalesi‘nde ise “Allah’a itaat etmek suretiyle O’nun ukûbetinden sakınmaktır diye tarif edilmiştir.”3)Salih Udayme, s. 105

el-Mevsû’atü’l-Fıkhiyyetü’l-Müyessere‘de Takvâ şöyle tarif edilmiştir: “İnsanı, Allah’ın emirlerini yerine getirmeye, yasakladıklarını da terketmeye sevkeden nefsî bir niteliktir.”4)I, 558559

 el-Mevsû’atü’l-İslâmiyyetü’l-‘Âmme‘de ise şu şekilde tarif edilmiştir: “Alah’ın emirlerine uymak ve yasaklarından kaçmak suretiyle, O’nun azabından ve cezasından korunmak ve sakınmaktır.”

Hz. Ömer, Ubeyy hazretlerine takvanın ne olduğunu sordu. O da: “Dikenli bir yolda yürürken ne yaparsın?” diye, soruyla karşılık verdi. Hz. Ömer: “Dikkat eder ve eteklerimi toplarım.” deyince Übeyy: “İşte takva budur.” buyurdu.

Temelde takva, kalbin Allah’ın azametini sürekli hatırda tutması celalini, heybetini ve kibriyâsım (ululuğunu) yüreğinde hissetmesi demektir. Buna bağlı olarak da O’nun makamından dolayı haşyet, hesap ve cezasından dolayı havf duymaya devam etmesidir.

Takvanın manası bu olunca, çerçevesi, sadece büyük günahlardan kaçınmakla sınırlı kalmaz, en küçük kusurlardan arınmayı da gerekli kılar. Sahabe döneminden itibaren de böyle anlaşılmıştır.

[box type=”info” size=”large”]Çünkü onlar hep şöyle söylerler: “İşlediğin günahın küçüklüğüne değil, kime isyan ettiğine bak!”[/box]

Allah’a hamdolsun ki bugün de takvayı böyle anlayan ve yaşayan insanlar mevcuttur.

İkamet ettiğim şehirde bir Allah dostundan bahsettiler ve dediler ki bu kişi et almak için kasaba kendisi gitmez. Çünkü bütün esnaf gibi kasap tarafından da sevilip sayılmaktadır. Bu yüzden etin en iyi yerini keser verir de, kendisinden sonra gelenlere haksızlık etmiş olur diye düşünür. Bu yüzden hep başkalarını gönderir.

İlahiyatçı yazar diyor ki: bu anlayışı, bu ahlakı, bu erdemi, bu karakteri bu iffeti, bu istiğnayı, bu fazileti vb. insani değerlerin kaynağı olan en temel telakkiyi insanlar arasında üstünlük ölçüsü olmaktan çıkarmak, Kur’an’ın emridir.

Evet, takva akla ve gelebilecek ve sözlüklerde bulunabilecek bütün erdemlerin ortak adıdır.

 Takva, önce Allah korkusudur ve bu manasıyla her türlü hayrın ve bereketin kaynağıdır. Onun olmadığı yerde hiçbir iyilikten ve faziletten bahsedilemez.

Nitekim Safahatin en muhteşem manzumelerinden biri aşağıdaki beyitlerle başlar:

Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır,

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.

Yüreklerden çekilmişfarzedilsin havfı Yezdan’ın Ne irfanın kalır tesiri kat’iyyen ne vicdanın!

Mehmet Akif bu uzun manzumeyi, şu ayet-i kerimenin tefsiri olarak kaleme almıştır:

Ey imân etmiş olanlar! Allah Teâlâ’ya bihakkın takvâ ile itti- kada bulununuz. Ve siz ancak müslümanlar olduğunuz halde vefat ediniz.5)Âl-i İmrân, 3/102

Bu meal, Ömer Nasuhi Bilmen‘e aittir. Ayet-i kerimenin aslına sadık kalarak takva kelimesini aynen koruduğu için tercihe şayan bulduk. Ancak yeni neslin daha iyi anlaması ve takvanın bu ayette hangi manada kullanıldığını göstermek için Muhammed Esed’in mealindeki karşılığını da sunmak istiyoruz: “Siz ey imana ermiş olanlar! Derin bir duyarlıkla Allah’a karşı sorumluluğunuzun hakkıyla bilincinde olun ve O’na kendinizi yürekten teslim etmeden önce ölümün sizi alt etmesine izin vermeyin.”

Dipnotlar   [ + ]

1.Modern Bir Din Projesinin Tenkidi, Salim Öğüt, RIHLE Kitap, İstanbul 2013, Sayfa 63-65
2.Yaşar Nuri Öztürk
3.Salih Udayme, s. 105
4.I, 558559
5.Âl-i İmrân, 3/102
tarihinde gönderildi.

Yine Müteşâbih Ayetler Meselesi – Merhum Salim Öğüt

Bu satırların yazarı sanki dün müslüman olmuş ve bu konularda tek satır okumamış, tek kelime duymamış gibi yazmaktadır. Doğrusu bize de, bunu nasıl başardığını merak etmek düşmektedir.

[ayraç]‘ta bugün sizlere Merhum Salim Öğüt Hocanın Modern Düşüncenin Kur’an Anlayışı eserinden iktibâs yapıyoruz. Öğüt hoca Tarihselci ve Tarih-üstücü Kur’an Okuma Tasavvurları alt bölümünde “Kur’an’ın Tarihselliği” iddiasını gündeme getirenlere ayet-i kerimeler ile cevap veriyor. (Modern Düşüncenin Kur’an Anlayışı, Salim Öğüt, RIHLE Kitap, İstanbul 2013, Sayfa 194-196)

Müellif (Doç. Dr. Mustafa Öztürk (Şu anda Prof. Dr.)) bazı konuları bir punduna getirip yeniden diline dolamayı itiyad haline getirmiş gözükmektedir. Hal böyle olunca bize de onu takip etmek dolayısıyla aynı konuları tekrar etmek düşmektedir.

Müellif diyor ki:

Allah’tan söz eden ayetler incelendiğinde bu tarihsel imgelemle ilgili başka birçok unsura daha rastlanabilir. Mesela, kimi ayetler de Allah zaman ve mekânla mukayyet bir varlık gibi tasvir edilmekte, böylece zât-ı ilâhiyye bir anlamda içkinleşmekte ve hatta nesnelleşmektedir. Yine Allah birçok ayette kendisine el, yüz, göz vb. uzuvlar ile öfkelenmek, tuzak kurmak, intikam almak gibi fiiller atfetmekte; kimi ayetlerde evreni altı günde/evrede yarattığını söylemekte, kimi ayetlerde ise Arş ve Kürsî sahibi olduğundan bahsetmektedir.

Bu satırların yazarı sanki dün müslüman olmuş ve bu konularda tek satır okumamış, tek kelime duymamış gibi yazmaktadır. Doğrusu bize de, bunu nasıl başardığını merak etmek düşmektedir.

Merhum Salim Öğüt Hoca
Merhum Salim Öğüt Hoca

Aziz kardeşim, sizin, içkinleşme, nesnelleşme gibi moda sözcüklerle süslediğiniz için bir anlam ifade ettiğini sandığınız, aslında son derece düzeysiz bir üslupla ele aldığınız bu konular, kütüphaneler dolusu külliyatlar oluşturacak çapta araştırmalara, incelemelere konu olmuşlardır. Üç gün şarkiyat bölümünde teoloji tahsil eden bir oryantalist bile, bu sahada daha düzeyli yaklaşımlar sergilerdi sanıyorum.

Sizin tarihsellik illetiyle malul kılmak istediğiniz bu naslar, sıradan naslar değildir. Allah Tealanın, mümin kullarını özellikle uyardığı, dikkatlerini çektiği, ihtiyatlı konuşmaları ve yazmaları için ikaz ettiği naslardır. Nitekim şu ayet-i kerimeden bihaber olamazsınız: Kitabı sana O indirdi. Onun bazı âyetleri muhkemdir (ki) onlar Kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşâbih(birbirine benzeyen, sonucu tam bilinmeyendir. Kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak, uyardığı sonuca uğra(yıp belâlarını bul)mak için onun müteşâbih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun te’vili(uyardığı sonucun ne zaman gerçekleşeceği)ni Allah’tan başka kimse bilmez. İlimde ileri gidenler: “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. Sağduyu sâhiplerin- den başkası düşünüp öğüt almaz..1)Âl-i İmran, 3/7

Allah aşkına bu konuda bu kadar açık ve bu kadar tehditkâr ifadeler varken; Kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak, uyardığı sonuca uğrayıp belâlarını bulmak için onun müteşâbih âyetlerinin ardına düşerler.” buyrulurken bu kadar pervasız davranmaktan nasıl sakınmazsınız.

Kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak, uyardığı sonuca uğrayıp belâlarını bulmak için onun müteşâbih âyetlerinin ardına düşerler
Kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak, uyardığı sonuca uğrayıp belâlarını bulmak için onun müteşâbih âyetlerinin ardına düşerler

Eleştirdiğimiz bu makalede, buradan itibaren, müellifin tanrı tasavvuru ve Allah inancı ile ilgili akla hayale sığmaz hezeyanları ardı ardına sıralanmaktadır. Değil bir müminin ağzından ve kaleminden, bir münkirin ağzından ve kaleminden bile çıksa, her kelimesi, insanı infiale sevketmeye yetecek bu basit yaklaşımların tamamını nakletmek istemiyoruz. Ancak kendi perspektifinden yaptığı açıklamaları takiben dile getirdiği değerlendirme cümlelerini nakledip, konuyu o cümleler üzerinde irdelemeden de geçmek istemiyoruz.

Müellifin bu konuda üzerinde en çok durduğu ayet-i kerime şudur: “Onlar, ille buluttan gölgeler içinde Allah’ın ve meleklerin gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Halbuki bütün işler tekrar Allah’a döndürülüp götürülecektir.2)Bakara Sûresi,2/210

Bu ayet-i kerimenin müteşâbihattan olduğunu ve bu konuyla ilgili görüşümüzü de az yukarıda belirttiğimizi hatırlattıktan sonra asıl işaret etmek istediğimiz noktaya gelelim.

Dipnotlar   [ + ]

1.Âl-i İmran, 3/7
2.Bakara Sûresi,2/210
tarihinde gönderildi.

“Teoloji” “Din” midir? -Merhum Salim Öğüt

Müellifin “yeni bir teoloji onun yerini alır.” ifadesi, çok önemli bir tartışma konusunu daha gündeme getirmiştir. O da Teoloji ve Din konularının aynılığı veya ayrılı konusudur.

[ayraç]’ta bugün sizlere Merhum Salim Öğüt Hoca‘nın Modern Düşüncenin Kur’an Anlayışı eserinden  “Kur’an’ın Tarihsel Okunuşu” söylemlerine yaptığı bir tenkidi paylaşıyoruz. Hayırlı Okumalar…

[ayraç] | kitaba biraz mola…

Müellifin “yeni bir teoloji onun yerini alır.” ifadesi, çok önemli bir tartışma konusunu daha gündeme getirmiştir. O da Teoloji ve Din konularının aynılığı veya ayrılı konusudur.

Evet “din” ile “teoloji” iki ayrı konudur; dolayısıyla “din dili” ile “teolojik dil”de ayrı ayrı dillerdir. 1)Modern Düşüncenin Kur’an Anlayışı, Salim Öğüt, RIHLE Kitap, İstanbul 2013, Sayfa 225-226

“Din dili” ile kastedilen nedir?

[quote]Bir ifadenin dinî olması için, onun salt tarihsel ve antropolojik bir ifade olma düzeyini aşıp, inanç bağlamında bir rol oynaması ve kanaate dayanan bir dil olma özelliğini taşıması gerekir.[/quote]

Daha açık söylemek gerekirse, ifadenin, her şeyden önce, normal bağlamlarda hayata karşı çok kapsamlı ve temel bir tutumu dile getirmesi ve bu durumu çağrıştırıcı özellikte olması; ikinci olarak da bu tutumun nesnesinin bir bağlanma ve teslimiyet nesnesi olması gerekir.2)Turan Koç, Din Dili, s., 6-7.

Salim Öğüt (Prof. Dr.)
Merhum Salim Öğüt Hoca (Prof. Dr.)

Din dili, daha açık söylemek gerekirse yaşayan imanın dili böyle, müminlerin anlayışlarını yöneten ve hayatlarına yön veren temel bakış açısı ve tutumları dile getiren dildir. Bu bakımdan din dilini, empirik dünyaya işaret eden veya tanımlar arasında ilgi kuran (analitik) bir dil değil, bizim nihai mukadderatımıza ilişkin kanaatlerimizin dile getirildiği bir dil olarak görmek gerekir 3)A.e., s. 7

Smart, Stare ve Allen gibi bazı düşünürlere göre bu dilin asıl kullanımı ve özü, “huşu duygusu” uyandıran bir dil olmasıdır. 4)A.e., s. 9

Din dili ile teolejik dil arasındaki ayırım: Dinî dilde hayata ve tanrıya karşı çok kapsamlı ve temel bir tutumun dile getirilmesi söz konusu olduğu halde, teolejik dilde “tanrı hakkında konuşma” üzerine konuşma durumu vardır. Bir diğer ifade ile din dilinde birinci şahıs dili esas olduğu halde, teolojik kullanılışında üçüncü şahıs diline geçilmekte, dolayısıyla burada içten katılma yerine, bir yerde sistemli bir öğretiye dayanan zihinsel kanaat ve yorumlar söz konusu olmaktadır.” 5)A.e., s. 12

Bir başka ifade ile din dilinde vecd, aşk, iman, ittiba, iltizam, teslimiyet gibi unsurlar bulunmalıdır. Dua, niyaz, münacat, iltica gibi hususlar bu dilin ana omurgasında yerini almalıdır.

Özetle ifade edecek olursak din dili kuru bir eleştiri dili değildir.

Dipnotlar   [ + ]

1.Modern Düşüncenin Kur’an Anlayışı, Salim Öğüt, RIHLE Kitap, İstanbul 2013, Sayfa 225-226
2.Turan Koç, Din Dili, s., 6-7.
3.A.e., s. 7
4.A.e., s. 9
5.A.e., s. 12
tarihinde gönderildi.

Allah’ın Değer Vermesi, Ölçü Değil Midir? – Merhum Salim Öğüt

Modern Bir Din Projesinin Tenkidi - Salim Öğüt (Prof. Dr.)

Tenkid Okumaları başlığı altında yayınladığımız bu yazı Merhum Salim Öğüt hocanın Modern Bir Din Projesinin Tenkidi kitabının Sahih Dini Tahrif Etme Projesi başlıklı bölümünde geçen bir bölümdür. Mezkûr kitapta Salim Öğüt hoca. Yaşar Nuri Öztürk’ün görüşlerini tenkid ediyor. 1)rihlekitap.com editörü

[dropcap]T[/dropcap]arih boyunca dindar insanlar, Allah katında değerli olmanın yolunu aramışlar ve gerçek değerin de bu olduğuna iman etmişlerdir. Çünkü Yarattığı mahlûkata hiçbir şekilde muhtaç olmayan o üstün güç sahibi Hz. Allah (cc), hiçbir bir surette kulu ile menfaat ilişkisine girmez.2)Salim Öğüt, Modern Bir Din Projesinin Tenkidi, Rıhle Kitap, İstanbul 2013, 2. Baskı, Sayfa 88-89

Kulundan herhangi bir beklentisi olmaz. Dolayısıyla kuluna değer vermesinin ölçüsü kesinlikle bir çıkar ilişkisi değildir. Hal böyle olunca, bundan daha nezih, bundan daha nesnel bir değerlendirme tasavvur edilebilir mi? Diğer taraftan Hz. Allah (cc), yarattığı kulunu herkesten daha iyi bilmekte, sadece yapıp ettiklerini değil, bu fiillerini ve amellerini hangi niyetle yapıp ettiğini de bilmektedir.

Salim Öğüt (Prof. Dr.)
Salim Öğüt (Prof. Dr.)

Yeryüzünde Allah’tan (cc) başka bu güce sahip başka bir varlık var mıdır? Dolayısıyla onun değerlendirmesinden daha isabetlisini bulmak mümkün müdür? Öyleyse o değerlendirmeye itibar etmemek neden? Ayrıca kulu ile çıkar ilişkisine girmekten münezzeh olmanın yanı sıra kulunun kalbinden geçen niyetini de bilen Hz. Allah’ın (cc) değer verme ölçülerini de bilmekteyiz: Her şeyden önce kendisini tanıma ve ona karşı nasıl bir tutum alınması gerekiyorsa öylece davranmak, ardından doğruluk, dürüstlük, ahde vefa, emanete riayet, cömertlik, hak ve hukuka riayet, aciz ve fakirleri gözetme, iffetli ve namuslu olma gibi bütün ahlaki hasletler ve insanî güzellikler…

[box type=”note”]Bu saydıklarımız ve sayamadıklarımız içinde Öztürk3)Yaşar Nûri Öztürk. rihlekitap.com editörü’ü rahatsız eden veya tatmin etmeyen husus nedir ki, tarih boyunca İslam beldelerinin tamamında benimsenmiş olan en temel “değer kriteri”ni ters yüz etmek istiyor ve değersiz buluyor?[/box]

Bu tutumun Allah katındaki karşılığından geçtik, yani insanı dinden de imandan da çıkaran yanını Allah’a havale ettik, akıl ve mantık açısından nasıl bir açıklaması olduğunu merak ediyoruz. Bu gezegende, insan denen varlıkla çıkar ilişkisinden Allah (cc) kadar müstağni olabilecek başka bir varlık mevcut mudur ki, Allah’ın (cc) değerlendirmesine değil de onunkine itibar edelim. Ayrıca Allah-insan arası bir değer ölçüsü olması gereken dindarlığı insanlar arası bir değer ölçüsü olmaktan çıkartmamızı tavsiye eden aklı karışık müellif, bu konudaki sözünü toparladığı noktada yine konunun asıl can alıcı noktasını karanlıkta bırakmayı yeğlemiş gözükmektedir.Modern-Bir-din-projesinin-tenkidi-rihlekitap-sitesi-icin-500x500

Çünkü bu cümlenin sonunda da o beklenen açıklamayı yapmamış; yani “insanlar arası bir değer ölçüsü” olarak neyi belirleyeceğimizi belirtmemiştir.Bu da gösteriyor ki müellifin derdi problem çözmek ve ölçü koymak suretiyle okurlarına yardım etmek değil, çözümsüzlük ve ölçüsüzlük üzerinden kendi akıl karışıklığını onlara da bulaştırmaktır.

Dipnotlar   [ + ]

1.rihlekitap.com editörü
2.Salim Öğüt, Modern Bir Din Projesinin Tenkidi, Rıhle Kitap, İstanbul 2013, 2. Baskı, Sayfa 88-89
3.Yaşar Nûri Öztürk. rihlekitap.com editörü
tarihinde gönderildi.

Tenkid Okumaları: Bir Eleştiri ve Bir Serzeniş – Salim Öğüt

Bir tane Müslümanlık vardır, o da Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de bildirdiği, Rasulullah’ın da (s.a.v.) hayatıyla şerh ve tefsir ettiği Müslümanlıktır.

Tenkid Okumaları başlığı altında yayınladığımız bu yazı Merhum Salim Öğüt hocanın Modern Düşüncenin İslam Anlayışı kitabının Önsöz’ünde geçen bir bölümdür. 1)Salim Öğüt, Modern Düşüncenin İslam Anlayışı, Rıhle Kitap, İstanbul 2013, 2. Baskı, Sayfa 35-38

[dropcap]M[/dropcap]odern düşüncenin gurur verici bir niteliği de “eleştirel yaklaşım”a imkân vermesidir. Bu yüzden modern düşünür veya yazar, sınır tanımayan bir eleştirmendir. Her konuda, ama her konuda, hatta bazen acımasız ölçülerde eleştiriler üretir ve bunları pervasız bir üslupla sunmaktan da çekinmez.

Mesela bir siyaset bilimci demokrasi düşüncesini veya demokratik olduğu iddia edilen bir uygulamayı alır, bu konudaki eleştirilerini en üst perdeden dillendirir. Ortaya konan düşüncenin

Merhum Salim Öğüt (Prof. Dr.)
Merhuum Salim Öğüt Hoca (Prof. Dr.)

demokrasi ile uzaktan yakından bir ilgisinin bulunmadığını söyler veya yapılan uygulamanın, demokrasinin ruhuna taban tabana zıt olduğunu ifade eder. Bunu yaparken demokrasi adına hareket etmekte, demokrasiyi savunmakta ve demokrat kimliğiyle öne çıkmakta, bütün bunlar sebebiyle de takdir toplamaktadır. Sosyalizm, Marksizm, Liberalizm, Laisizm veya Kapitalizm için de durum aynen böyledir. Sosyalist bir aydın, birilerini, sosyalizmi anlamamakla suçlayabilir, onları Sosyalizm’in ilkeleri dışına çıkmakla itham edebilir ve bu sebeple dürüst ve duyarlı bir Sosyalist aydın olarak ayakta alkışlanır.

[quote]Sıra İslam’a gelince, modern çağın dayatmaları sonucu, bu kural burada işlememektedir. Eleştiri hakkınızı ve gücünüzü sadece dindar insanların, -bazılarına göre abartılı bulunan- dinî hayatlarını biraz evcilleştirmek için kullanabilirsiniz. Yani “kardeşim o kadar yobaz olma; biraz yaşadığın çağa uyum sağlamaya çalış; hem aslolan insanlara faydalı olmaktır, bu da üretime katılmakla mümkündür.” diye efelenebilirsiniz. Ama “kardeşim hem Müslümanım diyorsun hem de Müslümanca yaşamanın kurallarına riayet etmiyorsun. Böyle Müslümanlık olmaz.” diyemezsiniz.[/quote]

[box]Ya da: “Kardeşim, Müslümanın diyorsun, ben de bundan mutluluk duyuyorum ama lütfen söyler misin, şayet Müslüman olmasaydın hayatında ne değişirdi? Yani bugün yapmakta olduğunu hangi davranışları terk eder veya terk ettiğin hangi davranışları yapardın?” cinsinden, uyarıcı ve sorgulayıcı bir eleştiri yöneltemezsiniz.[/box]

Yani “böyle Demokratlık olmaz, böyle Liberallik olmaz, böyle Sosyalistlik olmaz, böyle Marksistlik olmaz.” Diyebilirsiniz, ancak “böyle Müslümanlık olmaz” diyemezsiniz.

“Efendim, futbolu Batı’dan aldınız; o halde onların koyduğu kurallara uymak zorundasınız. Bu durumda bizim oyuncularımızın bazı dezavantajlarını bahane ederek, bir takım değişiklikler teklif edemezsiniz. Mesela sahanın veya kalenin ölçülerini küçültemezsiniz. Voleybol için de durum aynıdır. Aynı şekilde demokrasiyi de Batı’dan aldınız. Onun da kurallarına harfiyen uymak zorundasınız. Bize göre demokrasi diye bir anlayış olamaz. Ya adam gibi demokrat olur ve demokrasiyi yozlaştırmadan uygularsınız ya da demokratlık iddianızdan vazgeçersiniz.” diyenler sonuna kadar haklı bulunur ve en yüksek seviyeden takdir hislerine muhatap olurlarken, sıra Müslümanlığa geldi mi aynı yöntemi kullanamazsınız.

Bir tane Müslümanlık vardır, o da Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de bildirdiği, Rasulullah’ın da (s.a.v.) hayatıyla şerh ve tefsir ettiği Müslümanlıktır.
Bir tane Müslümanlık vardır, o da Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de bildirdiği, Rasulullah’ın da (s.a.v.) hayatıyla şerh ve tefsir ettiği Müslümanlıktır. [görsel: © rihlekitap.com]

“Efendim, bu bir dindir. Kaynağı, haber-i sâdık demek olan Vahiydir. Şârii, yani bu dinin kurucusu ve koyucusu, Alîm, Hakîm ve Kâdir-i mutlak olan Allah’tır. Onun sonsuz ilim ve hikmetine güvenmek, sonsuz kudretine dayanmak, aynı zamanda çekinmek zorundasınız. Ya bu hususlara inanır ve gereğini yerine getirirsiniz, ya da bu dairenin dışında kalırsınız. “Bize göre, ona göre veya öbürüne göre Müslümanlık”2)Bu noktada son zamanlarda pervasızca kullanılan Türk Müslümanlığı söylemini hatırlatmak istiyorum. olmaz. Bir tane Müslümanlık vardır, o da Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de bildirdiği, Rasulullah’ın da (s.a.v.) hayatıyla şerh ve tefsir ettiği Müslümanlıktır.3)Kaynağını Kitap ve Sünnet’ten alan ve liyakat sahibi ulemanın ortaya koyduğu yorumlar, hep o, “bir tane Müslümanlık” sınırı içindedir. Bu itibarla “mezhepler” olarak ortaya çıkan bir takım yorum farklılıkları, tarihimiz boyunca hüsnü kabul görmüş ve “hak” olarak nitelenmiştir. Burada kastedilen mana, kaynağını Kur’an ve Sünnet’ten almayan, bir takım seküler, modern veya çağdaş değer ve kurumlarla uyum kaygısından alan zihniyetlerin ortaya koyduğu “İslam” iddialarıdır. Kim bunu kabul eder ve gereğini yerine getirirse Müslümandır; değilse Müslüman’mış’ gibi yaparak4)Burada Doğan Cüceloğlu’nun ‘Mış Gibi Yaşamlar’ adlı kitabıyla (Remzi Kitabevi, 2005) çok isabetli bir şekilde gündemimize soktuğu “mış gibi yaşamak” tezine dikkat çekmek istiyorum.Ancak yine bu hususta da aynı baskı ile karşı karşıyayız. Yani her meslek erbabı kendi alanıyla ilgili olarak birilerini eleştirebilir. Mesela bir doktor hastasına: “sen iyileşmek istemiyorsun ama istiyor’muş’ gibi yapıyorsun.” Bir siyasetçi diğerine: “sen demokrat değilsin ama demokrat’mış’ gibi davranıyorsun.”, “sen laik değilsin ama laik”miş” gibi konuşuyorsun.” Diyebilir ve bu söylemler hiçbir zihinde olumsuz bir düşünce oluşturmaz. Ancak bir din alimi bir Müslümana: “sen Müslüman değilsin ama Müslüman ’mış’ gibi gözükmeye çalışıyorsun.” diyemez. Zira bütün eller ve gözler o anda inanılmaz bir refleksle o yöne işaret eder ve. “işte aforozcu bir yobaz!” demekte hiçbir sakınca görmezler. kendini kandırmaktadır.” diyemezsiniz.

[quote]Bendeniz bütün bu endişelerden âzâde olarak, “mış” gibi yaşanan Müslümanlığın aslî hüviyetine dair kanaatlerimi ifade etmek niyetindeyim. Hedefim, arzum ve talebim sadece ve sadece insanları dürüst olmaya davet etmektir. İnsanlar kendilerini “her bir şeyin” imitasyonu ile avutabilirler ama dinin imitasyonu olmaz. Ya adam gibi dindar olunur, ya da adam gibi ehl-i dünya olarak yaşanır. İmitasyon din ile avunanlar dünya hayatını da ahiret hayatını “mış” gibi yaşmaya mahkûmdurlar.[/quote]

Bu bahsi, Peyami Safa’nın şu hikmetli sözünü naklederek kapamak istiyorum:

“İnsan ya geleneklere karşı koyup açık ve cesur yaşamalı yahut da, inandığı bazı kıymetler varsa, onlar için fedakârlık yapmalı. En çirkin şey, ikisine birden sahip çıkan mürâîliktir.”

Dipnotlar   [ + ]

1.Salim Öğüt, Modern Düşüncenin İslam Anlayışı, Rıhle Kitap, İstanbul 2013, 2. Baskı, Sayfa 35-38
2.Bu noktada son zamanlarda pervasızca kullanılan Türk Müslümanlığı söylemini hatırlatmak istiyorum.
3.Kaynağını Kitap ve Sünnet’ten alan ve liyakat sahibi ulemanın ortaya koyduğu yorumlar, hep o, “bir tane Müslümanlık” sınırı içindedir. Bu itibarla “mezhepler” olarak ortaya çıkan bir takım yorum farklılıkları, tarihimiz boyunca hüsnü kabul görmüş ve “hak” olarak nitelenmiştir. Burada kastedilen mana, kaynağını Kur’an ve Sünnet’ten almayan, bir takım seküler, modern veya çağdaş değer ve kurumlarla uyum kaygısından alan zihniyetlerin ortaya koyduğu “İslam” iddialarıdır.
4.Burada Doğan Cüceloğlu’nun ‘Mış Gibi Yaşamlar’ adlı kitabıyla (Remzi Kitabevi, 2005) çok isabetli bir şekilde gündemimize soktuğu “mış gibi yaşamak” tezine dikkat çekmek istiyorum.Ancak yine bu hususta da aynı baskı ile karşı karşıyayız. Yani her meslek erbabı kendi alanıyla ilgili olarak birilerini eleştirebilir. Mesela bir doktor hastasına: “sen iyileşmek istemiyorsun ama istiyor’muş’ gibi yapıyorsun.” Bir siyasetçi diğerine: “sen demokrat değilsin ama demokrat’mış’ gibi davranıyorsun.”, “sen laik değilsin ama laik”miş” gibi konuşuyorsun.” Diyebilir ve bu söylemler hiçbir zihinde olumsuz bir düşünce oluşturmaz. Ancak bir din alimi bir Müslümana: “sen Müslüman değilsin ama Müslüman ’mış’ gibi gözükmeye çalışıyorsun.” diyemez. Zira bütün eller ve gözler o anda inanılmaz bir refleksle o yöne işaret eder ve. “işte aforozcu bir yobaz!” demekte hiçbir sakınca görmezler.
tarihinde gönderildi.

Tenkid Okumaları: Özgürlük Nedir? – Merhum Salim Öğüt

Modern Bir Din Projesinin Tenkidi - Salim Öğüt (Prof. Dr.)

Tenkid Okumaları başlığı altında yayınladığımız bu yazı Merhum Salim Öğüt hocanın Modern Bir Din Projesinin Tenkidi kitabının Sahih Dini Tahrif Etme Projesi başlıklı bölümünde geçen bir bölümdür. Mezkûr kitapta Salim Öğüt hoca. Yaşar Nuri Öztürk’ün görüşlerini tenkid ediyor. 1)rihlekitap.com editörü

Söz buraya kadar gelmişken çağımızın en büyük zihinsel paradoksuna işaret etmeden geçmek istemiyorum:

Modern çağın en büyük iddiası, insanları ve aklı özgürleştirmektir ama bu kadar büyük bir iddianın ana maddesi olan özgürlük kavramı, insanlığın kahir ekseriyeti için hala karanlık bir kutudur. Özgürlük nedir sorusuna cevap olarak çoğunlukla: “İçgüdüleri serbest bırakmak ve sınırları aşmak” gibi karşılıklar verilmesi bu paradoksu, kaosa dönüştürmektedir.

Merhum (Prof. Dr.) Salim Öğüt hoca, 17 Haziran 2012 tarihinde vefat etmiştir.
Merhum (Prof. Dr.) Salim Öğüt hoca, 17 Haziran 2012 tarihinde vefat etmiştir. Özgeçmişi için tıklayınız.

Artık son zamanlarda yavaş yavaş seküler çevrelerin bile dillendirmeye başladığı üzere asıl özgürlük “içgüdüleri serbest bırakmak değil, denetlemek, duyguların peşinden sürüklenmek değil, onları kontrol etmektir.” Buna göre arzularımızı ve isteklerimizi denetleyebildiğimiz kadar özgür, duygularımızı ve dürtülerimizi kontrol edebildiğimiz kadar hürüz.

Peki, bu denetimi ve kontrolü hangi ölçülere göre yapacağız? Mesela hayatın en anlamlı ve insanlar için en değerli iki ilişki biçiminden örnek verelim.

  • Birincisi karşı cinsle yani kadınlarla veya erkeklerle, ikincisi ise para ile alakamızdır. Bizim bu konulardaki ilişkilerimiz hangi esaslar üzerine kurulacaktır.
  • Bu konuda laiklik ne demekte ve akıl ne buyurmaktadır?
  • Daha da önemlisi insanlar bu ilişkilerini akıl ve laiklik kriterlerine  danışarak mı kurmaktadırlar?
  • Yoksa zevk ve yarar ilkesini esas alarak mı yaşamaktadırlar?

Dürüst olma çabası içindeki her insan kabul eder ki, bu konularda tek ölçü koyucu ve kriter belirleyici kurum dindir. Bu tür davranışlar meşruiyetlerini dinden alırlar. Dolayısıyla ya dinin koyduğu meşruiyet sınırlarına riayet ederiz ya da bizi bağlayacak hiçbir ölçü bulamayız.2)Salim Öğüt, Modern Bir Din Projesinin Tenkidi, Rıhle Kitap, İstanbul 2013, 2. Baskı, Sayfa 88-89

Dipnotlar   [ + ]

1.rihlekitap.com editörü
2.Salim Öğüt, Modern Bir Din Projesinin Tenkidi, Rıhle Kitap, İstanbul 2013, 2. Baskı, Sayfa 88-89