tarihinde gönderildi.

Öğrenci Hayatında Teknoloji – Serdar Demirel

[ayraç]‘ta bugün sizlere Serdar Demirel Hocanın Yerelden Küresele Ahlakî Duruşumuz isimli eserinden iktibâs yapıyoruz. Demirel Hoca, Postahanede karşılaştığı bir anısına yer vererek günümüzdeki teknoloji bağımlılığına değiniyor. Hayırlı okumalar… 1)Yerelden Küresele Ahlaki Duruşumuz, Serdar Demirel, RIHLE Kitap, İstanbul 2013, Sayfa 77-79

[ayraç] | kitaba biraz mola…

Üniversitenin postahanesindeyim. Sıramı bekliyorum. Karşı köşede bir masa, başında üç satıcı ve üstünde de elektronik cihazlar. Biraz dikkatlice bakınca cihazlar arasından bir DVD player dikkatimi çekiyor. Cihazın aynı zamanda açılıp kapanan ekranı olduğunu görüyorum, laptop bilgisayar tasarımında üretilmiş. Fiyatına gözüm ilişiyor, 105 dolar yazıyor. Kontrol ediyorum, evet yanılmamışım, fiyat doğru. Pazarlık yapsam fiyat indirilecek.

Bu da beni kara kara düşündürmeye yetiyor..

İnsana, hem zaman kazandıran hem de onun zamanını buharlaştıran teknoloji, mekân içerisinde tam nereye oturtacağımızı bilemediğimiz bir heyulâ.
İnsana, hem zaman kazandıran hem de onun zamanını buharlaştıran teknoloji, mekân içerisinde tam nereye oturtacağımızı bilemediğimiz bir heyulâ.
[fotoğraf: © 7-theme.com ]

İnsana, hem zaman kazandıran hem de onun zamanını buharlaştıran teknoloji, mekân içerisinde tam nereye oturtacağımızı bilemediğimiz bir heyulâ. Biz mi teknolojiyi kontrol ediyoruz, yoksa o mu bizi, muallâklaşmaya başladı.

Global çağın en belirgin özelliklerinden birisi de teknolojinin ucuzlaması ve sınır tanımaması. Teknoloji deyip geçmemek lâzım. Hayatımıza giren her yeni teknolojik âlet bize yeni alışkanlıklar, alışık olmadığımız iyi veya kötü davranış biçimleri kazandırıyor. Bunlar arasından en göze çarpanı ise, farklı kültür ve coğrafya insanlarını tek tipleştirmesi ve insanı kendi cinsine benzetmesi.

Bana bunları düşündüren üniversite postahanesinde karşıma çıkan ve öğrenci hayatı konseptini alt-üst eden DVD playerler ve de aynı amaçla kullanılan bilgisayarlar oldu. Öğrenci yurtlarında zamanın nasıl tüketildiğine dair gözlemlerimiz ve de bize ulaşan bilgiler gelecek nesillerin alacağı şekil konusunda insanı kara kara düşündürmeye yetiyor doğrusu. Birçok öğrencide sabahlara kadar film seyretmek bir bağımlılık olmuşsa endişelenmemek elde mi?

Dr. Serdar Demirel
Dr. Serdar Demirel

[quote]Çok uzak olmayan bir dönemde teknolojiye ulaşmak bir lükstü. Bugün ise tek bir kişi bir TV kanalı kadar zengin film koleksiyonuna sahip olabiliyor. Bunun için bir öğrencinin bütçesi bile yetebiliyor.[/quote]

Bakın, neler oluyor piyasada bu meyanda:

Her biri 45 dakika süren 22 bölümlük bir dizi film tek DVD’de toplanmış, 2 dolara tüketicisine ulaşıyor. 7-8 filmi ihtiva eden DVD’ler aynı fiyata piyasada. Öğrenciler işin daha kolayını bulmuş. Bu DVD’leri birbirlerinden ödünç alarak 50 sentlik boş DVD’lere kopya yapıyorlar. Özetle, 50 sentlik bir maliyetle, 20 saat süren film koleksiyonlarına sahip olmak sıradan bir iş anlayacağınız.

Kopyalanan her film seyredilmek üzere algılandığından bu kadar filmi seyretmek geride ne kitap okumaya, ne ders çalışmaya, ne de araştırma yapmaya fırsat vermese gerek. Bırakın bunları, bu bağımlılık devamsızlıkların da artmasını tetikliyor.

Hâlbuki üniversite öğrencisi için zaman çok önemlidir, önemli olmak zorundadır. Artık üniversite bitirmek bir işi garantiye almak manasına da gelmediğinden öğrencilerin kendilerini daha donanımlı yetiştirmeleri gerekiyor. Bu da zamanla yarışmak, üretilen çok yönlü kompleks bilgi ağıyla boğuşmak demek. Uzmanlık yapılan alanda maksimum bilgiyi elde etmek için bile zamanı iktisatlı kullanmak gerekirken, ek donanım için zamanın ne ifade ettiği tartışılmazdır.

Bunu yapmak teknolojinin sunduğu imkânlarla mümkün. Ancak teknolojiyi gerektiği gibi kullanabilene aşkolsun!
Öğrencilerin önemli bir bölümü verilen ödevleri internet sitelerinden veya dijital CD kütüphanelerden kes-yapıştır yöntemiyle hazırlıyor. Böylece günler sürecek bir ödev çalışması birkaç saatte bitirilmiş oluyor. Tabii, öğrenci, çoğu zaman neyi kesip yapıştırdığının farkında bile olmuyor.

Üniversitelerin kaliteyi artırmak için ödev sistemlerini mutlaka değiştirmesi gerekiyor. Çünkü klasik ödevlerin varoluş hikmeti bugünkü teknolojik çağda varlığını yitirmek üzeredir. Öğrenci tembelliğe alışmaktadır.

[box type=”alert” size=”large”]Teknoloji, insana az bir emekle çok iş yapma şansını verdiğinden geriye tüketmek üzere geniş bir zaman dilimi üretmiş oluyor. Lâkin bu boş zaman yine teknolojinin sunduğu eğlence imkânlarıyla doldurulduğundan hızla asosyal tipler ürüyor.[/box]

Bir gün, tanıdık bir öğrenci, bana, hiç unutamayacağım çok manidar bir söz söylemişti. Şöyle demişti mealen: “Ben, en çok bilgisayarımın başında mutluyum. O bana hiç itiraz etmiyor. Her dediğimi yapıyor. Beni fazlasıyla da eğlendiriyor. İnsanlar gibi bana acı da vermiyor.”

Bu ifadeler, bu kardeşimizin insanlarla beraber olmaktan neden hoşlanmadığı merakımı gidermeye yetmişti.

Teknoloji gittikçe küçülüp ucuzlaşıyor. Aynı zamanda bu küçük dünya büyük insanı içine çeken bir labirentler sistemine dönüşüyor.

Bu çerçevede teknoloji, bize, sadece kolaylık sunan bir âlet değil, zihin sağlığımıza, toplum yapımıza yönelmiş bir tehdit hükmündedir de.

Öğrencinin gündelik izleğinden yola çıktık. Buradan varabileceğimiz bir hüküm şu olsa gerek: Teknolojik devrim kontrol edilmekten çıktığı oranda global köyün tüm sakinlerine büyük sosyal problemler yaşatmaktadır.

Dipnotlar   [ + ]

1.Yerelden Küresele Ahlaki Duruşumuz, Serdar Demirel, RIHLE Kitap, İstanbul 2013, Sayfa 77-79