tarihinde gönderildi.

Takva Nedir? – Salim Öğüt

Takva, önce Allah korkusudur ve bu manasıyla her türlü hayrın ve bereketin kaynağıdır. Onun olmadığı yerde hiçbir iyilikten ve faziletten bahsedilemez. Salim Öğüt

[ayraç]‘ta bugün sizlere Merhum Salim Öğüt Hoca‘nın Modern Bir Din Projesinin Tenkidi isimli eserinden iktibâs yapıyoruz.Merhum Öğüt Hoca bu pasajda Takva’nın anlamını açıklıyor. Son yıllarda -özellikle Modern kesim tarafından neşredilen- meallerde “Takva’nın saygı duymak” vb. gibi anlamlar ile basitleştirilmesine karşı bu pasajı siz okuyucularımıza paylaşıyoruz. Hayırlı okumalar.1)Modern Bir Din Projesinin Tenkidi, Salim Öğüt, RIHLE Kitap, İstanbul 2013, Sayfa 63-65

[ayraç] | kitaba biraz mola…

Konunun önemine binaen biraz daha genişletilmesinde fayda görmekteyiz.

Elmalılı’dan sonra, Öztürk2)Yaşar Nuri Öztürk’ün en çok başvurduğu kaynak eserlerden biri olan Ragıb el-Isfehânî takvayı şöyle tarif etmiştir:

“Nefsi günaha düşmekten muhafaza etmektir.”

Yani nefsi, günah işlemekten ve kötülük yapmaktan korumak, her türlü çirkinlik ve rezillikten arınmış olarak muhafaza etmektir.

Kuşeyri Risalesi‘nde ise “Allah’a itaat etmek suretiyle O’nun ukûbetinden sakınmaktır diye tarif edilmiştir.”3)Salih Udayme, s. 105

el-Mevsû’atü’l-Fıkhiyyetü’l-Müyessere‘de Takvâ şöyle tarif edilmiştir: “İnsanı, Allah’ın emirlerini yerine getirmeye, yasakladıklarını da terketmeye sevkeden nefsî bir niteliktir.”4)I, 558559

 el-Mevsû’atü’l-İslâmiyyetü’l-‘Âmme‘de ise şu şekilde tarif edilmiştir: “Alah’ın emirlerine uymak ve yasaklarından kaçmak suretiyle, O’nun azabından ve cezasından korunmak ve sakınmaktır.”

Hz. Ömer, Ubeyy hazretlerine takvanın ne olduğunu sordu. O da: “Dikenli bir yolda yürürken ne yaparsın?” diye, soruyla karşılık verdi. Hz. Ömer: “Dikkat eder ve eteklerimi toplarım.” deyince Übeyy: “İşte takva budur.” buyurdu.

Temelde takva, kalbin Allah’ın azametini sürekli hatırda tutması celalini, heybetini ve kibriyâsım (ululuğunu) yüreğinde hissetmesi demektir. Buna bağlı olarak da O’nun makamından dolayı haşyet, hesap ve cezasından dolayı havf duymaya devam etmesidir.

Takvanın manası bu olunca, çerçevesi, sadece büyük günahlardan kaçınmakla sınırlı kalmaz, en küçük kusurlardan arınmayı da gerekli kılar. Sahabe döneminden itibaren de böyle anlaşılmıştır.

[box type=”info” size=”large”]Çünkü onlar hep şöyle söylerler: “İşlediğin günahın küçüklüğüne değil, kime isyan ettiğine bak!”[/box]

Allah’a hamdolsun ki bugün de takvayı böyle anlayan ve yaşayan insanlar mevcuttur.

İkamet ettiğim şehirde bir Allah dostundan bahsettiler ve dediler ki bu kişi et almak için kasaba kendisi gitmez. Çünkü bütün esnaf gibi kasap tarafından da sevilip sayılmaktadır. Bu yüzden etin en iyi yerini keser verir de, kendisinden sonra gelenlere haksızlık etmiş olur diye düşünür. Bu yüzden hep başkalarını gönderir.

İlahiyatçı yazar diyor ki: bu anlayışı, bu ahlakı, bu erdemi, bu karakteri bu iffeti, bu istiğnayı, bu fazileti vb. insani değerlerin kaynağı olan en temel telakkiyi insanlar arasında üstünlük ölçüsü olmaktan çıkarmak, Kur’an’ın emridir.

Evet, takva akla ve gelebilecek ve sözlüklerde bulunabilecek bütün erdemlerin ortak adıdır.

 Takva, önce Allah korkusudur ve bu manasıyla her türlü hayrın ve bereketin kaynağıdır. Onun olmadığı yerde hiçbir iyilikten ve faziletten bahsedilemez.

Nitekim Safahatin en muhteşem manzumelerinden biri aşağıdaki beyitlerle başlar:

Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır,

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.

Yüreklerden çekilmişfarzedilsin havfı Yezdan’ın Ne irfanın kalır tesiri kat’iyyen ne vicdanın!

Mehmet Akif bu uzun manzumeyi, şu ayet-i kerimenin tefsiri olarak kaleme almıştır:

Ey imân etmiş olanlar! Allah Teâlâ’ya bihakkın takvâ ile itti- kada bulununuz. Ve siz ancak müslümanlar olduğunuz halde vefat ediniz.5)Âl-i İmrân, 3/102

Bu meal, Ömer Nasuhi Bilmen‘e aittir. Ayet-i kerimenin aslına sadık kalarak takva kelimesini aynen koruduğu için tercihe şayan bulduk. Ancak yeni neslin daha iyi anlaması ve takvanın bu ayette hangi manada kullanıldığını göstermek için Muhammed Esed’in mealindeki karşılığını da sunmak istiyoruz: “Siz ey imana ermiş olanlar! Derin bir duyarlıkla Allah’a karşı sorumluluğunuzun hakkıyla bilincinde olun ve O’na kendinizi yürekten teslim etmeden önce ölümün sizi alt etmesine izin vermeyin.”

Dipnotlar   [ + ]

1.Modern Bir Din Projesinin Tenkidi, Salim Öğüt, RIHLE Kitap, İstanbul 2013, Sayfa 63-65
2.Yaşar Nuri Öztürk
3.Salih Udayme, s. 105
4.I, 558559
5.Âl-i İmrân, 3/102
tarihinde gönderildi.

Neden “Modern İslam Düşüncesi”nin Tenkidi? – Ebubekir Sifil

Geçmişten günümüze gelen ne varsa, bütünüyle "tartışılabilirler" sınırına çekilmek suretiyle sarsılmak isteniyor

[ayraç]‘ta bugün sizlere Sözü Müstakim Kılmak adlı eserden iktibas yapıyoruz. Eserin yazarı Ebubekir Sifil hoca merak edilen bir konuya cevap veriyor.  Ebubekir Sifil  hoca bu pasajda Tartışmanın ne olduğuna ve ne olmadığına ve İthal fikirler ile yapılan tartışmaların yersiz olduğuna değiniyor.1)Sözü Müstakim Kılmak, Ebubekir Sifil, RIHLE Kitap, İstanbul 2013, 3. Baskı, Sayfa 81 – 84

[ayraç] | kitaba biraz mola…

Soru: Önce çalışmalarınızdan başlayalım isterseniz. Okuyucu sizi, Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi adlı bir seri kitap çalışmanız ile tamdı. Neden “tenkit” ve neden “Modern İslam düşüncesi”nin tenkidi?2)Bu söyleşi Milli Gazete’nin 3-4 Ekim-2000 tarihli nüshalarında yayımlanmıştır.

Ebubekir Sifil.- Bismillâhirrahmanânirrahîm.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, “tenkit” olgusu, bizim kültürümüzün ve ilim geleneğimizin yabancısı olduğu bir husus değil. Hatta diyebiliriz ki, geçmişten devraldığımız devasa ilim mirasının temelinde “tenkit” olgusu vardır. Meşru sınırlar içinde kalmak ve kabul edilebilir gerekçelere dayanmak kaydıyla insanların herhangi bir konu üzerinde görüş ayrılığına düşmesi normaldir, tabiidir.

“Müsademe-i efkârdan barika-i hakikat zuhur eder” sözünün anlattığı hikmeti, görüş ayrılığına düşülmesini yanlış bulma eğilimindeki bir anlayışın kavraması mümkün değildir. Görüşler farklı olacak ve belli bir zeminde, belli şartlar doğrultusunda çarpışacak ki, hakikat şimşeği de oradan zuhur etsin değil mi?..

Farklı Görüşler

Hatta Kur’an ve Sünnet’in titizlikle teşvik ettiği “Şûra” ilkesine hayat veren de “farklı görüşler”in mevcudiyetidir. Bir konuda, ilgili ve söz sahibi herkesin aynı şeyi düşünmesinin beklenmesi hem eşyanın tabiatine aykırıdır, hem de “en doğru” görüşün ortaya çıkmasını engeller. Dolayısıyla Müslümanlar arasında “muhtelefun fih” meseleler daima var olacaktır/olmuştur ve ihtilaflı görüşlerin

Sözü Müstakim Kılmak - Ebubekir Sifil | RIHLE Kitap | İstikamet Kitapları
Bir konuda, ilgili ve söz sahibi herkesin aynı şeyi düşünmesinin beklenmesi hem eşyanın tabiatine aykırıdır, hem de “en doğru” görüşün ortaya çıkmasını engeller.

doğal olarak tevlit ettiği “tenkit” mekanizmasına işlerlik kazandırıldığı sürece hem yanılma payı azalacak, hem de ortaya konan alternatif çözümler, Müslümanlar’a hareket alanı sağlayacaktır.

Buraya kadar söylediklerimiz, “tenkit” mekanizmasının sağlıklı işleyebilmesi için varlığına kaçınılmaz olarak ihtiyaç bulunan “ilmî tutarlılığı” sağlayan “sistematik düşünce”nin tartışan taraflarda mevcut olduğu varsayımına dayanmaktadır. Ancak günümüzde böyle bir yapı var mıdır?

Bu noktada sorunuzun ikinci kısmının cevabına gelmiş oluyoruz; “neden Modern İslam düşüncesinin tenkidi?”

İslam tarihine baktığımızda, ilk fırkalaşma hareketlerinin, her ne kadar ağırlıklı olarak siyasal sebeplerle baş göstermiş olsa da, itikadi yönü olan ayrılıklara dayandığını görürüz. Hariciler’in, Şia’nın, Mürcie’nin, Mu’tezile’nin… ve bunların alt gruplarının gerek Ehl-i Sünnet ile, gerekse birbirleri arasında düştükleri ihtilaf, en temelde farklı İslam anlayışlarından kaynaklanmaktaydı.

Ehl-i Sünnet ve Şia

Yani İslam dediğimiz bu dinin temel kabulleri, kaynakları ve bu kaynakları okuma biçimi nasıl olacaktır? Geçmişte yüzyıllar süren tartışma, cedel ve hatta fiilî çatışmalar, Ehl-i Sünnet’in tartışmasız hakimiyeti ile neticelenmişti. O dönemlerden günümüze, varlığım sürdürebilen iki ana akım kaldı: Ehl-i Sünnet ve Şia…

İşte bugün de o dönemlerdeki ayrılıkları çağrıştıran bir durum ile karşı karşıyayız. Ağırlıklı olarak -ana gövdeyi temsil eden- Ehl-i Sünnet’e yönelik olmakla birlikte, -Şia gibi- diğer anlayışları da hedefleyen bir fikri taarruz söz konusu. Geçmişten günümüze gelen ne varsa, bütünüyle “tartışılabilirler” sınırına çekilmek suretiyle sarsılmak isteniyor…

Soru: Eğer geçmişte buna benzer bir tartışma yaşandıysa, bugün de yaşanmasında ne sakınca var?

Ebubekir Sifil.- Elbette bizatihi “tartışma”nın bir sakıncası olamaz. Ama bugünkü durumu geçmiştekinden farklı kılan bazı hususların da dikkatten kaçırılmaması gerekiyor. Şöyle ki:

[quote]Geçmişte yaşanan tartışmalardaki “siyasal” saik, İslam dünyasına siyasal, kültürel vd. sebeplerle “dışarıdan” ithal edilmiş unsurlarla vücut bulmuyordu. Mesela bir Mu’tezile’nin temsil ettiği anlayış, argümünlarında felsefî rasyonalizmin etkin izlerine rastlansa da, aslolarak “içeriden” bir muhalefetti.[/quote]

Keza her ne kadar Haricî anlayışın temelinde siyasal hedefler gözleniyor idiyse de, bu, neticede iktidarı ele geçirmek için yine “içeriden” bir muhalefeti temsil ediyordu.

Ancak aynı durumu günümüzde İslam Modernizmi’nin temsil ettiği hareket için söylemek oldukça zor. Zira İslam Modernistleri, fikrî temellerini büyük ölçüde Oryantalist çalışmalara borçlular.

Ebubekir Sifil Kitapları
Oryantalizm’in İslam dünyasını fikrî olarak “çözümlemek” ve “çökertmek” gibi temel bir hedefi bulunduğu vakıası ise, ayrıca vurgulanmaya ihtiyaç göstermeyecek kadar aşikâr…

Bunu gerek zımnen, gerekse açıktan kendileri de ifade etmekten geri durmuyorlar. Oryantalizm’in İslam dünyasını fikrî olarak “çözümlemek” ve “çökertmek” gibi temel bir hedefi bulunduğu vakıası ise, ayrıca vurgulanmaya ihtiyaç göstermeyecek kadar aşikâr…

[box type=”info”]Dolayısıyla İslam Modernizmi, bu noktada, sizin kullandığınız kelimeyle “sakıncalı” bir duruşu temsil ediyor. Çünkü hareketin fikrî temellerinde soru işaretleri var.[/box]

Soru: Ya Oryantalistler’in ortaya koyduğu ve Modernistler’in kullandığı argümanlar doğruysa?

Ebubekir Sifil.- Evet, kasdettiğim sakınca ve soru işaretleri tam da bu noktada yatıyor. Oryantalistler’in, İslam araştırmalarında kullandıkları yöntemlerden tutunuz da, ortaya attıkları iddialara kadar -tek tük istisnaları bulunduğunu da teslim etmekle birlikte- İslam’a karşı önyargılı hareket etmediklerini düşünmemizi isteyenler, bizden, ya “çocukça”, ya da “çılgınca” davranmamızı bekliyorlar demektir.

Tıpkı Pavlus ve ondan sonraki din adamlarının Hz. İsa (a.s)’ın tebliğ ettiği Tevhid dinine ve İncil’e reva gördükleri muamelelerde olduğu gibi, İslam’ın ve onun kaynaklarının bize intikalinde temel fonksiyon icra etmiş olan “ilk nesiller”in de benzeri bir tahrip ve tahrif içinde olduklarını; müfessirlerin Kur’an’ı İlahî iradeye aykırı düşecek şekilde tefsir etmek suretiyle tahrif ettiğini, muhaddislerin hadis uydurduğunu, fakihlerin kendi anlayışlarım “din” diye kodifike ettiğini… hasılı geçmişten bize intikal etmiş ilmî birikimin, büyük ölçüde “yanlış” bir İslam anlayışının ürünü olduğunu, kullandıkları tabirler farklı olmakla birlikte özde bunu ifade edecek biçimde -Efgani- Abduh-R.Rıza çizgisinden, Seyyid Ahmed Han’a, Musa Carullah Bigiyeften Yaşar Nuri Öztürk’e, Hindistanlı, Mısırlı, Kazanlı, Türkiyeli… pek çok isme kadar- iddia etmeyen bir modernist var mıdır?

Dipnotlar   [ + ]

1.Sözü Müstakim Kılmak, Ebubekir Sifil, RIHLE Kitap, İstanbul 2013, 3. Baskı, Sayfa 81 – 84
2.Bu söyleşi Milli Gazete’nin 3-4 Ekim-2000 tarihli nüshalarında yayımlanmıştır.
tarihinde gönderildi.

Allah’ın Değer Vermesi, Ölçü Değil Midir? – Merhum Salim Öğüt

Modern Bir Din Projesinin Tenkidi - Salim Öğüt (Prof. Dr.)

Tenkid Okumaları başlığı altında yayınladığımız bu yazı Merhum Salim Öğüt hocanın Modern Bir Din Projesinin Tenkidi kitabının Sahih Dini Tahrif Etme Projesi başlıklı bölümünde geçen bir bölümdür. Mezkûr kitapta Salim Öğüt hoca. Yaşar Nuri Öztürk’ün görüşlerini tenkid ediyor. 1)rihlekitap.com editörü

[dropcap]T[/dropcap]arih boyunca dindar insanlar, Allah katında değerli olmanın yolunu aramışlar ve gerçek değerin de bu olduğuna iman etmişlerdir. Çünkü Yarattığı mahlûkata hiçbir şekilde muhtaç olmayan o üstün güç sahibi Hz. Allah (cc), hiçbir bir surette kulu ile menfaat ilişkisine girmez.2)Salim Öğüt, Modern Bir Din Projesinin Tenkidi, Rıhle Kitap, İstanbul 2013, 2. Baskı, Sayfa 88-89

Kulundan herhangi bir beklentisi olmaz. Dolayısıyla kuluna değer vermesinin ölçüsü kesinlikle bir çıkar ilişkisi değildir. Hal böyle olunca, bundan daha nezih, bundan daha nesnel bir değerlendirme tasavvur edilebilir mi? Diğer taraftan Hz. Allah (cc), yarattığı kulunu herkesten daha iyi bilmekte, sadece yapıp ettiklerini değil, bu fiillerini ve amellerini hangi niyetle yapıp ettiğini de bilmektedir.

Salim Öğüt (Prof. Dr.)
Salim Öğüt (Prof. Dr.)

Yeryüzünde Allah’tan (cc) başka bu güce sahip başka bir varlık var mıdır? Dolayısıyla onun değerlendirmesinden daha isabetlisini bulmak mümkün müdür? Öyleyse o değerlendirmeye itibar etmemek neden? Ayrıca kulu ile çıkar ilişkisine girmekten münezzeh olmanın yanı sıra kulunun kalbinden geçen niyetini de bilen Hz. Allah’ın (cc) değer verme ölçülerini de bilmekteyiz: Her şeyden önce kendisini tanıma ve ona karşı nasıl bir tutum alınması gerekiyorsa öylece davranmak, ardından doğruluk, dürüstlük, ahde vefa, emanete riayet, cömertlik, hak ve hukuka riayet, aciz ve fakirleri gözetme, iffetli ve namuslu olma gibi bütün ahlaki hasletler ve insanî güzellikler…

[box type=”note”]Bu saydıklarımız ve sayamadıklarımız içinde Öztürk3)Yaşar Nûri Öztürk. rihlekitap.com editörü’ü rahatsız eden veya tatmin etmeyen husus nedir ki, tarih boyunca İslam beldelerinin tamamında benimsenmiş olan en temel “değer kriteri”ni ters yüz etmek istiyor ve değersiz buluyor?[/box]

Bu tutumun Allah katındaki karşılığından geçtik, yani insanı dinden de imandan da çıkaran yanını Allah’a havale ettik, akıl ve mantık açısından nasıl bir açıklaması olduğunu merak ediyoruz. Bu gezegende, insan denen varlıkla çıkar ilişkisinden Allah (cc) kadar müstağni olabilecek başka bir varlık mevcut mudur ki, Allah’ın (cc) değerlendirmesine değil de onunkine itibar edelim. Ayrıca Allah-insan arası bir değer ölçüsü olması gereken dindarlığı insanlar arası bir değer ölçüsü olmaktan çıkartmamızı tavsiye eden aklı karışık müellif, bu konudaki sözünü toparladığı noktada yine konunun asıl can alıcı noktasını karanlıkta bırakmayı yeğlemiş gözükmektedir.Modern-Bir-din-projesinin-tenkidi-rihlekitap-sitesi-icin-500x500

Çünkü bu cümlenin sonunda da o beklenen açıklamayı yapmamış; yani “insanlar arası bir değer ölçüsü” olarak neyi belirleyeceğimizi belirtmemiştir.Bu da gösteriyor ki müellifin derdi problem çözmek ve ölçü koymak suretiyle okurlarına yardım etmek değil, çözümsüzlük ve ölçüsüzlük üzerinden kendi akıl karışıklığını onlara da bulaştırmaktır.

Dipnotlar   [ + ]

1.rihlekitap.com editörü
2.Salim Öğüt, Modern Bir Din Projesinin Tenkidi, Rıhle Kitap, İstanbul 2013, 2. Baskı, Sayfa 88-89
3.Yaşar Nûri Öztürk. rihlekitap.com editörü
tarihinde gönderildi.

Tenkid Okumaları: Özgürlük Nedir? – Merhum Salim Öğüt

Modern Bir Din Projesinin Tenkidi - Salim Öğüt (Prof. Dr.)

Tenkid Okumaları başlığı altında yayınladığımız bu yazı Merhum Salim Öğüt hocanın Modern Bir Din Projesinin Tenkidi kitabının Sahih Dini Tahrif Etme Projesi başlıklı bölümünde geçen bir bölümdür. Mezkûr kitapta Salim Öğüt hoca. Yaşar Nuri Öztürk’ün görüşlerini tenkid ediyor. 1)rihlekitap.com editörü

Söz buraya kadar gelmişken çağımızın en büyük zihinsel paradoksuna işaret etmeden geçmek istemiyorum:

Modern çağın en büyük iddiası, insanları ve aklı özgürleştirmektir ama bu kadar büyük bir iddianın ana maddesi olan özgürlük kavramı, insanlığın kahir ekseriyeti için hala karanlık bir kutudur. Özgürlük nedir sorusuna cevap olarak çoğunlukla: “İçgüdüleri serbest bırakmak ve sınırları aşmak” gibi karşılıklar verilmesi bu paradoksu, kaosa dönüştürmektedir.

Merhum (Prof. Dr.) Salim Öğüt hoca, 17 Haziran 2012 tarihinde vefat etmiştir.
Merhum (Prof. Dr.) Salim Öğüt hoca, 17 Haziran 2012 tarihinde vefat etmiştir. Özgeçmişi için tıklayınız.

Artık son zamanlarda yavaş yavaş seküler çevrelerin bile dillendirmeye başladığı üzere asıl özgürlük “içgüdüleri serbest bırakmak değil, denetlemek, duyguların peşinden sürüklenmek değil, onları kontrol etmektir.” Buna göre arzularımızı ve isteklerimizi denetleyebildiğimiz kadar özgür, duygularımızı ve dürtülerimizi kontrol edebildiğimiz kadar hürüz.

Peki, bu denetimi ve kontrolü hangi ölçülere göre yapacağız? Mesela hayatın en anlamlı ve insanlar için en değerli iki ilişki biçiminden örnek verelim.

  • Birincisi karşı cinsle yani kadınlarla veya erkeklerle, ikincisi ise para ile alakamızdır. Bizim bu konulardaki ilişkilerimiz hangi esaslar üzerine kurulacaktır.
  • Bu konuda laiklik ne demekte ve akıl ne buyurmaktadır?
  • Daha da önemlisi insanlar bu ilişkilerini akıl ve laiklik kriterlerine  danışarak mı kurmaktadırlar?
  • Yoksa zevk ve yarar ilkesini esas alarak mı yaşamaktadırlar?

Dürüst olma çabası içindeki her insan kabul eder ki, bu konularda tek ölçü koyucu ve kriter belirleyici kurum dindir. Bu tür davranışlar meşruiyetlerini dinden alırlar. Dolayısıyla ya dinin koyduğu meşruiyet sınırlarına riayet ederiz ya da bizi bağlayacak hiçbir ölçü bulamayız.2)Salim Öğüt, Modern Bir Din Projesinin Tenkidi, Rıhle Kitap, İstanbul 2013, 2. Baskı, Sayfa 88-89

Dipnotlar   [ + ]

1.rihlekitap.com editörü
2.Salim Öğüt, Modern Bir Din Projesinin Tenkidi, Rıhle Kitap, İstanbul 2013, 2. Baskı, Sayfa 88-89