• Eserin Tam İsmi: 40 Hadis Şerhi Evlilik Üzerine


    Bu 40 Hadis derlemesinde Muftî Muhammed b. Âdem el-Kevserî, herkesi olmasa bile insanların çoğunu ilgilendiren bir konuyu ele alıyor: evlilik. Evliliğin amacı ve öneminin ne olduğu sorularına cevaplar arayan müellif; zoraki evlilik, velisiz nikâh, aile içi şiddet gibi daha tartışmalı meseleleri çözüme kavuşturuyor. Hadisin lafzının basit bir şekilde izahından öte hadisler detaylı bir şekilde şerh edilerek, hadisle nasıl amel edileceği ve bu hadislerin evlilik hayatında neye karşılık geldiği gibi bir takım mülahazaları ihtiva ediyor.


     

    Muhammed b. Âdem el-Kevserî


    Müftî Muhammed b. Âdem el-Kevserî; Birleşik Krallık, Pakistan ve Suriye gibi dünyanın muhtelif yerlerinde geleneksel usûlle Arap Dili ve İslâmî ilimler tahsilinde bulunmuş bir İslâm âlimidir. Cinsel Hayata İslâmî Bakış ve İslâm’da Doğum Kontrolü ve Kürtaj isimlerinde eserler kaleme aldı. Dünyanın farklı yerlerinde çeşitli konularda dersler verdi. Hâlihazırda Leicester şehrinde (Birleşik Krallık) ikamet eden Müftî Muhammed b. Âdem el-Kevserî, İslâmî ilimler tedrisatı ile meşgul olmakta, Daru’l-İfta’da da (www.daruliftaa.com) direktör ve araştırmacı olarak görev yapmaktadır.

     

     


     

     

    Karton Kapak | Ocak 2020 | 1. Baskı | 112 Sayfa

     

     

     

     

     

     

  • el-Akîdetu’t-Tahâviyye, Hanefî mezhebinin büyük Hadis, Fıkıh ve Akâid âlimi İmam Ebû Caʻfer et-Tahâvî’nin, mezhebin üç imamı: İmam Ebû Hanîfe, İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed (rh.a)’in ortaklaşa benimsediği Ehl-i Sünnet akâid ilkelerini ihtiva eden temel metinlerden biridir.

    Üzerine tarih boyunca muhtelif dönemlerde şerhler yazılmış olan bu kurucu metin, yazık ki son dönemlerde ülkemizde neredeyse unutulmaya terk edilmiş bulunmaktadır.

    Elinizdeki çalışma, RUZEM’deki Akâid dersinde takip ettiğimiz el-Akîdetu’t-Tahâviyye metni üzerine yaptığımız kısa açıklamalardan oluşmaktadır. Mevcut boşluğu bir nebze de olsa doldurmak amacıyla neşrettiğimiz bu çalışmada fazla detaya girilmemiş, ağırlıklı olarak orta seviye okuyucu hedeflenmiştir.

     

    Karton Kapak | Mayıs 2020 | 7. Baskı | 272 Sayfa

     

     

     

     

  • “Bu çalışmada, tasavvuf tarihinde önemli ve farklı bir yeri olan, H. IV./M. X. asırda yaşamış ve hadisle ilgilenmiş zâhid ve sûfîlerle, sûfî meşrebli muhaddisler incelenmiş; onların hadis anlayışları ile kullanmış oldukları hadislerin durumları ele alınmıştır.


    Böyle bir çalışma iki yönden önem taşımaktadır: Evvelâ, sûfîlerin hadis anlayışları, hadisçilere ve hadis ilimlerine karşı tavırları ile, bilhassa konularıyla ilgili seçmiş oldukları hadislerin durumları hep merak konusu olmuştur. Çünkü bu kesime mensub kimselerden bazılarının iyi niyetle de olsa, hadisçiler tarafından şiddetli bir şekilde tenkit edilen hadis uydurma faaliyetine adlarının karıştığı tarihen tespit edilmiştir. Böyle bir uygulama hepsinde var mıdır, yoksa ilgilenmiş oldukları alanda zayıf hadisle amele yumuşak bakılması mı buralara götürmüştür, ya da cehalet mi bunda etkili olmuştur? Hadis ilimleriyle iştigal edenlerde de bu hata görülmekte midir? İşte, benzer hususlar hep merak edilmiştir.


    Ayrıca; tetkik edilen asrın, tasavvuf tarihinde farklı bir yeri vardır. Bu asırda, daha önce başlatılan ve tasavvufa Kur’ân ve Sünnet’ten kaynak bulma, tasavvufu Sünnî bir temele oturtma gayretleri olgunlaşmış ve ürünleri alınmaya başlamıştır. Nitekim Sünnî tasavvufun temel kaynakları bu dönemde kaleme alınmıştır. Tasavvuf, aynı zamanda, yine bu asırda, ricali ve kaynakları ile müstakil bir ilim olma çabası içerisindedir.


    Yukarıda değindiğimiz meselelere ışık tutmayı hedefleyen bu eser, H. IV./M. X. asırdaki muhaddis sûfîleri ile sûfî muhaddislerinin tesbiti cihetine giderek, tasavvuf-hadis münasebetinin ortaya konulmasına yardımcı olmayı hedeflemektedir.”

  • İdrak ve Tasdik – Ebubekir Sifil

    28.00  17.00 

    “Yerli müsteşrikler”in Sünnet-i Seniyye ile başı pek hoş değildir. Elbette bu tavırlarını Sünnet’e karşı doğrudan ve açıkça cephe alarak belli etme yanlışına düşmezler. Bunun yerine pek çok hadisin akla ve Kur’ân’a uymadığından, genel olarak haber-i vahitlerin doğruluğundan emin olmanın imkânsızlığından, uydurma vakıasından… söz etmeyi tercih ederler…

    Elinizdeki kitabın, ağırlıklı olarak Hadis sahasıyla ilgili makalelerden oluşmasının en temel sebebi budur. Sünnet’in ve Hadis’in bilincimizdeki yeri muhafaza edilirse, cüz’î yalpalamaların kimliğimizi etkileyecek istikamet sapmalarına dönüşmesi mümkün olmayacaktır.

    Varisi bulunduğumuz devasa mirasın önce anlaşılması ve “idrak” edilmesi, arkasından da “tasdik” ve müdafaa edilmesi, itikadımızı da, fıkhımızı da murad-ı ilahî doğrultusunda şekillendiren Sünnet-i Seniyye’nin merkezî konumunun muhafazası ile mümkün olabilecektir.

    Makalelerin kaleme alınış tarihleri 1990’lı yılların başından 2006’ya kadar geniş bir yelpazeyi kuşatmaktadır. Bir kısmı muhtelif dergilerde neşredilmiş bulunan, bir kısmı ise herhangi bir mevkutede yer almayan bu yazıların, sahih Din tasavvurunun “idrak ve tasdik”ine katkı sunması temel arzumuzdur.

    Karton Kapak | İstanbul, 2020 | 5. Baskı | 256 Sayfa

     

  • İnsanlarla birlikte “çevre”nin de Müslüman olduğu zaman dilimlerinde İslâm’ı samimi olarak “öğrenmek”, “yaşamak” ve “aktarmak” isteyen için kapılar açık, imkânlar mevcut iken, bizler, 21. yüzyıl Müslümanları bu süreçler dizisinin her birinde bin bir sorunla yüz yüze bulunuyoruz. O kadar ki, bu süreçlerin her biri bizler için ayrı bir “handikap” teşkil ediyor.

    “Niçin” öğrenmeliyiz, “neyi” öğrenmeliyiz, “ne kadar” öğrenmeliyiz, “nasıl” öğrenmeliyiz ve nihayet öğrendiklerimizle ne yapmalıyız?

    Geçmişe oranla daha bir cesamet ve kesafet kazanmış bulunan tuzaklar tarafından içimizden ve dışımızdan kuşatıldığımız Modern Çağ’da İslâm’ın vadettiği zihin, kalp ve ruh berraklığına, “hakikat”i yaşayan insana, zamana ve mekâna nasıl ulaşabiliriz?

    İçimizi ve dışımızı önce tamir, sonra imar sorumluluğunu yerine getirmede, bu soruların gerçek ve açık cevaplara kavuşturulması hayatî önem arz ediyor.

    Elinizdeki kitap, bu temel gerçeği “mesele” edinenlere ve “hakikat” diye bir derdi olanlara hitaben kaleme alınmış yazılardan oluşuyor.

     

    Karton Kapak | İstanbul, 2020| 5. Baskı | 1. Cilt: 335 Sayfa | 2. Cilt: 324 Sayfa | 3. Cilt: 330 Sayfa 

  • Fıkh’ı, “Müslümanların önünü açmakla görevli bir mekanizma” olarak görme eğiliminin giderek ısrara dönüşmekte olduğu bir ortamda, “ahiretimiz için neyin zararlı olduğu” değil, “dünyamız için neyin faydalı olduğu” sorusu ve endişesi ön plandadır. Seküler dünyanın talepleri, dayatmaları, kuşatmaları karşısında -“direnmek” şöyle dursun-, “uyum sağlama”yı hayat ilkesi edinmiş Müslümanların, Fıkh’a “durumu meşrûlaştırıcı” bir misyon yüklemesi kaçınılmaz olmaktadır.

     

    Fıkıh’la ilişkimizdeki tâyin edici faktör, dünya merkezli/seküler tercihlerimiz olunca Fıkıh da dünyayı ahirete yönelik olarak tanzim etmenin vahiy merkezli zemini olmaktan çıkıp, dünyayı dünya için tanzim eden “hukuk”a dönüşmektedir. Üstelik de pek çok boyutu tırpalanmış olarak.

    Elinizdeki kitap, esas itibariyle bu kırılmanın İslâmî ilimlerin hemen tamamına taalluk eden tezâhürlerini mercek altına almaktadır. Sorulan sorular, hükmü merak edilen fer’î-fıkhî meselelerle sınırlı olmayıp, bütünüyle din telakkimizi ilgilendiren alanları ihâta etmektedir. Akaid/Kelâm başta olmak üzere bütün İslâmî ilimlerle ve Kur’ân-Sünnet başta olmak üzere edille-i şer‘iyyenin hemen tamamıyla ilgili soru ve cevapları ihtivâ eden bir kitabın özet/muhtasar olması mümkün değildi. Bu sebeple sorulara “el-Cevap: Caizdir/değildir” demekle yetinilmemiş, kimi zaman soruların arka planına da inilerek detaylı cevaplar verilmeye çalışılmıştır.

     

    Cilt Kapak | İstanbul, 2020| 5. Baskı | 533 Sayfa

  • “Kim Allah (c.c)’ın kader ve kazâsına râzı olursa Allah o kişiye nimet bahşeder ve onu razı eder. Kim de Allah’ın takdiri karşısında öfkelenecek olursa, asıl kendisi öfkeye maruz kalır, Allah bu kişiyi rahmetinden uzaklaştırır. O halde kazâ-i ilâhî karşısında öfkelenen, O’nun hükümlerinden usanan kişilerin vay hâline! Ve de Allah’ın işlerine kendini bırakan, O’nun kaderine teslim olan, her hâlükârda Allah’tan razı olan, başlarına ne gelirse gelsin: “İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn” (Biz yalnızca Allah’a âidiz ve ancak O’na döneceğiz.” diyen kişilere de mübârek olsun! “İşte, Rablerinin lütufları ve rahmeti bunlar içindir ve işte doğru yola ulaşmış olanlar da bunlardır.” (2/el-Bakarâ, 157.)

    Bu risâle, akıl sâhiplerine bir hatırlatma, musibete dûçar olmuş her mü’mine; gönüllerine ferahlık verecek, sabretmesini sağlayacak bir teselli olmak üzere, dertli Müslümanlara nasihat etmeyi kolaylaştırmak, musibetlerini hafifletmek, sabredeceği takdirde alacakları sevap ve mükâfatı düşünmelerini sağlamak gayeleriyle yazılmıştır.

    Musibete uğramış bir kulu taziye (teselli) etmek için, Kur’ân-ı Kerîm’deki birtakım âyetlerden, bunları takip eden hadis ve eserlerden, bunlarla yoğrulmuş bazı hikâye ve şiirlerden daha tesirli bir araç bulamadım.  Bundan dolayı musibete uğramış herkese ferahlık getirsin ve zorluklardan çıkış vesilesi olsun için bu hususta vâkıf olduğum bilgilerimi, bu risâlede özetledim.”

    | İbn Nâsırüddîn ed-Dimeşkî

    Karton Kapak | Mayıs 2020 | 1. Baskı | 126 Sayfa | Çeviri ve Notlar: Kübra Öztürk

    1. Kitap: Evlât Acısıyla Yanan Yüreklere Teselli (Berdü’l-Ekbâd ‘Inde Fakdi’l-Evlâd) à Yazar: İbn Nasırüddîn ed-Dimeşkî
    2. Kitap: Evlâdını Kaybeden Anne Babaların Canlarına Teselli (Tesliyetü Nüfûsi’n-Nisâ ve’r-Ricâl ‘Inde Fakdi’l-Etfâl) à Yazar: İbn Receb el-Hanbelî

     

  • Hayatın temeli inançtır. Hayata gerek iyi, gerekse kötü istikamette yansıyan her türlü faaliyetin arka planında, onları kuvveden fiile çıkaranların varlık ve eşya hakkındaki telakkileri, kabul ve redleri vardır.

    Şüphesiz bu temel tespit biz Müslümanlar için de aynen geçerlidir. İslam inancına göre hayatın, Yüce Yaratıcı’nın irade ve rızası doğrultusunda yaşanması esastır. Bunun da ancak Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat itikadının hayatın temeline yerleştirilmesiyle mümkün olabileceğini düşünüyoruz.

    Müslümanlar, nasıl Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in itikadî kabulleri doğrultusunda yaşadıkları zaman dilimlerinde dünyaya ilim, irfan ve medeniyet örnekleri vermişlerse, günümüzde de özelde İslam dünyasında, genelde insanlık âleminde yaşanan çürüme, yozlaşma, inhitat ve buhranlar ancak Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat itikadının ihyası ve bunun üzerine inşa edilecek pratiklerle aşılabilecektir.

    Elinizdeki çalışma, fikir hayatımızın muhtelif cephelerinde istikametimizin tayininde bize rehberlik edecek işaretler sunmaktadır.

    Karton Kapak | Ocak, 2020 | 5. Baskı | 258 Sayfa

  • İhyâ ve İnşâ – Ebubekir Sifil

    40.00  24.00 

    Modern zamanlarda Ümmet olarak maruz kaldığımız işgal ve istila, yerine göre toprağı, yerine göre yeraltı ve yerüstü kaynaklarını hedefliyor. Bu durumun yol açtığı yıkımın telafisi hiç şüphesiz kolay olmayacak. Ancak Ümmet’in maruz kaldığı “zihnî kuşatma”nın yol açtığı tahribatın yol açtığı yıkım diğerlerine kıyasla çok daha derin ve kalıcı…

    Bu işgale direnmek, diğer işgal türlerine mukavemetle kıyaslandığında çok daha zor. Zira her şeyden önce onu “fark etmek” başlı başına bir çaba istiyor. “Pirincimizin içindeki beyaz taş”ı, yani İslam’ı “içeriden” bir dil kullanarak tahribe azmetmiş çevrelerin faaliyetlerini de bu gerçeğin üstüne eklediğimizde, sorumluluğumuzun ne denli ağır olduğunu uzun uzadıya anlatmaya gerek kalmıyor.

    Elinizdeki kitap, maruz kaldığımız “zihnî işgal”in kodlarını çözmeyi hedefleyen makalelerden oluşuyor.

    Karton Kapak | İstanbul, 2020| 4. Baskı | 437 Sayfa

  • İnsanlarla birlikte “çevre”nin de müslüman olduğu zaman dilimlerinde İslam’ı samimi olarak “öğrenmek”, “yaşamak” ve “aktarmak” isteyen için kapılar açık, imkanlar mecut iken, bizler, 21. Yüzyıl müslümanları bu süreçler dizisinin her birinde binbir sorunla yüzyüze bulunuyoruz. O kadar ki, bu süreçlerin her biri için ayrı bir “handikap” teşkil ediyor.

    Elinizdeki bu kitap, bu temel gerçeği “mesele” edinenlere ve “hakikat” diye bir derdi olanlara hitaben kaleme alınmış yazılardan oluşuyor.


    Karton Kapak | İstanbul, 2014 | 3. Baskı | 312 Sayfa

  • Modern zamanlarda bilincimize arız olan muhtelif illetler, İslam’ın ve onun kaynaklarının doğru/sahih biçimde algılanmasını önemli ölçüde engellemektedir.

    Bu “arıza” durumunun sadece algı seviyesinde kalmayıp, imana ve amelî hayata dolaysız biçimde etki ettiği ise izahtan varestedir…

    “Bahsedilen durumun bir “arıza” olarak tesbiti ne kadar doğrudur?” sorusu bu noktada önemlidir. Ancak bu sorunun cevabına burada eğilmektense, onu, makaleler okunduktan sonra okuyucuda oluşacak kanaate havale etmenin daha doğru olacağı düşüncesindeyiz. Zira makalelerde sadece arızanın ortaya konmasıyla yetinilmemiş, onun niçin “arıza” olarak değerlendirilmesi gerektiği sorusunun cevabı da ortaya konmaya çalışılmıştır…

    İslamî ilimlerin muhtelif branşlarına taalluk eden makalelerde salt akademik endişelerle hareket edilmemiş, Müslümanlar’ın gündemini oluşturan meselelere neşter vurulması da hedeflenmiştir.


    Karton Kapak | İstanbul, 2019 | 6. Baskı | 268 Sayfa

     

  •  

    ‘İstikamet yazıları’ müslüman bireyin günlük hayatın hay-huyu içinde derinlemesine bir nüfuz ve tahkik imkanı bulamadığı meseleler hakkında kuşbakışı tesbit, tenkit ve teklifler ihtiva eden yazılardan oluşan bir kitap.

    İtikattan ahlaka, ibadetten davranışlarımıza kadar varlık algımızı oluşturan ne varsa bir bütün olarak tehdit altında bulunduğu modern dünyada, istikametimizi muhafaza ederek yürüyüşümüzü devam ettirmek ancak bir şekilde mümkün: Bizi ‘biz’ kılan değerleri ete kemiğe bürüyüp hayatımıza aktaran kaynaklardan devamlı surette beslenmek. Bu, asla kesintiye uğramadan sürdürülmesi gereken bir faaliyet.


    Karton Kapak | İstanbul, 2017| 3. Baskı | 398 Sayfa

  • ‘İstikamet yazıları’ müslüman bireyin günlük hayatın hay-huyu içinde derinlemesine bir nüfuz ve tahkik imkanı bulamadığı meseleler hakkında kuşbakışı tesbit, tenkit ve teklifler ihtiva eden yazılardan oluşan bir kitap.

    İtikattan ahlaka, ibadetten davranışlarımıza kadar varlık algımızı oluşturan ne varsa bir bütün olarak tehdit altında bulunduğu modern dünyada, istikametimizi muhafaza ederek yürüyüşümüzü devam ettirmek ancak bir şekilde mümkün: Bizi ‘biz’ kılan değerleri ete kemiğe bürüyüp hayatımıza aktaran kaynaklardan devamlı surette beslenmek. Bu, asla kesintiye uğramadan sürdürülmesi gereken bir faaliyet.


    Karton Kapak | İstanbul, 2017 | 3. Baskı | 398 Sayfa

  • Eserin Orjinal İsmi: Memâlik-i Osmâniyye’yi Keşfe Çıkan Oryantalistler


    Sultan II. Abdülhamid ve Vahîdüddîn’in yâverlerinden Mirlivâ Ahmed Hamdi Paşa (1871-1935)’nın, Yemen’de görevledirildiği 1911 yılında tuttuğu notlar arasına eklediği isim listesinden hareketle hazırlanan elinizdeki kitap, İstanbul’dan Balkanlar’a, Musul’dan Endonezya’ya, Şam’dan Sûdan’a, Mısır’dan Yemen’e kadar Osmanlılara bağlı ada, ülke ve şehirleri kapsayan; kimisinde siyâsî, kimisinde dînî, kimisinde ise ilmî yönün ağır bastığı keşif gezilerini gerçekleştiren 45 oryantalistin hayat, faaliyet ve eserlerine genel bir bakış sunmaktadır. Haklarında bilgi verilen bu şarkiyatçıları, XIX. yüzyılın ilk ya da ikinci yarısında yaşamış bilim adamları arasında yer almaları nedeniyle, Oryantalizm’in geçirdiği safhalar içerisinde “kolonyalizme yönelik hazırlıklar”ı kapsayan II. döneme yerleştirmek mümkündür.

    Geçmişte “British Museum” (1753) ve “The Royal Geographical Society” (1830) başta olmak üzere Avrupa’nın önde gelen müzeleri ile arkeoloji, coğrafya ve şarkiyat cemiyetlerinin organize ettiği, inkırâz halindeki Osmanlı toprakları (memâlik-i Osmâniyye) üzerinde gerçekleştirilen ve “hükmetmeye” hazırlık mahiyetindeki “tanıma” operasyonları olarak değerlendirilmesi gereken “kazı ve geziler”i, yayınlanan “yazı ve notlar”ı konu edinen kitap, keşif turlarıyla başlayıp küresel istilâ hareketine dönüşen bir süreçte, Oryantalizm yoluyla Emperyalizm’e sağlanan bilgi akışının nitelik ve niceliğini gözler önüne sermektedir.


    Görsel temsilîdir. 


    Karton Kapak | İstanbul, 2020| 2. Baskı | 206 Sayfa

  • Geleneksel değerler ifadesi ile tanımlanan İslami kavramlara karşı mücadele, aslında Kur-an ve Sünnette ifadesini bulan temel düşünce ve akidevi belirleyicileri karşı bir başkaldırıdır. Zaman zaman popüler bir mahiyet arzeden bu başkaldırının dayanağı varsayılan ilmi ve metodolojik argümanlar hakkında şu ana kadar ne yazık ki ciddi bir sorgulama yapılmış değildir. Bu modern İslam düşüncesinin fikir babası Fazlur-Rahman’dır. Türkiye temsilcisi ise Yaşar Nuri Öztürk’tür. Serinin I. Kitabı Yaşar Nuri Öztürk’e cevap mahiyetindedir. II.’inci kitabı ise Fazlur-Rahman’ın eserlerinin eleştirisidir.


    Karton Kapak | Haziran, 2019 | 7. Baskı | 528 Sayfa

  • Geleneksel değerler ifadesi ile tanımlanan İslami kavramlara karşı mücadele, aslında Kur-an ve Sünnette ifadesini bulan temel düşünce ve akidevi belirleyicileri karşı bir başkaldırıdır. Zaman zaman popüler bir mahiyet arzeden bu başkaldırının dayanağı varsayılan ilmi ve metodolojik argümanlar hakkında şu ana kadar ne yazık ki ciddi bir sorgulama yapılmış değildir. Bu modern İslam düşüncesinin fikir babası Fazlur-Rahman’dır.

    Türkiye temsilcisi ise Yaşar Nuri Öztürk’tür. Serinin 1. Kitabı Yaşar Nuri Öztürk’e cevap mahiyetindedir. 2. kitabı ise Fazlur-Rahman’ın eserlerinin eleştirisidir.


    Karton Kapak | İstanbul, 2019 | 7. Baskı | 511Sayfa

  • Müslümanlar uzun tarihleri boyunca, bugün yaşadıkları “yabancılaşma” durumunu hiçbir zaman yaşamadılar. Din’le ilişkimiz noktasında içinde bulunduğumuz süreci “farklı” kılan en önemli özellik bu olsa gerek.

    Efendimiz (s.a.v)’in pek çok hadislerinde dikkat çektiği “ahir zaman durumu”dur bu ve biz, bu külli savrulma sürecinde istikamet üzere kalabilmek için öncelikle bilinçaltı seviyesinde maruz kaldığımız zihin operasyonlarını fark etmek durumundayız.

    Bunun için ayağımızı nereye basmamız gerektiğini bilmek, olaylar ve olgular hakkında konuşurken bize ait kavram ve hükümleri esas alma dirayetini göstermek kaçınılmaz zorunluluktur.

    Elinizdeki kitapta yer alan yazılar bunu sağlamaya dönük mütevazi bir çabanın ürünü olarak okunmalıdır. Maruz kaldığımız durumun hakikatine ilişkin olarak zihinlerde bir kıvılcım çakmasına vesile olabilirsek amacımıza ulaşmış olacağız.

    Karton Kapak | İstanbul, 2020 | 4. Baskı | 474 Sayfa

  • Hz. Peygamber (s.a.v)’in insanlığa getirdiği son ilahî mesaj, Ümmeti “Son Elçi”nin sözlerini, davranışlarını, hal ve tavrını rehber edinme bilinciyle donatmıştır.
    Bu sebeple Müslümanlar için O’nun ne yaptığı, ne söylediği, hangi durumda nasıl davrandığı.. kısaca “Sünneti” her zaman hayatın en temel gayesi olmuştur. Zira O’nu anlamanın bizatihi Kur’an-ı Hakîm’i anlamak olduğu izahtan varestedir.

    Bu vakıa, ümmeti, özellikle “Peygambersiz zamanlar”da istikamet üzere kalabilmek için O’nun hayatını en ince detaylarına kadar öğrenmeye –tabiî olarak– yöneltmiş, bunun sonucunda da O’ndan görülen, duyulan, gözlenen her şey –imkânlar ve cari adet çerçevesinde– kayıt altına alınmıştır.

    Bu hassasiyetle oluşturulmuş bulunan hadis müdevvenâtı –hiç şüphe yok ki– Hz. Peygamber (s.a.v)’in sünnetinin ve sîretinin tesbitinde başvurulacak birinci el kaynaklardır ve İmam Mâlik’in (179/795) el-Muvatta’ isimli eseri bu müdevvenâtın başında gelmektedir.

    Gerek müellifinin otoritesi, gerekse telif tarzı dolayısıyla el-Muvatta’ telif edildiği tarihten itibaren çok büyük bir ilgiye mazhar olmuş, sadece Hicaz bölgesinde yahut doğu İslam Dünyası’nda değil, İslam Dünyası’nın “öbür ucu” durumundaki Endülüs coğrafyasında dahi pek çok alanda derin ve kalıcı etkiler oluşturmuştur.

    Telif edildiği tarihten itibaren, her esere nasip olmayan bir ilgi ve teveccühle karşılanmış bulunan el-Muvatta’, vefatına kadar İmam Mâlik’ten çok sayıda insan tarafından ahz edilmiş, bunun neticesinde de ortaya, çok fazla sayıda el-Muvatta’ nüshası/versiyonu çıkmıştır. Bu nüshalar arasında, gerek ihtiva ettikleri hadislerin sayısı, isnad ve metinlerin durumu, gerekse İmam Mâlik’in
    fıkhî istidlallerinin ne kadarına yer verdikleri gibi noktalarda birtakım farklılıklar mevcuttur. Önemine binaen bu nüshaların mukayesesi konusunda zaman içinde çok sayıda çalışma yapılmıştır. Gerek el-Muvatta’ât adıyla yapılan müstakil çalışmalar, gerekse el-Muvatta’ üzerine yazılmış bulunan mufassal şerhler bu alanda oluşmuş geniş literatürün ifadesidir. Bu çalışmada, ihtiva ettikleri hadis miktarları ve bu hadislerin sened ve metinlerindeki ihtilaflar noktasında muhtelif el-Muvatta’ nüshaları arasındaki farklılıklar üzerinde durulmuştur. İmam Mâlik’in fıkhî istinbat ve istidlalleri meselesi birinci derecede İslam Hukuku’nu ilgilendirdiği için konu dışı bırakılmıştır.

  • Fıkh’ı, “müslümanların önünü açmakla görevli bir mekanizma” olarak görme eğiliminin giderek ısrara dönüşmekte olduğu bir ortamda, “ahiretimiz için neyin zararlı olduğu” değil, “dünyamız için neyin faydalı olduğu” sorusu ve endişesi ön plandadır. Seküler dünyanın talepleri, dayatmaları, kuşatmaları karşısında –”direnmek” şöyle dursun–, “uyum sağlama”yı hayat ilkesi edinmiş Müslümanların, Fıkh’a “durumu meşrulaştırıcı” bir misyon yüklemesi kaçınılmaz olmaktadır.

    Fıkıh’la ilişkimizdeki tayin edici faktör, dünya merkezli/seküler tercihlerimiz olunca Fıkıh da dünyayı ahirete yönelik olarak tanzim etmenin vahiy merkezli zemini olmaktan çıkıp, dünyayı dünya için tanzim eden “hukuk”a dönüşmektedir. Üstelik de pek çok boyutu tırpanlanmış olarak…

    Elinizdeki kitap, esas itibariyle bu kırılmanın İslamî ilimlerin hemen tamamına taalluk eden tezahürlerini mercek altına almaktadır. Sorulan sorular, hükmü merak edilen fer’î-fıkhî meselelerle sınırlı olmayıp, bütünüyle Din telakkimizi ilgilendiren alanları ihata etmektedir. Akaid/Kelam başta olmak üzere bütün İslamî ilimlerle ve Kur’an-Sünnet başta olmak üzere edille-i şer’iyyenin hemen tamamıyla ilgili soru ve cevapları ihtiva eden bir kitabın özet/muhtasar olması mümkün değildi. Bu sebeple sorulara “el-Cevap: Caizdir/değildir” demekle yetinilmemiş, kimi zaman soruların arka planına da inilerek detaylı cevaplar verilmeye çalışılmıştır.

     

    Ciltli Kapak | İstanbul, 2020 | 7. Baskı | 619 Sayfa

  • Asırlar boyu maalesef Sûfiyye’ye karşı hased edilmiş ve haklarına girilmiştir. O topluluk Allah rızasını merkeze alıp işlerine devam etmişler, sataşmalar üzerinde durmamışlardır. Diyebiliriz ki ‘Selam’ (Furkan, 63) deyip yollarına devam etmişlerdir. Bu asude topluluğa çatarlarken aslında işi yer yer iftiraya vardırdıkları da maalesef müşahede edilmiştir.

    Bu konuda Müslümanların mutedil düşünüp kardeşliğe zemin hazırlamaları için arzu ettik ki tenkitler insaflı olsun. Bunu temin için de bu çalışmayı düşündük.

    Böylece bir Müslümanın, ‘Doğru sadece benim bildiğim ve dediğimdir, başkaları yanlıştır’ fikrinden sıyrılıp onun dediğinden başka da doğruların olabileceğini; kendisinin de yanılabileceğini kabul etmesini hatırlatmak istedik.


    Karton Kapak | Mayıs 2020 | 2. Baskı | 110 Sayfa

     

Updating…
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor.