• Spiralli haftalık planlayıcı çeşitlerimiz ile haftanızı önceden planlayabilir, haftalık planlayıcıda bulunan rutinler bölümü ile haftalık takiplerinizi yapabilir ve notlar kısmına çeşitli notlar alabilirsiniz.

    Sayfa: 60 Yaprak (60 haftalıktır)
    Kapak: 350gr
    İç Sayfalar: 80gr 1. hamur
    Boyut: 13cmx24cm

  • Cennete Otostop – Adem Özköse

    22.00  14.50 

    Hepsinin birbirinden farklı, birbirinden ilginç hikâyesi vardı. Kimisi papazken, kimisi ünlü bir müzisyenken, kimisi bir misyonerken, kimisi de uyuşturucu kaçakçısıyken İslam’la tanışmış ve kendilerine yeni bir hayat kurmuşlardı. Bu röportajlar esnasında mühtedilerin gözyaşlarına, sevinçlerine ve heyecanlarına da şahitlik ettim. Onlardan yaşadıkları zorlukları, hayal kırıklıklarını, geleceğe dair umutlarını dinledim.


    İtiraf etmeliyim ki, mühtedilerle yüz yüze röportajlar yaparken dinlediklerimden ben de çok etkilendim.
    Bazı hikâyeler günlerce aklımdan çıkmadı; yolda yürürken, kitap okurken veya başımı yastığa koyduğumda, sonradan Müslüman olan bu insanların anlattıklarını, başlarına gelenleri hatırlıyordum. Hepsi gerçek ve yaşanmış olan hidayet öykülerini dinleyip de etkilenmemek elde değildi. Sizin de hidayet öykülerini okurken birçok farklı duyguyu bir arada yaşayacağınızı; kimi zaman şaşıracağınızı, kimi zaman mutlu olacağınızı, kimi zaman da gözyaşlarınıza engel olamayacağınızı tahmin ediyorum.

  • Fıkhın tedvin edilmeye başladığı II. (VIII.) asırdan itibaren risâleler şeklinde telif edilen muhtasar eserlerin ardından geniş hacimli eserler kaleme alınmış, zamanla bunları şerhler ve hâşiyelerin yazılması takip etmiştir. İlim erbâbına hitap eden ve oldukça hacimli olan bu kaynaklar İslâm hukukunu ilgilendiren bütün konuları ayrıntılı biçimde ele aldığından halk için gerekli olan temel bilgileri ihtiva eden, dili sade, anlaşılması kolay, hatta ezberlenmeye müsait muhtasar eserlere ihtiyaç duyulmuştur. Bu sebeple Osmanlılar döneminde İlmihâl kitapları kaleme alınmaya başlamıştır. İlmihâl kitapları önce Arapça yazılmış, daha sonra bunların Türkçe’ye çevrilmesi ve eksik görülen kısımların tamamlanmasıyla gelenek devam etmiştir.


    II. Meşrûtiyetle birlikte ilmihâl kitaplarının yazılmasına hız verilmiş ve Cumhuriyet devrinde daha düzenli bir şekilde devam ettirilmiştir. Ancak bu ilmihâllerde fıkhî görüşlerin, genellikle delillerine yer verilmeksizin mücerret fetvâlar şeklinde ortaya konulduğu görülmektedir. Elinizdeki İlmihâl, diğer ilmihâllerden farklı olarak dört mezhebe göre Kur’an ve Sünnet’ten delilleriyle birlikte kaleme alınmış kaynak bir eser niteliğindedir. Eser zaman zaman Sahâbe ve Tâbiûn fakihlerinin günümüze ulaşan fetvâlarına da yer veren önemli bir araştırma mahsulüdür. Sadece ibadetlerle ilgili ilmihâl niteliğinde oluşu da, okunmasını ve yararlanılmasını kolaylaştıran ayrı bir özelliktir. Bu özellikleri sebebiyle eserden faydalanan kimsenin, mezhebinin görüşlerini ve dayandıkları delilleri bir arada görerek işlediği amellerin sıhhati konusunda gönlünün daha mutmain olacağını ümit ediyoruz.

  • Düşünce dünyası Kelâm’dan Fıkıh’a, Mantık ve Felsefe’den Tasavvuf’a kadar uzanan çok geniş bir alana yayıldığı ve her çeşit zihin seviyesindeki insana hitap ettiği için, Gazzâli’nin bu konudaki düşüncesi hakkında hüküm vermekte önemli güçlüklerle karşılaşırız. Bu güçlüğün bir başka sebebi de O’nun düşünce yapısının dinamik karakterinden yani; devamlı gelişip oluşan özelliğinden kaynaklanır.


    Gazzâli, bir sûfi, bir kelâmcı, bir mantıkçı veya büyük bir felsefe tenkitçisi kabul edilsin; her halükârda O, bunlardan sadece biri değil, belki hepsi birden, bir bütün olarak karşımıza çıkar. Bu yönüyle de O, bir sistemcidir ve orjinallik arzeder.


    Gazzâli, İslâm düşünce tarihinde keskin felsefe tenkitçiliği ile; bir felsefî düşünceyi, ondaki çıkmazları göstererek yıpratırken, başka düşüncelere zemin hazırlamış olarak görünür.

  • Hayat Onunla Güzel – Soner Duman

    20.00  12.00 
    “Şüphesiz ki Allah Resûlü’nün (s.a..v.) yaşam tarzı ve sünneti, hayatın her anını sorumluluk bilinci içinde yaşamak isteyen, hem dünya hem de âhiret saadetini elde etmek isteyenler için vazgeçilmez bir kaynaktır. Günümüzde insanlar mutluluğu çok farklı şeylerde arıyorlar. Kimileri mal ve servete, kimileri makam ve şöhrete, kimileri de zevk ve şehvete tutkun bir hayat içinde olmayı mutluluk zannediyorlar. Oysa gerçek anlamda inanan bir kimse için en güzel örnek hiç kuşkusuz Allah Resûlü’dür. İşte ben, bu yazılarımda Allah Resûlü’nün hayatımıza yön veren, istikamet çizen, bize hayatın ve sahip olduklarımızın değerini öğreten yaşam tarzını ele almaya çalıştım. Gördüm ki hayat, ancak onun (s.a.v.) sünnetine, yaşam tarzına uyulduğunda güzel oluyor. Onu dikkate almayan bir yaşamın huzur ve mutluluk getirmesi mümkün değil.”
  • Müslümanca düşünemeyen toplumlar, önce ahlakî bir yozlaşmaya maruz kalır, birkaç nesil sonra da deizme veya ateizme kayarlar. Müslümanca düşünmeyi başaramayanların, Müslümanca yaşamaları ve uzun vadede Müslüman kalmaları da mümkün değildir. Dolayısı ile Hayatı Müslümanca Okumak bizim için tabiri caizse bir beka meselesidir.


    Kur’an’ın ilk inzal olan ayetlerinin başında “ikra” yani “oku” buyrulmuştur. “Nasıl okumalıyız?” sorusuna da “bismi Rabbike” yani “Rabbinin ismiyle” diye cevap verilmiştir. (Bkz. Alak, 1) Bu ayet Müslümanların hayatı okuma modelini ortaya koymaktadır. Demek ki biz Müslümanların hayatı okuma modeli alelade bir okuma modeli değil, Rabbimizin isminin merkezde olduğu bir okuma modelidir.


    Dolayısı ile bizler hayata ve olgulara bakarken, onu anlamlandırırken herhangi bir insan gibi ya da bir gayr-i müslim gibi değil kendimize has bir şekilde ona bakarız. Bizim din ve dünya görüşümüz onlarınkinden çok farklıdır.


    Biz hayatı ve olguları Rabbimizin adıyla okuruz. Rabbin adıyla okumak demek, ahlaktan hukuka, ekonomiden iktisada, sağlıktan ticarete, eğitimden yönetime kadar istisnasız hayatın her alanında Rabbimizin ölçülerini dikkate alarak okumak demektir.


    Bu mütevazı çalışma ideolojilerin, izmlerin ve birtakım düşüncelerin zihinleri lekelediği bir çağda, ifrat ve tefrite düşmeden Müslümanca düşünmenin imkanlarını arayan bir çabanın, bir anlam arayışının ürünüdür. Rabbimizden bu çalışmanın insanlara ulaşmasını ve faydalı olmasını dileriz.

  • Müslümanların hukuk alanındaki tarihsel mirasının akli yönünü en çarpıcı şekilde ortaya koyan kavram hiç kuşkusuz “illet” kavramıdır. “Ayet ve hadislerde yer alan hükümlerin konuluş gerekçesi ve dayanağı” diye nitelendirebileceğimiz illet konusu özelde kıyas bahsinin genelde de fıkıh usulünün en önemli konusunu teşkil eder. Nitekim usul eserlerinin en çekişmeli konularını “illet” başlığını taşıyan bölümlerin içermesi bir tesadüf eseri değildir. İllet kavramı ile ilgili incelemeler ve tartışmalar gerek her bir müçtehide ait usulün kendi içinde tutarlı bir metodoloji olduğunu ortaya koymada gerekse fer’i meselelerin detaylandırmasında önemli bir rol oynamıştır. Usulcülerin bu kavramı bütüncül olarak ele alıp sistemleştirme konusunda önemli gayretleri bulunmaktadır. Bu eserde ilk dönem Hanefi usulcülerin illet konusu hakkındaki ifadeleri sistematik bir bütünlük içersinde ele alınmıştır.

  • İnsanoğlu var edildiği günden beri Allah’ın birleştirilmesini emrettiği bağları korumak ile mükelleftir.Bu bağlar insanın diğer varlıklarla ve kendisi ile kurması gereken bağlardır ve dört ana başlık altında incelenmelidir:

    -İnsanın kendi nefsi ile ilişkisi

    -İnsanın Allah ile olan ilişkisi

    -İnsanın eşya (evren) ile ilişkisi

    -İnsanın insan ile olan ilişkisi


    Tabi bu ilişkileri düzenleyecek genel kaynaklar ya doğrudan ilahi olamalı, ya da ilahi otoriteden yetki alan peygamberler olmalıdır.


    İşte bu kitapta hem bu ilişkileri hem de bu ilişkilerinin temel referanslarını okuyacaksınız.Özellikle ‘İnsani ilişkilerde on altın kural ‘ ile ‘ Kur’an’da Diyalog’ bölümleri ile bu konuda size rehber olacak numuneleri bulacaksınız

  • Müslüman ülkelerde ciddi araştırmaları ve çalışmaları ile tanınan ünlü İslam Hukukçusu Prof.Dr. Abdülkerim ZEYDAN ‘ın en önemli çalışması bu eserdir.
    İslam Hukuna Giriş isimli eser; Türkiye’de, İlahiyat Fakülteleri, Diyanet Eğitim Merkezleri, Medreseler ve bazı Hukuk Fakülteleri’nin ilgili bölümlerinde ders kitabı olarak okutulmaktadır.
    İslam Hukuna Giriş; İslam hukukuna dair genel hukuk bilgilerini içermektedir.
    Bu kitap; ikiyüz küsür eser taranarak tam bir ciddiyet ve titizlik içerisinde hazırlanmıştır. Konu ile ilgilenenler için sadece kaynakları dahi büyük bir yardımcıdır.
    Tercüme esnasında hiçbir konu atlanmamış tamamen orijinal vaziyette çevrilmiştir.
    Türk hukuk sisteminde yaşayan ve tatbik edilen hukuki terimler yeri geldikçe kullanılmıştır.
    Metin içerisinde geçen ayetler ve hadisler aynen konulmuştur.
    Ayrıca eserin aslında olmayan kaynaklara dair bir liste (Bibliyografya) tarafımızdan konulmuştur.
    İslam hukuku ile Roma hukukunu mukayeseli olarak, mezheblerin farklı görüşlerini yansıtarak itikadi, ameli, iktisadi ve sosyal hayattaki problemleri de ele alarak okumaya sunulan bu eser, çok güvenilir, kapsamlı ve ciddi bir çalışmanın ürünüdür.
  • Bugünkü bilgilerimize göre, İslâm düşünce tarihinde bilgi konusunu en derli toplu ve sistemli bir şekilde ele alan ilk din bilgini Mâtüridî’dir. O, sisteminde sadece genel bilgiye değil, dînî ve ahlâkî bilgiye de yervermiş ve onları birbiriyle mezcederek işlemiştir.


    Ebû Hanîfe’den olduğu kadar, Mu’tezile ve Mürcie’den de etkilendiği kanaatinde olduğumuz Mâtüridî’nin ortaya koyduğu görüş ve düşünceler, kendisinden sonraki âlimler üzerinde büyük ölçüde etkili olmuştur.


    Onun bilgi üzerinde durmadaki esas amacı, bilgiye dayalı bir din ve ahlâk sistemi ortaya koymaktır. Çünkü ona göre, sağlam din, bilgi ve delile dayanan dindir.


    Bir din bilgini olduğu için, gerek metod, gerekse fikirlerinin oluşumunda ona büyük ölçüde Kur’ân yön vermiştir. İşte bu yüzden Kur’ân gibi, o da tabiatı, insanın kendi nefsini ve tarihi bir bilgi alanı, bilgi kaynağı olarak kabul etmekte ve bilhassa tabiat, yani dış dünya üzerinde ısrarla durmaktadır. Bunun bir neticesi olarak da, duyulara ve duyu bilgisine önem vererek realist bir metod izlemektedir

  • Usul-i fıkıh, İslamî ilimlerin tümü için ortak metodoloji sunan tek ilim dalıdır. Bütün İslamî ilimlerin ortak paydasını teşkil etmesi sebebiyle asırlar boyu bu ilim dalında büyük eserler kaleme alınmıştır. Eserleriyle Hanefî ilim çevrelerinde geniş bir kabule sahip olan ve usul-i fıkhın olgunluk döneminde ilmî faaliyetlerde bulunan İmam Nesefî’nin Menâru’l-envâr adlı eseri, Hanefî usulünün en temel metinlerinden olan Pezdevî’nin Kenzü’l-vusûl adlı eserinin başarılı bir özeti mahiyetindedir. el-Menâr, ilk yazıldığı dönemden itibaren geniş bir kabule mazhar olmuş, Osmanlı medreselerinde uzun asırlar boyunca ders kitabı olarak okunup okutulmuş, eser üzerine onlarca şerh, hâşiye, ihtisar ve nazım çalışması yapılmıştır.


    İlahiyat fakülteleri ve diyanet eğitim merkezleri başta olmak üzere usul-i fıkhı klasik kaynaklarından okumak isteyenler için Menâru’l-envâr adlı bu eser büyük önem arz etmektedir. Eserin muhtasar olması ve anlamayı zorlaştıran bir hüviyete sahip olması sebebiyle eser hazırlanırken şerhlerinden istifade edilerek dipnotlarda gerekli açıklamalar yapılmış, örneklerle zenginleştirilen eser ilim tâliblerinin istifade edeceği bir hüviyete kavuşturulmuştur.

  • Gerçek şahsiyetini İslâm’da bulan Hz. İsa, günümüz Hıristiyanlık inancına göre sözleri arasında çelişkiler bulunan, Allah’ın biricik oğludur. Bu yüzden, bazıları, onun gerçekten tarihte yaşamadığını ve onun sadece efsânevî bir kahraman olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmişlerdir. Hz. İsa’nın inkârı demek olan bu sözlere sebep olduklarından dolayı bütün bir Hıristiyan dünyası suçludur. Çünkü bu dünya, Allah’ın Peygamberi olan Hz. İsa’yı insanlık sıfatından uzaklaştırarak onu ulûhiyet mertebesine çıkarmışlardır. Matta’nın bildirdiğine göre o, bütün dünyanın Hıristiyanlaşmasını istemektedir. Fakat aynı İsa, Yahudileri “Evlad”, diğer milletleri ise “Köpek” olarak isimlendirmektedir.


    Hıristiyanların, Müslümanlara olan düşmanlığı her asır ve dönemde farklı şekil ve sistemlerle devam etmiştir. Aslında günümüzde bile şuuraltında bunun etkilerini görmek mümkün olmaktadır. Gaye, Müslüman gençliğin zihninde bir boşluk meydana getirmek, bundan sonra kendi fikirlerini çok masum bir pozda dayatmaya kalkışmak ve sonunda da onları kendi din ve mukaddes değerlerinden şüphe eder bir ruh bunalımı içine sokmaktır.


    Mamafih, tarihî bazı olaylar, Hıristiyan misyonerlerinin gayesinin sadece dinî bir gayrete dayanmadığını göstermektedir. Çalışma ve gayretlerinin belki en ön planda geleni, bağlı bulundukları milletlerin siyasî faaliyetleri ile meşgul olmaktır. Her misyoner, ülkesinin siyasî bir ajanıdır. Misyoner adayının yaptığı yemin, bunun açık bir delilini teşkil etmektedir.


    Bu araştırmamızda, her iki dinin müntesipleri tarafından yapılan çalışmalar ile bizzat kitapların kendilerine müracaatla bir mukayese yapmaya çalıştık. Okuyucu, çeşitli konularda yapılan bu mukayeseyi gördükten sonra, gerçeğe ulaşma ve doğruyu bulma hususunda daha rahat bir karar verecektir.

  • “Görgü kuralları sadece birer nezaket kaidesi değil, medeniyetimizin de göstergesidir. Bu mütevazı eser, insan davranışlarının önemini bilenlere ve yaşayışını manalandırmak isteyenlere ışık tutacak, yol gösterecek bir çalışmadır.”

  • Her yerin, her meclisin, her makamın kendine göre bir davranış şekli vardır. Gerek söz planında gerekse
    hâl, hareket ve davranışlarda her yerin hakkını gözetmek oraya ait özellikleri yaşamak ve yapmaktır. Her
    konuda haddini bilip sınırı aşmamak, insanlara iyi muamelede bulunmak, ölçülü ve dengeli hareket etmek
    huzurlu bir toplum oluşturmaya katkıda bulunmaktır.


    Görgü, yaşamayı bilme sanatının özüdür. Kişiyi sevgi, saygı ve anlayışla donanımlı kılar. İnsanları
    kabalıktan, katılıktan, asık suratlılıktan, çirkin tavırlardan alıkoyar. Görgü kuralları vesilesiyle insanlar
    birbirlerine karşı samimi davranır, birbirlerini sever ve sevdirirler.


    Görgü ile ilgili kurallar ihtiyaçlar dâhilinde ortaya çıkar. O hâlde sebepler unutulmamalı ve davranış
    biçimleri ona göre düzenlenmelidir. Görgü kuralları sadece bir nezaket kuralı değil, medeniyetimizin de
    göstergesidir. İnsan olmanın gereği, başkalarının hukukuna saygı göstermenin icabıdır.


    Bu mütevazı eser insan davranışlarının önemini bilenlere ve yaşayışını manalandırmak isteyenlere ışık tutacak, yol gösterecek, boşluğu dolduracak bir çalışmadır.
  • Namaz kılan bir mü’min, bir bakıma günde beş kez muharebe meydanına çıkmakta ve ‘Allah’u ekber’ sloganını dilinden düşürmeyerek nefsiyle ve Şeytan’la kıyasıya savaşmaktadır. Zaten; ilahlaştırılmaya meyyal olan nefisleri ayaklar altına almadan, putlaştırılan dünyaya ve onun nimetlerine karşı ahireti tercih etmeden, şeytana ve onun askerlerine kin duymadan, Allah’ın dışında ilahlık ve rablık iddia eden bütün otoriteleri reddetmeden kılınan namaz beyhudedir. ‘Yalnızca Allah’a ibadet edeceğine ve yalnızca O’ndan yardım dileyeceğine’ dair söz verdiği halde; sahte ilahlara kullukta bulunmaya, onlara alkış tutmaya devam eden, Allah’ın dışındaki fani varlıklardan medet bekleyen kimse, havanda su dövüyor demektir.’

  • Dr. Vehbi KARAKAŞ’a ait olan Namaza Nasıl Başlanır? adlı bu kitapta, çok orijinal tesbitlerle karşılaşacaksınız. Bu kitap, Allah’ın izniyle namaz kılmayanı namaza başlatacak, namaz kılanın da güzelliklerine farklı ve güzel şeyler katacaktır. Kitabın içindekilerden bazı başlıklar şunlardır:

    Fatiha Da Namaz Gibi İlahî Bir Projenin Parçasıdır

    Mabedde Eğlence Olmaz

    Namaz ve Nişan Yüzüğü

    Namaz ve Maya

    Çamura Düşmüş Altın

    İyiliğe İsyan Edilir mi?

    Bin Dolar Bir Kilo Domatese Verilir mi?

    Kul Mezara Konulunca

    Namazsız İnsan ve Huşûsuz Namaz

    Namaz, Allah Teâla’nın Feyziyle Şarj Olma Anı

    Çok İyiyim De Bir Kötülüğüm Var: Namaz Kılmıyorum

    Tatil Kampının Müdürü

    Devamlı Namaz… Neden?

    Ana Diliyle İbadet, Kur’an Mealiyle Namaz Caiz mi?

    Hacet Namazı Nedir ve Nasıl Kılınır?

    Teheccüd Namazı

  • Rotamız Âlem-i İslâm kitabı söze değer verenlerle yine söz, yazı üzerinden bir bağ, bir köprü kurma iştiyakıyla oluştu. Kitabı bitirip son olarak kitabın önsözünü yazmak için bilgisayarın başına oturduğumda kendi kendime iyi ki yollarda günlükler, notlar tutmuşum. İyi ki ülkelerle, şehirlerle, insanlarla kurduğum bağları, duygularımı, heyecanlarımı bir gün yazmak için içimde saklamışım dedim. Çünkü söz ancak yazıya dökülürse bir anlam kazanıyor ve kalıcı oluyor.


    Müslümanlar olarak öyle geniş bir ümmete sahibiz ki insan dünya Müslümanlarını keşfettikçe daha bir heyecanlanıyor, soluksuz bir şekilde bu asil topluluğun izini sürmek istiyor. Ben de Âlem-i İslâm’ın izini sürerken bazen acılara, bazen de sevinçlere şahit oldum. Fakat her daim ilginç ve heyecan dolu bir yolculuğun içinde olduğum duygusu beni hiç terk etmedi. Kitapta dünyanın farklı coğrafyalarına yaptığım yolculukların yanında Filistin’e Özgürlük Konvoyu’nda tuttuğum günlüklere de yer verdim.

  • “Seyda Muhammed Emin ER’in çeşitli gazete ve dergilerde yıllar boyunca yayınlanmış söyleşilerini sizler için derledik. Böylece bu söyleşilerin dergi sayfaları arasında kaybolmasını engellediğimiz gibi, günümüz insanlarının da istifadesine sunduk.


    Bazı söyleşiler,  o günün şartlarında çok dikkat çekerken ve insanlar için önemli konuları kapsarken günümüz insanları için çok bir şey ifade etmese de ülkemizin insanlarının dini konularda dönemlere göre neyi tartıştıklarını da görmemizi sağlamış olmaktadır.


    Söyleşilerin ekserisi İslam Mecmuasında yayınlanmış olsa da diğer İslami dergilerde de kısmen yayınlanmış söyleşiler bulunmaktadır.


    Fakat, Seyda’nın yurt dışına gitmesi ve İslam Mecmuasının yayın merkezinin Ankara’dan İstanbul’a taşınması üzerine söyleşiler kesildi. Burada aslında kaybeden ülkemiz insanı oldular. Bu söyleşiler, bir dönemin aydınlanmasını sağladığı gibi, soru cevap ve sohbet şeklinde olması herkesin en ağır fıkhi meseleleri bile anlamasına yol açmıştı. Bu üslubu ile de fıkhın geniş kitlelerce sevilmesine yol açmıştı.


    Birçok konunun güncelliğini kaybetmediğini düşünürsek, bu eserin bugünde çok önemli faydaları olacağına inanıyoruz..”

  • Seyyah – Adem Özköse

    27.00  18.50 

    Çıktığım yollar, yaptığım seyahatler; ziyaret ettiğim bir çok şehirle içten bir bağ kurmama neden oldu. Ben de seyyahların çoğu gibi bazı şehirlerin ruhu olduğuna inananlardanım. Bu şehirlerin sokaklarını adımlarken tatlı bir musiki takılır kulaklarınıza. Şehir kendini size vermek için adeta can atar. Alırsınız ve yüreğinizin en özel yerinde saklarsınız bu şehirleri. Öyle bir sahiplenirsiniz ki onları, sanki sizin olurlar.


    İstanbul, Saraybosna, Kahire, Gazze, Isfahan, Bağdat, Şam-ı Şerif, Kudüs… İşte benim şehirlerim… Özlemleri kalbime sızı veren, her kavuşmamızda ise çocuk gibi sevindiğim, neşelendiğim şehirler…


    Bu şehirlerin her birine zihnimde farklı bir şekil veririm. Şam-ı Şerif’i gözleri yaşlı bir anne olarak hayal eder, Saraybosna’yı ise bir melikeye benzetirim. Zarifliği göz kamaştıran, utangaçlığı hayranlığınızı cezbeden bir melike…


    Kudüs hiç görmesem de hep özlediğim, içimde taşıdığım biricik şehrimizdir. Isfahan bir şiirin en güzel mısralarına benzer. Gazze hepimizin vicdanı, Bağdat ise geçmişiyle, sanki bir masallar diyarıdır.


    Kahire içinde farklılıklar, zıtlıklar, uçlar barındıran bir şehirdir. Bu yönüyle insana ne de çok benzer. Kahire’nin karmaşasını, girdaplarını seyre dalınca, sanki kendi içimdeki karmaşaların, girdapların seyrine dalmış gibi olurum.


    Bazen de sizin dokunmaya bile kıyamadığınız kimi şehirler acımasızca bombalanır, yerle bir edilir. Tıpkı Şam-ı Şerif ’in, Halep’in, Gazze’nin, Bağdat’ın bombalandığı gibi…

  • Bu kitap zor ve meşakkatli, bir o kadar da maceralı bir sürecin ardından ortaya çıktı. Kitapta bulunan röportajları gerçekleştirmek için bir bölgeye girerken kimi zaman kılık değiştirdim, kimi zaman sınırlarda para karşılığında kaçakçılarla anlaştım. Çatışmaların ortasında kaldım, peşimdeki istihbarat ajanlarını atlatmaya çalıştım, gözaltına alındım, sorgulandım. Özellikle Bağdat’a direnişçilerle görüşmeye giderken şehrin girişinde durdurulup başıma silah dayandığı anı ve Afganistan’da bir saate yakın şiddetli bombardıman altında kaldığım, yanımda insanların ölüp yaralandıkları o zor dakikaları sanırım hayatımın sonuna kadar unutamayacağım. Çünkü o anlar, artık dünyaya veda etme vaktimin geldiğine inanmış ve melekleri beklemeye başlamıştım. İnsan, ölümün kıyısından tekrar yaşama geri döndüğü vakit çok farklı duygular yaşıyor. Hatta hayata alışmakta bile zorlanıyor.


    Direnişçilerle ve direniş gruplarıyla ilgili karalamaya yönelik, uzaktan yapılan değerlendirmelere asla itibar etmedim. Çünkü savaş bölgelerinde gazetecilik yaparken uzaktan, masa başından yapılan değerlendirmelerin hiç de doğruyu yansıtmadığına bizzat şahit oldum. Bundan dolayı aylarca farklı coğrafyalarda direnişçilerle birlikte kaldım ve günlerce onları dinledim. Kitabı okurken siz de Filistin’den Afganistan’a, Patani’den Çeçenistan’a, Irak’tan Filipinler’e kadar geniş bir coğrafyada yolculuk yapma fırsatı bulacaksınız. Ayrıca dünyaca ünlü direniş liderlerinin hayatlarıyla ilgili bilinmeyenleri, bu kişilerle ilgili benim kişisel gözlem ve düşüncelerimi de okuyacaksınız.

  • Usul Yazıları – Soner Duman

    32.00  18.00 

    Usul ilmi, bütün İslamî ilimlerin metodolojisini belirleyen ana ilim dalıdır. Bu ilim, yalnızca fıkıh ilmiyle iştigal edenlerin değil İslamî ilimlerin bütünüyle iştigal edenlerin bilmesi, ilgi duyması gereken bir ilim dalıdır. Zira usul ilmi dinî bilginin kaynakve yöntemlerini, bu kaynak ve yöntemler arasındaki ilişkive hiyerarşiyi ele alan yegâne ilmî disiplindir. Günümüzde ilahiyat alanında İslamî ilimler ile meşgul olanların pek çoğu usul ilmine maalesef yeterince ilgi duymamakta, bu ilmin önemini göz ardı etmektedir. Böyle olunca da İslamî meselelere ilişkin tartışmalarımız çoğu zaman bir kör döğüşünü geçmemekte ve sonuçsuz kalmaktadır.Bu nâçiz eser, usul ilminin öneminin kavranması, usule ilgi duyulması, usul meselelerinin usulünce tartışılması konusunda mütevazı bir katkı sunmayı hedeflemektedir.

  • “Onun mânevî sîmâsını şiirlerinde buluruz. Türkçe şiirlerini ve mümkün olduğu kadar sâde bir dille Türkçe’ye çevirdiğimiz Farsça dîvânını okuyacak olanlar bu sîmayı ruhlarında esâsen tersim edecekleri için onların bu derûnî hükümlerine müdâhale etmeyecek; yalnız bu eseri o günkü sanat telâkkisi içinde mütâlaa etmenin daha doğru olacağını kayd ile iktifa edeceğiz”

    | Eserin Mütercimi Prof. Dr. Ali Nihad Tarhan’ın Önsöz(1946)’ünden.

  • PEYGAMBERİMİZ’İN (SAS) TAİF’DEKİ DUASI :”Allah’ım; güçsüzlüğümü ve çaresizliğimi, insanların nazarında düştüğüm hor ve hakir durumumu ancak sana arz ve şikayet ediyorum.


    Ey Merhametlilerin en merhametlisi! Sen zor ve sıkıntılı durumlarda olanların, zulüm altında zayıf düşürülmüş olanların Rabbisin. Benim de Rabbim ancak sensin. Beni kimlerin eline bırakıyorsun? Sen beni; zalim bir düşman eline bırakmaz, onları benim üzerime hâkim kılmazsın.


    Ey Rabbim! Benim üzerime çöken bu musibet ve eziyetler, eğer senin bana karşı bir kızgınlığından ve öfkenden dolayı değil ise; çektiğim bunca sıkıntıya hiç aldırış etmem ve hepsine tahammül ederim. Yine de senden bana gelecek bir sığınmaya çok ihtiyacım var. Hem bu dünyada, hem de ahirette, senin o karanlıkları aydınlığa çevirecek nuruna sığınıyorum.


    Ey Rabbim! Sen, hoşnut oluncaya kadar senden af diler, tevbe ve istiğfarda bulunurum. Biliyorum ki güç ve kuvvet ancak sendedir.”


    Siyer Yayınları | Karton Kapak | İstanbul, 2013 | 11. Baskı | 206 Sayfa

Updating…
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor.