• İmâm Nevevî’nin namaz, oruç, evlilik, yolculuk vb. durumlarda yapılacak zikir ve duaları sahih hadis kaynaklarından derleyip bir araya getirdiği eseri el-Ezkâr, Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kandemir’in tercüme ve şerhiyle çıktı.

  • Bunun için inanan insanın temel derdi, “Vahyi Hayata Taşımak” olmalıdır. Tüm çabası, gayreti bu yolda olmalı, hayatının hiç bir karesini böyle bir idealden mahrum bırakmamalıdır. Vahiy, hayatının her alanına hakim olmalı, onunla yaşamalı ve onunla can vermelidir. Vahyin hayat kitabı olması için insanın önce bu kitabı tanıması gerekir. Taşımak için tanışmak lazım, insanın ilahî kitap ile tanışması, hemhal olması, karşısına oturup önce kendini tanıtması, sonra da onun kendisini tanıtmasını istemesidir.


    Böyle bir İstek bizi “Kur’an nedir?” sorusuna yöneltecektir. Bana hayat kitabı olması gereken bu yüce ve ilahî kitap nedir? Ne olduğunu bilmediğiniz, ne olduğunu merak etmediğiniz bir kitabı nasıl hayata taşıyabilirsiniz ki?

  • İslam hukukunun esas kaynakları olan Kur’an ve Sünnet, Müslümanların hayata, eşyaya ve ilme bakış açılarını şekillendiren aslî unsurlar olduğundan teklîfî hüküm terimlerinin doğuşunda da belirleyici role sahip olmuştur. Bununla birlikte Kur’an ve Sünnet’te teklif bildiren hükümler, fıkıh usûlü kaynaklarında ele alındığı şekliyle farz, vacip, mendub, haram, tahrîmen mekruh, tenzîhen mekruh ve mübah terimleriyle ifade edilmemiştir. Bu terimler, fakihlerin Kur’an ve hadislerdeki ifadelerin ve sahabenin, tâbiînin ve müçtehid imamların kullandıkları kavramların üzerinde yoğunlaşan çalışmaları sonucunda ortaya çıkmıştır. Konuyla ilgili muhtelif çalışmalar yapılmış olmakla birlikte bu terimlerin doğuşuna yön veren Kur’an, Sünnet, Sahabe, tâbiîn ve müçtehid imamların sözlerindeki kullanımlardan başlayarak özellikle ilk beş asır fıkıh usûlü eserlerinde terimlerin gelişim seyrini izlemeyi hedefleyen müstakil bir çalışmaya rastlayamadık. Bu sebeple fıkıh düşüncesinin ve fıkıh tarihinde terimleşme süreçlerinin gelişim seyrine ışık tutma açısından katkı sağlayacağını düşünerek elinizdeki çalışmayı kaleme aldık. Bu yönüyle eser hem bir usûl hem de bir hukuk tarihi olma niteliği taşımaktadır.
  • Düşünce dünyası Kelâm’dan Fıkıh’a, Mantık ve Felsefe’den Tasavvuf’a kadar uzanan çok geniş bir alana yayıldığı ve her çeşit zihin seviyesindeki insana hitap ettiği için, Gazzâli’nin bu konudaki düşüncesi hakkında hüküm vermekte önemli güçlüklerle karşılaşırız. Bu güçlüğün bir başka sebebi de O’nun düşünce yapısının dinamik karakterinden yani; devamlı gelişip oluşan özelliğinden kaynaklanır.


    Gazzâli, bir sûfi, bir kelâmcı, bir mantıkçı veya büyük bir felsefe tenkitçisi kabul edilsin; her halükârda O, bunlardan sadece biri değil, belki hepsi birden, bir bütün olarak karşımıza çıkar. Bu yönüyle de O, bir sistemcidir ve orjinallik arzeder.


    Gazzâli, İslâm düşünce tarihinde keskin felsefe tenkitçiliği ile; bir felsefî düşünceyi, ondaki çıkmazları göstererek yıpratırken, başka düşüncelere zemin hazırlamış olarak görünür.

  • Günümüz Müslümanlarının, genel itibarıyla şartlarını kendilerinin oluşturmadığı bir dünya içerisinde İslam’a uygun bir yaşam sürmek gibi önemli bir meseleleri bulunmaktadır. Şartları başkasının oluşturduğu dünyada İslam’ın taleplerine uygun bir hayat sürmek ise birçok problemi ve soruyu beraberinde getirmektedir.


    “Günümüz fıkıh problemleri” gerek çağımızda ortaya çıkan yeni meseleler gerekse yeni olmasa bile fıkıh açısından çağımızda da bir sorun olmaya devam eden ve yeniden değerlendirme ihtiyacı bulunan meseleleri ifade eder.


    Bu kitapta günümüz fıkıh problemlerine ilişkin görüşler ve tercihler ortaya konulurken Kur’an ve Sünnet’in rehberliğini göz önünde bulunduran, geleneksel fıkıh mirasını merkeze alan, icmaya aykırı düşmeyen, kurumsal ictihada bireysel ictihaddan daha büyük önem veren, dinin temel amaçlarına, ümmetin dünya ve âhiret maslahatlarına önem veren bir bakış açısından hareket edilmeye çalışılmıştır.

  • Hz. Peygamber’in son peygamber olarak insanlığa İslâm’ı tebliğ etmesi ve müslümanlar için örnek bir kul olması, O’nun hayatını önemli hale getirmiş ve tarih boyunca çeşitli çalışmalarla yaşamı her yönüyle mercek altına alınmıştır. Çünkü Allah, ilâhî mesajlarında genelde insanlığa özelde de müslümanlara insanî değerleri öğretirken ve hatırlatırken, gönderdiği son Peygamber’i işaret ederek müslümanların O’nun gibi yaşamasını ve O’nu örnek almasını salık vermiştir. Allah Teâlâ’nın İlâhî mesajda Hz. Peygamber’in örnekliğine değinmesi, Rasûlullah’ı her yönüyle tanıma gereksinimini de beraberinde getirmiştir. Fakirlik çeken bir kimse Hz. Peygamber’e bakınca O’nun yokluk içindeyken hayata tutunup durumundan şikâyetçi olmaması halini ve hiç de iyi olmayan ekonomik durumunu, başarılı bir şekilde düzelttiğini göreceği gibi zengin olan bir kimse de dikkatini Hz. Peygamber’e çevirince O’nun varlıklı iken malını nerede ve nasıl harcadığına şahit olacaktır…
  • Müslümanların hukuk alanındaki tarihsel mirasının akli yönünü en çarpıcı şekilde ortaya koyan kavram hiç kuşkusuz “illet” kavramıdır. “Ayet ve hadislerde yer alan hükümlerin konuluş gerekçesi ve dayanağı” diye nitelendirebileceğimiz illet konusu özelde kıyas bahsinin genelde de fıkıh usulünün en önemli konusunu teşkil eder. Nitekim usul eserlerinin en çekişmeli konularını “illet” başlığını taşıyan bölümlerin içermesi bir tesadüf eseri değildir. İllet kavramı ile ilgili incelemeler ve tartışmalar gerek her bir müçtehide ait usulün kendi içinde tutarlı bir metodoloji olduğunu ortaya koymada gerekse fer’i meselelerin detaylandırmasında önemli bir rol oynamıştır. Usulcülerin bu kavramı bütüncül olarak ele alıp sistemleştirme konusunda önemli gayretleri bulunmaktadır. Bu eserde ilk dönem Hanefi usulcülerin illet konusu hakkındaki ifadeleri sistematik bir bütünlük içersinde ele alınmıştır.

  • Bu eser; İbn Hâcer el-Heytemî’nin İslâm dünyasında bilinen en meşhur eseridir.
    Eserde, tam 467 Büyük Günah/Kebair’in Ayet ve Hadis-i Şeriflerle açıklaması vardır.
    Metin halinde (Kaynak Gösterilen) 4 bin Hadis-i Şerif’in tahric ve tahkiki yapılmıştır.
    Bazı konularda tembihler halinde Fıkhi Hükümler mevcuttur.
    Eserin tercümesi Ahmed Serdaroğlu (merhum)ve Lütfi Şentürk, hadislerin tahricleri ise Osman Kandaz tarafından yapılmıştır.
    Eser, okuyucular için hem müracaat, hem kaynak eser, hem vaaz-ı nasihat hem de hazır hutbe kitabı niteliğindedir.
    Bugüne kadar bu sahada böyle ciddi bir eser tercüme edilmiş veya yazılmış değildir.
  • Bu hacmi küçük fakat içerdiği konular itibariyle büyük eserimiz, Kur’ân-ı Kerîm’i inceleme ve ondan yararlanmada pek çok insana yardımcı olacak ve okuyucular Kur’ân’la ilgili sorumluluklarını inşaallah hissedeceklerdir. Kur’ân-ı Kerîm’i inceleme konusunda yardımcı ve kolaylaştırıcı olan pek çok bilgi de öğrenilmiş olacaktır. Aynı zamanda bu yol üzerindeki engellere, hatalara ve mânevî kusurlara dikkat edilmiş olunacaktır.


    Bu kıymetli eserin müellifi, okuyucuları Kur’ân’dan yararlandırıp onlara Kur’ân’ı iyice tanıtırken, Kur’ân-ı Kerîm’den yararlanma, ondan feyiz ve ilham alma yolunda bir duvar gibi dikilen, -Kur’ân-ı Kerîm’in de işaret ettiği-mânevî engellerden, hatalardan, kusurlardan, hastalıklardan haberdar etmeyi, onları bu rûhî rahatsızlıklara karşı uyarmayı amaçlamıştır. Bir bakıma bu konular Kur’ân-ı Kerîm’i incelemenin ve ondan feyiz alıp yararlanmanın temel ilkelerini oluşturmakta, onu inceleyen için bir arkadaş, bir yol gösterici, bir hizmet edici ve akıl danıştığı bir destekçi görevi yapmaktadır.


    Elinizdeki bu eserle birlikte; Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenme, onu derinden kavrama uğrunda yapılan bu ilim yolculuğunda feyizlenmeniz temennisiyle…

  • Eserin Orjinal İsmi:  18. Yüzyıl Osmanlısında Bir Hanefi Tabakatı Mehammü’l-Fukaha


    İslamî ilimler alanında hâlâ neşredilmeyen çok sayıda el yazması metin bulunmaktadır. Bunlar genellikle literatüre katkısının zayıf olduğu düşüncesiyle araştırmacılar tarafından kütüphane raflarına terk edilmiş eserlerdir. Bu intiba kısmen hakikati yansıtıyor olabilir. Fakat bu durum Osmanlı döneminin İslamî ilimler bakımından yerinin tespiti gibi uzun zamandan beri cevabını bekleyen soruya verilecek cevabı geciktirmektedir. Osmanlı dönemine âit çok sayıda ilgi bekleyen yazma eser bulunmaktadır. Bunlar hakkında çalışmaların gecikmesi Osmanlı dönemi ile ilgili ‘büyük resmi’ görmemizi tehir etmektedir.
    İslam Medeniyetinin çeşitli alanlarında erken dönemden itibaren tabakat türü eserler yazılmıştır. Bu çerçevede sahâbe, tâbii, fakih, şâir, sanatkâr vs. için yazılmış tabakat eserlerinden bahsedilebilir. Fakat tabakat geleneği sadece yukarıda bahsi geçen ayrımlarla sınırlı kalmamıştır. Zamanla alfabetik tertipli eserlerle de karşılaşılmaya başlanmıştır.


    Fıkıh alanında da iki çeşit tabakattan bahsedilebilir. Bunlardan birincisi fukahâ biyografilerini içine alan fukahâ tabakâtıdır. Bunlar genellikle belirli bir mezhebe mensup fakihleri içine alırlar. Diğeri ise “fıkhî istidlal türlerini tanımlayarak tasnif eden” eserlerdir. Bunlar ise “tabakâtu’l-muctehidîn, tabakâtu’l-fukahâ” gibi başlıklarla literatürde yer almaktadır. Osmanlı Dönemi bu iki türden tabakatlara sahip bir dönemdir.


    Mehmet Kâmî Efendi hakkında onun bir divan şairi olması sebebiyle çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Fakat fıkıh alanındaki eserleri ile ilgili henüz bir çalışma mevcut değildir. Kitabın II. bölümünde yer alacağı üzere onun sadece tabakat alanında değil, edebu’l-kâdî ve fetava alanında da eserleri mevcuttur.

  • Memlûkler – İsmail Yiğit

    60.00  42.00 

    İslâm tarihinde kurulmuş en büyük birkaç devlet arasında yer alan Memlûkler, genelde İslâm tarihi, özellikle de Müslüman Türk ve Çerkes tarihleri için son derece önemlidir.


    Bir taraftan Moğol taarruzlarını durduran, diğer taraftan da Ortadoğu’daki haçlı prensliklerini nihâî olarak bölgeden çıkaran Memlûkler, Mısır Abbâsî Hilâfeti’nin merkezi olmak ve mukaddes Hicaz bölgesinin hâkimiyetini üslenmek gibi önemli imtiyazlara sahip en büyük İslâm devleti olma vasıflarını yaklaşık 2 asırdan fazla devam ettirdiler.


    Türk Memlûkleri tarih sahnesine çıktığında, İslâm dünyası, tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşıyordu. Bir taraftan haçlı seferleri devam ederken, doğudan gelen ve yenilmek nedir bilmeyen Moğollar, Ortadoğu İslâm ülkelerini, peş peşe işgal etmişler, bu ü1keler halkının büyük bir kısmını katliâma tâbi tutarak şehirleri yakıp yıkmışlar, adeta taş üstünde taş bırakmamışlardı. 1258 yılında Bağdat Abbâsî Hilâfeti’ni yıkmışlar, dillere destan olan Bağdat’ta, medeniyetten eser bırakmamışlardı. O sırada bütün insanlık medeniyetini tehdit eden bu gücü durduracak bir devlet de ortada görünmüyordu. Ancak, henüz 10 yıl önce Mısır’da kurulmuş olan Memlûkler Devleti insanlığı bu tehlikeden kurtardı. Taarruzlarını batıya doğru devam ettiren Moğollar’ı Filistin’de durdurdu. Ayn Câlût savaşında onlara henüz tatmadıkları mağlubiyetin acısını tattırdı. Kazandığı bu zaferle, başta Mısır olmak üzere batı İslâm dünyasını ve İslâm medeniyetini kurtaran Türk Memlûkleri ordusu, Memlûk tarihçisi İbn Haldûn’un işaret ettiği gibi, Müslümanların bu bozulma ve zayıflama döneminde Allah Teâlâ’nın büyük bir lütfu idi. Orta Asya bozkırlarından Memlûk olarak satın alındıktan sonra Eyyûbî ordusunda yetişen ve bilâhare devletlerini kuran Memlûkler, İslâm dini ile şereflenmişler ve neticede İslâm âlemini büyük tehlikelerden kurtarmışlardı.


    Memlûkler, daha sonra tarih sahnesine çıkıp altı asırdan fazla, hem de hakkaniyet ölçülerini aşmadan hüküm süren Osmanlı Devleti için de güzel bir örnek teşkil etmiştir.

  • Gerçek şahsiyetini İslâm’da bulan Hz. İsa, günümüz Hıristiyanlık inancına göre sözleri arasında çelişkiler bulunan, Allah’ın biricik oğludur. Bu yüzden, bazıları, onun gerçekten tarihte yaşamadığını ve onun sadece efsânevî bir kahraman olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmişlerdir. Hz. İsa’nın inkârı demek olan bu sözlere sebep olduklarından dolayı bütün bir Hıristiyan dünyası suçludur. Çünkü bu dünya, Allah’ın Peygamberi olan Hz. İsa’yı insanlık sıfatından uzaklaştırarak onu ulûhiyet mertebesine çıkarmışlardır. Matta’nın bildirdiğine göre o, bütün dünyanın Hıristiyanlaşmasını istemektedir. Fakat aynı İsa, Yahudileri “Evlad”, diğer milletleri ise “Köpek” olarak isimlendirmektedir.


    Hıristiyanların, Müslümanlara olan düşmanlığı her asır ve dönemde farklı şekil ve sistemlerle devam etmiştir. Aslında günümüzde bile şuuraltında bunun etkilerini görmek mümkün olmaktadır. Gaye, Müslüman gençliğin zihninde bir boşluk meydana getirmek, bundan sonra kendi fikirlerini çok masum bir pozda dayatmaya kalkışmak ve sonunda da onları kendi din ve mukaddes değerlerinden şüphe eder bir ruh bunalımı içine sokmaktır.


    Mamafih, tarihî bazı olaylar, Hıristiyan misyonerlerinin gayesinin sadece dinî bir gayrete dayanmadığını göstermektedir. Çalışma ve gayretlerinin belki en ön planda geleni, bağlı bulundukları milletlerin siyasî faaliyetleri ile meşgul olmaktır. Her misyoner, ülkesinin siyasî bir ajanıdır. Misyoner adayının yaptığı yemin, bunun açık bir delilini teşkil etmektedir.


    Bu araştırmamızda, her iki dinin müntesipleri tarafından yapılan çalışmalar ile bizzat kitapların kendilerine müracaatla bir mukayese yapmaya çalıştık. Okuyucu, çeşitli konularda yapılan bu mukayeseyi gördükten sonra, gerçeğe ulaşma ve doğruyu bulma hususunda daha rahat bir karar verecektir.

  • “Kardeşlerim! Size Hint kıtasının bir sesi olarak sesleniyorum. Filistin’in işgal edilmesi üzerine bütün Müslümanların olağanüstü bir hayat yaşamaları ve sürekli hazırlıklı olmaları gerekirdi. Yüce Allah’ın onlara helal kıldığı zevkleri bile kendilerine yasaklamaları gerekirdi. Zafer kazanan başarılı ordular tarihte hep böyle yaptı. Hindistan’da üç buçuk asır hüküm süren Moğol devletinin kurucusu Babür beraberinde yirmi bin savaşçı bulunarak meydana çıktı. Düşmanı Rana Sanga içinde iki yüz bin savaşçının bulunduğu büyük bir orduyu komuta ediyordu. Ne yaptığını biliyor musunuz? Babür, şaraba düşkün biriydi. İçmeden duramıyordu.Tarihte onun şaraba düşkün olduğu bilinir. Çarpışma alanında biranda durdu ve Allah’a tevbe etti.”Ey Allah’ım! Ben kendime şarabı yasaklıyorum ve artık onu kendime yaklaştırmayacağım” dedi. Haramlardan ve çirkin işlerden uzaklaştı. Sonra savaşa daldı, hedefine odaklandı ve kendini meşgul eden bütün engellerden kurtularak düşmanla çarpıştı. Böylelikle büyük bir zafer kazandı. Mimari ve sosyal eserleri hâlen kalıcı bir şekilde ayakta duran bu büyük devleti kurmayı başardı. İşte işi ciddiye alan şahıslar, milletler ve ordular ciddi iş yapar ve netice alırlar.

  • Araştırmacıların, Kur’an-ı Kerim’in içinde ve Emin Rasulün hadislerinde dil şahidlerini, i’cazlı edebi delilleri ve açık belagatı bulmaları, şiir beyitlerinde veya eski hikmetli sözlerde aramalarından daha hayırlıdır. Ayrıca araştırmacı bununla müşterek bir gayreti, faydalı bir birlikteliği ve örnek bir öğretim metodunu bulacaktır.

  • İslam âlimleri tarih boyunca sünneti koruma adına çok önemli metotlar geliştirmişlerdir ve bu metotlara dünya tarihi boyunca ulaşabilen hiçbir topluluk olmamıştır. Günümüzde teknoloji ve iletişim araçları gelişmesine rağmen, haber alma metotları İslam âlimlerinin sünneti tespit için geliştirdikleri sisteme ulaşamamıştır.


    Nitekim birçok haber yayınlandıktan çok kısa süre sonra bile yalanlanabilirken, sünnetin tespitinde böyle bir durum söz konusu değildir.


    Aradan geçen bin dört yüz seneye rağmen bugün Peygamberimiz hakkında uydurulan haberlerin tespiti yapılmış ve doğru olanı yanlış olanından ayrılabilmiştir. Zaten İslam dininin en son din olma özelliği de bu gerçekle bağdaşmaktadır.

  • Her yıl bir jenosid (soykırım) olduğu iddiası ile tekrarlanan 1915 Yılı’ndaki “Ermeni Tehciri” aslında Hilâl-Salib (haç) mücâdelesinin kanlı bir safhasından başka bir şey değildir. Vâki olan da bir jenosid değil mukaatele (karşılıklı vuruşma)dir. Bu gerçeğin Ermeni asıllı yazarların eserleri ile dahî ispatı kabildir. İlle de bir kusurlu aranacaksa idâresi altında asırlarca müreffehen yaşadıkları Osmanlı’ya sadakatten ayrılan ve bu kıtâle ilk başlayan Ermeniler’dir. Üstelik onların bu kıyamı Osmanlı Cihan Devleti’nin ezelî düşmanı ve Haçlı zihniyetinin zebûnu olan Batılı emperyalistlerin teşvik ve destekleri ile gerçekleştirmiş olmaları suçlarını daha da ağırlaştırmaktadır. Böyle olduğu hâlde bizim milletçe unutmaya ve afvetmeye meyyal bulunduğumuz fâciâları yurtdışındaki bir kısım ermeninin her yıl tekrar edip durması karşısında kendimizi müdâfaa mecburiyetinde kalışımız hem bizim ve hem de beraber yaşadığımız Ermeni vatandaşlarımız için gerçekten hazin bir tâlihsizliktir! Yayınevimiz Tehcir’in 100. Yıldönümü vesilesi ile tarihteki “Ermeni Mes’elesi”ne dâir gerçeklerin bir panoramasını en doğru bir şekilde aksettiren böyle bir eseri yayınlamaktan şeref duyar!..

  • Eserin Tam İsmi: 101 Cevapla Kur’an Nedir? Vahyi Hayata Taşımak


    Bunun için inanan insanın temel derdi, “Vahyi Hayata Taşımak” olmalıdır. Tüm çabası, gayreti bu yolda olmalı, hayatının hiç bir karesini böyle bir idealden mahrum bırakmamalıdır. Vahiy, hayatının her alanına hakim olmalı, onunla yaşamalı ve onunla can vermelidir. Vahyin hayat kitabı olması için insanın önce bu kitabı tanıması gerekir. Taşımak için tanışmak lazım, insanın ilahî kitap ile tanışması, hemhal olması, karşısına oturup önce kendini tanıtması, sonra da onun kendisini tanıtmasını istemesidir.


    Böyle bir İstek bizi “Kur’an nedir?” sorusuna yöneltecektir. Bana hayat kitabı olması gereken bu yüce ve ilahî kitap nedir? Ne olduğunu bilmediğiniz, ne olduğunu merak etmediğiniz bir kitabı nasıl hayata taşıyabilirsiniz ki?


     

    Siyer Yayınları | Karton Kapak | İstanbul, 2016 | 13. Baskı | 432 Sayfa

  • Akide’nin sem’iyyât bölümündeki ahkâm ya ayet-i kerimeler ya da mutevatir hadislerle sabittir. Nüzûl-i İsa da bu mevzulardandır. Delillerinin hem vürûdu hem de delâleti kat’i olan bir konuda aklın arkasına sığınarak hüküm vermek, sem’iyâta ait daha pek çok hususun inkârına kapı açar. Zira Kelam İlmi’nde “belhüm adal” derekesindeki akılların idrak edemediği daha yığınla mevzu vardır. Güneş sistemini boşlukta tutan, dünyayı binlerce hususu bir araya getirerek yaşam merkezi kılan, bir et parçası olan dile konuşma hususiyeti veren, kemik ve et karışımı olan kulağa duyma sistemini koyan Allah Azze ve Celle Hz. İsa’yı (a.s.) bedeniyle huzuruna almaya, orada yaşatmaya, Kıyamet’in öncesinde tekrar dünyaya indirmeye elbette kadirdir.

    “Eğer Hz. İsa (a.s.) yaşıyorsa nerededir, ne yer ne içer?” gibi sorunların temelinde, İslam’ı ideolocyaları esas alarak sorgulama denâeti vardır. Oysa İslam’la küfür, Batıyla Doğu iki zıt kutuptur ve hep öyle kalacaktır.

    İki ana başlık altında mütalaa ettiğimiz Nüzûl-i İsa meselesi eserin ilk bölümünde ayetler bağlamında, İkinci bölümünde ise daha çok hadisler zaviyesinden tahlil edilmiştir.


     

    Hüküm Kitap | Karton Kapak | İstanbul, 2019 | 1. Baskı | 144 Sayfa

  • Eserin Tam İsmi: Büyük Doğu Çağına Doğru


    Ötelerin nizamını çağa okuyan haberci. Medeniyetin önündeki buz dağlarını eriten soluk. Hacı Bayram’ın asasız, Mevlânâ’nın sarıksız, Fatih’in devletsiz arkadaşı. Anadolu’nun Nizamnamesini yazan kalem. Hicivde Nefî’yi, aşkta Şeyh Galip’i, sanatta Fuzûli’yi yaşayan şâir. Yunus’un çarıkla yürüdüğü yolları iskarpinle kat eden derviş. “Allah” demenin yasak olduğu bir devirde “İşte iz geliniz!” diyen davetçi. Batı’nın aklını, Doğu’nun aşk ocağında eriten mütefekkir. Altın silsilenin ardı sıra yürüyen sûfî. Küfür muzahrafatının lekeleyemediği kale. Aksiyonun kendisi, düşüncenin yekûn ifadesi. Mâverâ’nın, İFAM’ın “Ulu Hocası”. Çağın muzdaribi, “üstün çile”nin sadık yâri. Milletin bir şapkayla saadet bulacağını söyleyenlere, “Bekleyin gelecektir, eskimez, pörsümez yeni” diyen hakikat aşığı. Mazlumların, muzdariblerin sözcüsü. Bülbül, kurbağadan lisan öğrenmez diyen din, dil ve millet müdafii. Güzeller Güzeli’nin ss güzel ifadecisi. Büyük Doğu’nun son mütefekkiri. Milyonların şehadetiyle tabutu kabre, sevdası yüreklere verilen davetçi…


    Görsel Temsilîdir. 


     

     

    Hüküm Kitap | Karton Kapak | İstanbul, 2016 | 2. Baskı | 184 Sayfa

  • Eserin Tam İsmi: Şiâ Rivâyet Kültüründeki Derin Paradoks TAKIYYE


    بسم الله الرحمن الرحيم
    الحمد لله رب العالمين، والصلاة والسلام على سيدنا محمد وعلى آله وصحبه أجمعين

    Müslüman tarihinde ortaya çıkmış İslam içi birçok fırka mevcuttur. Bunların kimisinin siyasi kimisinin de kelami felsefî yönü ağırlık basmaktadır.

    Siyasi söylemleri mezhebin iç dinamiğini oluşturan fırkaların başında ise Şia gelir. Tarihsel süreç içerisinde birçok Şia fırkası türemiş, bunların bir kısmı müntesiplerinin zamanla yok olması sebebiyle tarih sahnesinden çekilmiş bir kısmı ise aktif olarak varlığını sürdürmüştür. Şia fırkaları arasında bugün en yaygın olan fırka, İsna Aşeriyye el-İmamiyye diye bilinen On İki İmamcılar fırkasıdır. Türkiye’de daha çok Caferiler diye bilinirler. Bu çalışmada Şia’dan kasıt bu fırkadır.

    Bu fırka özüne siyasi talepler mündemiç bir fırka olmakla beraber tarihi süreç içerisinde kendine has inanç, ibadet, ahkam ve ahlakiyat sistemi de geliştirmiştir. Bu sistem bir yere kadar ana akım Ehli Sünnet mezhepleriyle uyuşmakta bir yerden sonra da ciddi farklılıklar göstermektedir. Bu çalışmada takıyye’nin Ehli Sünnet ve Şia’daki yerini, takıyye’nin Şia ekolleriyle beraber anılmasının sebebini, yine Şia rivayet kaynaklarına dayanarak takıyye rivayetlerinin meydana getirdiği rivayet sorununu ve bu sorunun yol açtığı ayrıştırıcı, ötekileştirici boyutlarını analiz ettik.


    Karton Kapak | İstanbul, 2016 | 1. Baskı |152 Sayfa

  • Dinde Deformistler 1 – Ali Eren

    24.00  17.00 

    Değerli okuyucu!
    Din âlimi görüntüsündeki bazı kimseler, eskiden beri bilinen ve yaşanan İslamın yanlış olduğunu, bu yanlışlığı da kendilerinin düzelteceğini söylüyorlar.
    Peygamberimiz’in ümmetini, hiç bir ayırım yapmaksızın toptan yanlış inanca sahip olmakla suçlayarak, bu ümmetin “Eski sapık ve putperest topluluklar gibi olduğunu” söyleyebiliyorlar.
    Peygamberimiz’in, “Bir nur kaynağı olamayacağını” ve “Peygamberimiz’le diğer insanlar arasında fark olmadığını” söyleyebiliyorlar.
    Hâşâ, “Allah’ın, iki yüzlü bir Roma putu olduğunu” ve “Peygamberimiz’in normal bir ruh yapısına sahip olmadığını” söyleyen ve İslamın 5 şartından biri olan hac hakkında, “En mantıksız bir eylem” diyen bir sapığı, “İdeal müslüman” olarak gösteriyorlar.
    “Kur’an’ın, bütün insanların müslüman olmasını hedeflemediğini” ve “Allah’ın müşrikleri de affedebileceğini” söyleyebiliyorlar.
    Bunun gibi, İslama zıt daha nice tehlikeli sözler…
    Okudukça şoktan şoka gireceğiniz bu kitap, işte bu sözleri söyleyenleri tanıtmak için hazırlandı.
    Tehlikenin büyüklüğünü daha iyi anlayabilmek için, elinizdeki eserin başındaki “Bu kitap hakkında” başlıklı kısa yazıya da bir göz atmanızı önemle tavsiye ederiz..


    Kitap Kalbi Yayıncılık | Karton Kapak | İstanbul, 2019 | 2. Baskı | 432 Sayfa

  • Dinde Deformistler 2 – Ali Eren

    24.00  17.00 

    Değerli okuyucu!
    Din âlimi görüntüsündeki bazı kimseler, eskiden beri bilinen ve yaşanan İslamın yanlış olduğunu, bu yanlışlığı da kendilerinin düzelteceğini söylüyorlar.
    Peygamberimiz’in ümmetini, hiç bir ayırım yapmaksızın toptan yanlış inanca sahip olmakla suçlayarak, bu ümmetin “Eski sapık ve putperest topluluklar gibi olduğunu” söyleyebiliyorlar.
    Peygamberimiz’in, “Bir nur kaynağı olamayacağını” ve “Peygamberimiz’le diğer insanlar arasında fark olmadığını” söyleyebiliyorlar.
    Hâşâ, “Allah’ın, iki yüzlü bir Roma putu olduğunu” ve “Peygamberimiz’in normal bir ruh yapısına sahip olmadığını” söyleyen ve İslamın 5 şartından biri olan hac hakkında, “En mantıksız bir eylem” diyen bir sapığı, “İdeal müslüman” olarak gösteriyorlar.
    “Kur’an’ın, bütün insanların müslüman olmasını hedeflemediğini” ve “Allah’ın müşrikleri de affedebileceğini” söyleyebiliyorlar.
    Bunun gibi, İslama zıt daha nice tehlikeli sözler…
    Okudukça şoktan şoka gireceğiniz bu kitap, işte bu sözleri söyleyenleri tanıtmak için hazırlandı.
    Tehlikenin büyüklüğünü daha iyi anlayabilmek için, elinizdeki eserin başındaki “Bu kitap hakkında” başlıklı kısa yazıya da bir göz atmanızı önemle tavsiye ederiz…


    Kitap Kalbi Yayıncılık | Karton Kapak | İstanbul, 2016 | 1. Baskı | 432 Sayfa

  •  

    İslâm toplumunun temeli Hz. Peygamber (sas) döneminde atılmıştır. Bu dönem Müslümanlar için referans niteliği taşımaktadır. Hz. Peygamber’in (sas) ve Sahâbîlerin aile hayatlarını bilmek Müslüman ailesini tanıma, sorunlarını teşhis edip çözümler sunabilme adına son derece önemlidir. Bu çalışmada Câhiliye dönemiyle karşılaştırmalı olarak Hz. Peygamber (sas) döneminde kurulmasından, sonlandırılmasına kadar aile hakkında detaylı bilgiler verilmektedir.


    Araştırma boyunca okuyucu İslâm’dan önceki aile yapısının nasıl olduğunu, İslâm ile beraber aileyle alakalı nelerin değişip nelerin ise aynı kaldığını görme imkanını elde edecek, çalışmanın sonuna eklenen tablolar sayesinde de hem erkek hem de kadın sahâbîlerin eşleri ve çocukları hakkında bilgi sahibi olacaktır.


    Siyer Yayınları | Karton Kapak | İstanbul, 2019 | 1. Baskı | 576 Sayfa

  • Neyi yitirince yüreklerimizi birbirine bağlayan ruhu kaybettiysek, onu kazanınca, Şam’ı Bağdat’tan, Bağdat’ı da İstanbul’dan ayıran sınırları ortadan kaldırmış olacağız. Bunun için Âlem-i İslâm’ın farklı noktalarında mücadele eden, emperyalizma ile hesaplaşan milyonlarca Müslüman var. Onların cihadını yerinde görmek, muvaffak oldukları hususlarda kendilerinden istifade etmek, tarihî tecrübemiz ve ilmî mirasımız noktasında istişareler yapmak, İslâmî tedrisât babında teâtî-i efkârda bulunmak, İstanbul’da yazılan bir kitabı Lahor’da, Lahor’da neşredilen bir mecmuayı da bütün bir Bilâd-ı İslâm’da oku(t)mak; eserleri, yerinde tespit edilen yeni sorunları dikkate alarak telif etmek; ilim, fikir ve harekette yeni terkiplere gitmek, Ümmet olarak neye maliksek tamamını Kur’an ve Sünnet mizanında öz-posa ayrımına tabi tutmak gibi ameliyeleri gerçekleştirebilmek adına farklı İslâm beldelerine, farklı zamanlarda yapılan seyahatlerin bir hasılası hükmünde olan bu kitabı sâir seyahatnâmelerden ayıran en temel hususiyet ise, hadiseyle iâşe, ibâte ve zevk u sefa boyutu yerine ilim, fikir ve hareket cihetiyle alakadar olması ve bu noktada teşhis ve tespitler ihtiva etmesidir.
    * * *
    Cava Adaları’ndan Cebel-i Tarık’a, Doğu Türkistan’dan Gana’ya kadar uzanan direniş hattında Ümmet’in yarınlarına dair güzel haberler var. Kur’an-ı Kerîm’in, Allah Teâlâ’nın eşya ve hadiseye tatbik edilmeyi bekleyen talimatlarından ibaret olduğuna inanan müminler, çöllere vahâvârî hayat verdi; Âlem-i İslâm yeniden insanlığın umut kıtası hâline geldi.
    Allah’ın selâmı üzerinize olsun.


     

    Hüküm Kitap | Karton Kapak | İstanbul, 2017 | 2. Baskı | 280 Sayfa

Updating…
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor.