• Sasaniler, Göktürkler, Doğu Romalılar dünyaya hükümran olmak için acımasız bir yarışın içindeydiler.


    İbrahim Peygamber’den kalan inanç mirasını, Hanifler denilen bir topluluk yaşatmaya çalışıyordu.


    Zenginin alabildiğine zengin, güçsüzün ise insafsızca ezildiği bir dünyaydı. İsa Peygamber’in vefatından sonra yeni bir Peygamber gönderilmemiş; bu fetret döneminin yaklaşık dört yüzyıl geçeceğini kimse tahmin edememiş, semavi dinler aradan geçen yüzyıllarda tahrife uğramış, yeni bir peygamber yeni bir vahiy beklentisi had safhaya ulaşmıştı.


    Sayısız ticaret kervanı birçok şehre uğrayıp sadece kültürleri birbiriyle harmanlamıyordu.


    Yeni haberler vardı. Önce Tevrat’ta, sonra’da İncil’de geleceği müjdelenen ve haksızlıkları, adaletsizlikleri bitirecek, adı dilden dile dolaşan bir peygamberin gelmesi yakındı.

  • Malcolm X, 1960’lardan bu yana Afro-Amerikan kuşakların Amerika’da tam eşitlik için verdiği mücadelenin efsane isimlerinden biriydi. Yoksul gettolardan şehir meydanlarına akan siyah öfkenin bizzat kendisiydi. Aynı zamanda sırf derilerinin renginden dolayı ayrımcılığa uğrayan, aşağılanan, hakları elinden alınan milyonlarca Afro-Amerikalıya öz güven duygusunu, mücadele azmini aşılayan özgün bir kişilikti. Bu yıllarda hem sivil haklar mücadelesi yapan liderleri hem de beyaz politikacıları eleştiren Malcolm X’in düşünce dünyasını dolaysız olarak yansıtan konuşmaları kendisinin hayatı boyunca yaşadığı dönüşüme dair etraflı bir resim çizebilmek açısından olmazsa olmaz metinlerdir. İşte, Amerika’ya Meydan Okurken kitabındaki konuşmalar, söyleşiler ve notlar ihtiva ettiği önem ile birlikte, hitap edilen kitledeki ve tarihsel bağlamdaki karşılığı dikkate alınarak, tekrarlardan arındırılmış ve kronolojik bir şekilde okurlarla buluşuyor. Irkçı gettolaştırma siyasetine itiraz eden konuşmalar, adına şarkılar bestelenen, filmler yapılan bu mücadele insanının düşünce dünyasında olup bitenlerin kuşatıcı ve olabildiğince eksiksiz bir hikayesini anlatıyor. Amerika’ya Meydan Okurken, kurumsal ırkçılığa karşı mücadele eden Malcolm X’in çok katmanlı hayatının ritmine ve gerçeklerine ışık tutan kapsamlı ve özgün bir eser olma özelliğini taşıyor.

  • Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem inci tanesiydi.
    Annesi Sadef. Dürr ve Sadef’in, Esmaü’l Hüsna ile çerçevelenmişti emsalsiz hayatları. Rahman’ın nazarı üzerlerindeydi. O’nun gözetimindeydiler. Hiçbir oğul annesini O’nun kadar sevmedi. Ve hiçbir anne, Âmine Hatun kadar, hayat yolunu kalpteki ateşten taşlara basarak yürümedi… Dürr ve Sadef, anne karnındayken bile olayların gidişatını değiştiren canımız ve cânânımız Sevgili Resul’ümüzün ve muhterem annesinin romanıdır.

  • Esir – Adem Özköse

    24.00  16.00 

    2012 yılının 9 Mart günü belgesel çekmek için gittiğimizi Suriye’de, kameraman arkadaşım Hamit Coşkun’la birlikte Esed rejimine bağlı silahlı milisler tarafından kaçırıldık.


    Kaçırıldıktan sonra yeraltı cezaevinde yaşadıklarımız bizi yepyeni bir dünya ile tanıştırdı. Bu öyle bir dünyaydı ki çoğu zaman insanlığımızdan utandık. Akla gelmeyecek işkence ve zulümlere şahit olduğumuz yeraltı cezaevinde kalırken dışarıdaki hayatın her geçen gün bizden daha da uzaklaştığını, bir rüyaya dönüştüğünü hissediyorduk. Çünkü Esed rejiminin yeraltında kurduğu bu dünya adeta bambaşka bir gezegen, bambaşka bir âlem gibiydi.


    Baştan aşağı kötülük ve zorbalığın hâkim olduğu yeraltı cezaevinde hayatta kalabilmenin tek yolu ise inanca ve umuda sarılmaktı. Biz de öyle yaptık ve inanç ile umudun insan için ne büyük bir imkan olduğunu bir kez daha keşfettik.

  • Şehirli bir çocuk olan Orhan yaz tatilinde akrabalarının yaşadığı köye gider, köyü ve köylüleri kısa zamanda çok sever.


    Kendi yöresel diliyle konuşan temiz kalpli köylüler, tarlalar, bahçeler, yeşillikler, hayvanlar, sürekli çalışmakla geçen bir hayat… Bütün bunlar Orhan’a bambaşka bir dünyayı tanıtmıştır.
    Orhan, arkadaşı Mıstık’la tarlalarda bahçelerde dolaşırlar, hayvanları otlatırlar.
    Köyün imamı Selim Hoca, her meseleyi Peygamber Efendimizin hayatından örnekler vererek çözer, yanlışları düzeltir.


    Selim Hoca ile tanışınca Orhan’ın dünyası değişir. Onun, tatlı diliyle Peygamberimizi anlatarak nice insanları etkileyip değiştirdiğini görür. Selim Hoca, tam anlamıyla bir Gönül Doktoru’dur.


    Bu romanı okurken, köy hayatını yaşayacak ve Gönül Doktoru olmanın güzelliğini hissedeceksiniz.

  • Kaçak Yolcu – Adem Özköse

    22.00  14.50 

    Yolculuk sadece gitmek demek değil; aynı zamanda var olmaktır.Arkanızda gezilmiş şehirler, upuzun yollar, bambaşka ülkeler ve birbirinden farklı insanlar bıraktıkça var olduğunuzu,hayatı doya doya yaşadığınızı daha fazla hissedersiniz. Bundan dolayı insan gitmelidir. Hiçbir özel hedefi olmasa bile sadece var olmak için gitmeli ve yeryüzünün farklı diyarlarında kendi varoluş öyküsünün peşine düşmelidir. Çünkü yollar “hayat” denilen bilmeceyi çözebilmek için insana üst üste kapılar açar.


    Ben de bu gizemli bilmecenin izini sürmek için her fırsatta yollara düştüm. Bazen haber için, bazen bir belgesel için, bazen de sadece gitmek için gittim. Fakat yaptığım bu yolculuklar arasında benim için en unutulmaz olanı 2006 yılında İstanbul’dan Afganistan’a yaptığım kaçak yolculuktu. Her ânı macera dolu olan bu yolculuğu bir gün mutlaka kaleme alacağım düşüncesiyle hep içimde tuttum. Yıllar geçse de her hatırlayışımda beni heyecanlandıran, dost meclislerinde her anlatışımda “bunu mutlaka yazmalısın” diye cesaretlendirildiğim kaçak yolculuğum sonunda bir kitap haline geldi. Yazmak içim bilgisayarın başına her oturuşumda kelimeler adeta parmaklarımın arasından kayarak önce cümlelere, sonra da kitap sayfalarına dönüşüyordu.
    Yazarken kaçak olmanın stresini, şahit olduğum acıları, yolculuk esnasındaki sevinçlerimi tekrar yaşadım ve kitapta anlattığım insanlarla sanki tekrar göz göze geldim.

  • Düşünmenin ve düşüncenin rafa kaldırıldığı ve tüm Saiklerin bunları kökünden yok etmeye götürdüğü bir zaman diliminde en fazla muhtaç olduğumuz iki değer…


    Bizleri dağlara, taşlara, yerlere, göklere, canlılara bakarak onları yaratanın yüceliğini düşünmeye davet eden bir inancın müntesipleri olarak, neticesi teyakkuz olan bir tefekkür ameliyesine muhtacız bugün.


    Ne var ki, üzerine serpilen ölü toprağıyla yokluğa mahkûm edilmek istenen, yeniden dirilmesi adına ona hayat verecek ne kadar yaşam kaynağı varsa bir bir kurutulan, kökleriyle arasında bağ olacak ne kadar unsur varsa ortadan kaldırılan bir toplum olduk biz.


    Ölüleri bile diriltmeye muktedir olan bir Allah’a inanan bizler için böylesi bir manzara dahi yese düşmek için bahane olamaz, olmamalıdır. Mütevazi düşünmelerle başlayacak olan teyakkuzun ve geri dönüşün yollarını, sebeplerini aramalıyız.


    Müslümanların istikbaldeki büyük uyanışına çok mütevazi bir katkı olması amacıyla farklı zamanlarda muhtelif olaylar üzerine kaleme aldığımız satırları okurlarımızın istifadesine sunmayı amaçlayan bu eser, olaylar karşısında birkaç cümlemizin olması gerektiği yönünde bir örnek teşkil etmeyi hedeflemektedir.

Updating…
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor.