• Kendisinden sonra gelecek İmâm Gazalî ve Hatîb el-Bağdadî gibi büyük isimleri etkilemiş olan İmâm Mâverdî’nin, fakih titizliğiyle yazıp yüzlerce hikmetli söz ve şiirle süslediği ahlak, siyaset ve öğüt kitabıdır.
    Mâverdî üstün zekâsı, tevazusu, feraseti ve edebiyle övülmüş; eseri İbnü’l-Cevzî, İmâm Zehebî, İbni Hacer gibi büyük âlimler tarafından tam güvenle tavsiye edilmiştir.
    Ahlak kütüphanesinin baştacı bu eser, nefis bir tercümeyle şimdi Türkçe’de.

  • “Her peygambere insanların onların benzerlerine iman ettiği birtakım mucizeler verilmiştir. Bana ise ancak Allah’ın vahyettiği şey (Kur’an) –mucize olarak- verilmiştir. Bu nedenle kıyamet gününde kendisine en çok tâbi olunan peygamber olmayı ümit ederim.” (Hadis-i Şerif)

    Allah Teâlâ’nın kelâmının ne kadar yüce ve değerli olduğunu en iyi anlatacak kişi, O’nu en iyi anlamış olan kişidir. O zat da hiç şüphesiz son peygamber olan Hz. Muhammed’dir (s.a.).

    İmam-ı Buhari, “Sahih”inde Allah Resulünün (s.a.) Kur’an ve Kur’an’ın faziletleri hakkındaki hadislerini bir araya getirerek “Fedâilu’l-Kur’an-Kur’an’ın Faziletleri” adlı bir bölüm oluşturmuştur. İbn Kesir de İmam-ı Buhari’nin zikretmiş olduğu bu Hadis-i Şerifleri şerh ederek enfes bir kitap telif etmiştir. Netice olarak bu kitapta, müfessirlerin zirvesi olan İbn Kesir ile muhaddislerin zirvesi olan İmam-ı Buhari bir araya gelmiş ve ortaya paha biçilemeyecek bir hazine çıkmıştır.

  • Bu eserde itikat, ibadet ve ahlâk konularında her Müslümanın dikkat etmesi gereken hususlar açık ve net üslup ile anlatılmaktadır.

    İslâm dünyasının yakından tanıdığı ve günümüz İslâmî tasavvur ve tefekkürünün oluşumunda büyük payı olan Nedvî, itikat, ibadet ve ruh terbiyesi hususlarında bütün Müslümanlara bir rehber kitap olması için yazdığını belirttiği eseri hakkında ‘‘Bu kitapta şimdiye kadar yaptığım çalışmalarımın davet ve terbiye alanındaki tecrübelerimin özü bulunmaktadır’’ diyor.

    Eser, Müslümanın hayatının bütün cephelerini Kur’an ve sünnet ışığı altında değerlendirirken, İslâm’ın değişmez prensiplerinin Müslümanın hayatına yansıyabilmesinin şartlarını da göstermektedir.

  • Ben,derdi severim beyim! Derdim büyüdükçe dermanım büyür.Dillerim çözülür,fermanım büyür.Böyle derdi seyran etmesem olmaz. Hamd ü sena etmeyip sussam olmaz.Onun kendine has bir tadı vardır.Bir zamanlar gelir,dert demeye utanır da dil,lütuf der,nimet der,ikram der. Ona dert demeye kıyamaz.Adını dert koymaya utanır.

  • Gözümün Nuru Namaz

    22.00  16.50 

    Namaz, Cenâb-ı Hakk’ın sadece müslümanlara ikrâm ettiği mânevî bir nîmetidir. Rûhun gıdâsı, kalblerin şifâsı ve dertlilerin devâsı olup insana sıhhat, neşe ve zindelik verir.
    Namaz, mü’minin mirâcı olup, kulu Allah’a yaklaştıran, rûhen arındırıp yücelten, bir ibâdettir.
    İnsanın Allah indindeki değeri, namaza verdiği değer kadardır.
    Namaz, gözümüzün nûru, gönlümüzün sürûru ve huzûrudur.
    Bir hadîs-i şerîflerinde:
    “Dünyâdan bana üç şey sevdirildi:
    Sâliha kadın, Güzel koku ve Gözümün Nûru Namaz.” diye buyurmuşlardır. Sevgili Peygamberimizin namazdan bahsederken “Gözümün Nûru” tâbirini kullanmaları, bu ibâdetin kudsiyyetine, önemine ve şerefine işârettir.

  • Hayat Onunla Güzel – Soner Duman

    20.00  12.00 
    “Şüphesiz ki Allah Resûlü’nün (s.a..v.) yaşam tarzı ve sünneti, hayatın her anını sorumluluk bilinci içinde yaşamak isteyen, hem dünya hem de âhiret saadetini elde etmek isteyenler için vazgeçilmez bir kaynaktır. Günümüzde insanlar mutluluğu çok farklı şeylerde arıyorlar. Kimileri mal ve servete, kimileri makam ve şöhrete, kimileri de zevk ve şehvete tutkun bir hayat içinde olmayı mutluluk zannediyorlar. Oysa gerçek anlamda inanan bir kimse için en güzel örnek hiç kuşkusuz Allah Resûlü’dür. İşte ben, bu yazılarımda Allah Resûlü’nün hayatımıza yön veren, istikamet çizen, bize hayatın ve sahip olduklarımızın değerini öğreten yaşam tarzını ele almaya çalıştım. Gördüm ki hayat, ancak onun (s.a.v.) sünnetine, yaşam tarzına uyulduğunda güzel oluyor. Onu dikkate almayan bir yaşamın huzur ve mutluluk getirmesi mümkün değil.”
  • İlâhî çağrıya kulak tıkayan insanoğlu bugün tüm zamanlardakinden daha zorlu bir süreçden geçiyor. Rahmet yüklü mesajı göz ardı eden bir yaşam, yalnızca bireysel olarak değil küresel ölçekte bir felaketi de beraberinde getiriyor. İnsanoğlunun kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Merhamet ve adaletin yok sayıldığı, zulüm ve haksızlığın kanıksandığı bir dünya, sâkinlerine kan, gözyaşı ve mutsuzluktan başka ne verebildi / ne verebilirdi ki? Şimdi zaman yeniden ilâhî rahmete kucak açma zamanıdır. Şimdi zaman yeniden fıtrat ile ilâhî mesajı buluşturup bu uğursuz ayrıma son verme zamanıdır. Şimdi zaman isyan yerine itaatin, zulüm yerine adaletin, düşmanlık yerine kardeşliğin, tefrika yerine birliğin ikame edilme zamanıdır. Ve şimdi zaman, hayata Kur’an penceresinden bakma zamanıdır…

  • Müslümanca düşünemeyen toplumlar, önce ahlakî bir yozlaşmaya maruz kalır, birkaç nesil sonra da deizme veya ateizme kayarlar. Müslümanca düşünmeyi başaramayanların, Müslümanca yaşamaları ve uzun vadede Müslüman kalmaları da mümkün değildir. Dolayısı ile Hayatı Müslümanca Okumak bizim için tabiri caizse bir beka meselesidir.


    Kur’an’ın ilk inzal olan ayetlerinin başında “ikra” yani “oku” buyrulmuştur. “Nasıl okumalıyız?” sorusuna da “bismi Rabbike” yani “Rabbinin ismiyle” diye cevap verilmiştir. (Bkz. Alak, 1) Bu ayet Müslümanların hayatı okuma modelini ortaya koymaktadır. Demek ki biz Müslümanların hayatı okuma modeli alelade bir okuma modeli değil, Rabbimizin isminin merkezde olduğu bir okuma modelidir.


    Dolayısı ile bizler hayata ve olgulara bakarken, onu anlamlandırırken herhangi bir insan gibi ya da bir gayr-i müslim gibi değil kendimize has bir şekilde ona bakarız. Bizim din ve dünya görüşümüz onlarınkinden çok farklıdır.


    Biz hayatı ve olguları Rabbimizin adıyla okuruz. Rabbin adıyla okumak demek, ahlaktan hukuka, ekonomiden iktisada, sağlıktan ticarete, eğitimden yönetime kadar istisnasız hayatın her alanında Rabbimizin ölçülerini dikkate alarak okumak demektir.


    Bu mütevazı çalışma ideolojilerin, izmlerin ve birtakım düşüncelerin zihinleri lekelediği bir çağda, ifrat ve tefrite düşmeden Müslümanca düşünmenin imkanlarını arayan bir çabanın, bir anlam arayışının ürünüdür. Rabbimizden bu çalışmanın insanlara ulaşmasını ve faydalı olmasını dileriz.

  • İdrak ve Tasdik – Ebubekir Sifil

    28.00  17.00 

    “Yerli müsteşrikler”in Sünnet-i Seniyye ile başı pek hoş değildir. Elbette bu tavırlarını Sünnet’e karşı doğrudan ve açıkça cephe alarak belli etme yanlışına düşmezler. Bunun yerine pek çok hadisin akla ve Kur’ân’a uymadığından, genel olarak haber-i vahitlerin doğruluğundan emin olmanın imkânsızlığından, uydurma vakıasından… söz etmeyi tercih ederler…

    Elinizdeki kitabın, ağırlıklı olarak Hadis sahasıyla ilgili makalelerden oluşmasının en temel sebebi budur. Sünnet’in ve Hadis’in bilincimizdeki yeri muhafaza edilirse, cüz’î yalpalamaların kimliğimizi etkileyecek istikamet sapmalarına dönüşmesi mümkün olmayacaktır.

    Varisi bulunduğumuz devasa mirasın önce anlaşılması ve “idrak” edilmesi, arkasından da “tasdik” ve müdafaa edilmesi, itikadımızı da, fıkhımızı da murad-ı ilahî doğrultusunda şekillendiren Sünnet-i Seniyye’nin merkezî konumunun muhafazası ile mümkün olabilecektir.

    Makalelerin kaleme alınış tarihleri 1990’lı yılların başından 2006’ya kadar geniş bir yelpazeyi kuşatmaktadır. Bir kısmı muhtelif dergilerde neşredilmiş bulunan, bir kısmı ise herhangi bir mevkutede yer almayan bu yazıların, sahih Din tasavvurunun “idrak ve tasdik”ine katkı sunması temel arzumuzdur.

    Karton Kapak | İstanbul, 2020 | 5. Baskı | 256 Sayfa

     

  • Allah’ım!.. Bu kitabı okuyan herkes, Sen’den haber alsın, Sen’i tekrar düşünsün, Sana daha çok yaklaşın… Kudret Sen’indir. Bu kitabı eline alan, okuyan ve okutan kimseler; hiç ummadık hayırlar içinde kalsınlar da, Sen’in yolunda Sen’in uğrunda darmaduman, pesperişan olsunlar. Özellikle ve öncelikle, “Bu ne biçim duadır?” diyen kulların için kabul eyle Allah’ım!

  • İnsanlarla birlikte “çevre”nin de Müslüman olduğu zaman dilimlerinde İslâm’ı samimi olarak “öğrenmek”, “yaşamak” ve “aktarmak” isteyen için kapılar açık, imkânlar mevcut iken, bizler, 21. yüzyıl Müslümanları bu süreçler dizisinin her birinde bin bir sorunla yüz yüze bulunuyoruz. O kadar ki, bu süreçlerin her biri bizler için ayrı bir “handikap” teşkil ediyor.

    “Niçin” öğrenmeliyiz, “neyi” öğrenmeliyiz, “ne kadar” öğrenmeliyiz, “nasıl” öğrenmeliyiz ve nihayet öğrendiklerimizle ne yapmalıyız?

    Geçmişe oranla daha bir cesamet ve kesafet kazanmış bulunan tuzaklar tarafından içimizden ve dışımızdan kuşatıldığımız Modern Çağ’da İslâm’ın vadettiği zihin, kalp ve ruh berraklığına, “hakikat”i yaşayan insana, zamana ve mekâna nasıl ulaşabiliriz?

    İçimizi ve dışımızı önce tamir, sonra imar sorumluluğunu yerine getirmede, bu soruların gerçek ve açık cevaplara kavuşturulması hayatî önem arz ediyor.

    Elinizdeki kitap, bu temel gerçeği “mesele” edinenlere ve “hakikat” diye bir derdi olanlara hitaben kaleme alınmış yazılardan oluşuyor.

     

    Karton Kapak | İstanbul, 2020| 5. Baskı | 1. Cilt: 335 Sayfa | 2. Cilt: 324 Sayfa | 3. Cilt: 330 Sayfa 

  • Dirayet Yayınların dan çıkan on üç hocanın katkılarıyla hazırlanan Modernist Zihniyete Karşı Ehl-i Sünnet Müdafaası adlı bu eserin takdiminde şöyle deniliyor: Hakkı ilhak etme adına gayret etmemenin batılı terhiç etmeye eş değer olduğuna inanan bizler bu gayretimizin somut bir neticesi olması için ortaya koyduk bu çalışmayı. Türlü vesilelerle temellerinin tazif edilerek yok edilmeye çalışıldığı sahih İslam inancının ve ehlisünnet akidesinin yanında olduğumuzu göstermek ve batılın hak suretinde takdim edildiği bir keşmekeş furyasında hakkın gerçek veçhesini yansıtan bir ayna olabilmek için sıvadık kollarımızı…
    Elinizdeki Ehl-i Sünnet Müdafaası adlı bu eserde Resulallah sav bu müjdesine nail olabilme maksadıyla yola çıkmış olan, büyük taarruzlara maruz bırakılmış ehli sünnet cephesinin küçük bir hizmetkarı olabilmeyi hayatının en büyük bahtiyarlığı addetmiş olan ve safların birbirine karıştırılmaya çalışıldığı bir dönemde hakkın safında olmayı yeğlemiş bir kısım mümin neferler tarafından hazırlanmış bir eserdir.

  • Namaz kılan bir mü’min, bir bakıma günde beş kez muharebe meydanına çıkmakta ve ‘Allah’u ekber’ sloganını dilinden düşürmeyerek nefsiyle ve Şeytan’la kıyasıya savaşmaktadır. Zaten; ilahlaştırılmaya meyyal olan nefisleri ayaklar altına almadan, putlaştırılan dünyaya ve onun nimetlerine karşı ahireti tercih etmeden, şeytana ve onun askerlerine kin duymadan, Allah’ın dışında ilahlık ve rablık iddia eden bütün otoriteleri reddetmeden kılınan namaz beyhudedir. ‘Yalnızca Allah’a ibadet edeceğine ve yalnızca O’ndan yardım dileyeceğine’ dair söz verdiği halde; sahte ilahlara kullukta bulunmaya, onlara alkış tutmaya devam eden, Allah’ın dışındaki fani varlıklardan medet bekleyen kimse, havanda su dövüyor demektir.’

  • Niceleri Benim Sandı

    20.00  15.00 

    Niceleri Benim Sandı, diyor Neslihan Nur Türk. Emaneti sahiplendi… Saçlarıyla hava atardı, ipek gibi cildim var derdi. Malı mülküyle pek övünürdü…. Neslihan Nur Türk, insanın serencamını anlattığı kitabında okuru tefekküre davet ediyor..

  • Hz. Peygamber (s.a.v.), 14 asır önce insanlık değerlerinin ayaklar altında çiğnendiği bir toplumda dünyaya geldi. Kırk yaşına kadar onlarla birlikte yaşadı. Yirmi üç yıllık peygamberlik döneminde, içinde yaşadığı bu toplumu, dünya tarihinin örnek toplumu haline getirdi.


    Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hayat tarzı, insan hayatının her yönünü ve alanını kuşatan bir özelliğe sahiptir. O’nun hayatı, apaçık bir kitap gibidir. Herkes, kendi iman,ahlâk ve kültür seviyesine göre O’nu okuyacak, anlayacak, uygulayacak ve O’ndan ibret alacaktır.


    Hz. Peygamber (s.a.v.), sözleri ve uygulamaları ile insanlık tarihinde benzeri bulunmayan bir hayat sistemi oluşturmuştur. O, bütün insanlık için ideal bir yaşantı ortaya koymuştur. Bugün bütün insanlığın, onun örnek kişiliğini bilmeye, birey, aile ve toplum hayatına aktarmaya şiddetle ihtiyacı vardır. O’na ümmet olmak, O’nu sevmek, O’nun sünnetine tabi olmak, O’nun hayat tarzını benimseyerek uygulamak kadar insana huzur veren bir şey yoktur.


    Peygamber Gibi Yaşamak arzusunda olanlar bu eserde; insanlığın en mükemmel modeli olan Efendimiz (s.a.v.)’in yaşantısından canlı örnekler bulacaklardır.

  • Ey Müslüman Kardeşler!

    Sizler, ne bir hayır kuruluşu, ne bir siyasi parti ve ne de sınırlı bazı amaçlar için kurulmuş bir heyetsiniz. Sizler, bu ümmetin kalbinde yer alan ve Kuranla insanları selamlayan yeni bir ruh, Allahın marifetiyle maddenin karanlık etkisini dağıtan bir nur ve Resûlullahın (s.a.v) davetini haykıran yüksek bir sedasınız. Gerçekte sizler kendinizi; insanların, taşımaktan çekindiği bu davanın yükünü tek başına taşıyan birileri şeklinde hissetmelisiniz.


    Sizlere, İnsanları neye davet ediyorsunuz? şeklinde bir soru yöneltildiğinde şöyle cevap verin:

    -Bizler, Hz. Muhammedin (s.a.v) getirdiği İslama devet ediyoruz. İktidar olmak İslamın bir gereğidir. Hürriyet ise, onun farzlarından biridir.

    İmam Hasan el-Bennâ (rh.a)

  • Dengeli bir duruşun şekillendirdiği, bir denge ve duruş manifestosu.

    Yaşar Değirmenci’nin kaleminden Türkiye’nin köklü ve aktüel meselelerine bakışlar.

  • Ümmet Coğrafyası kitabı, farklı ülkelere yapılan seyahatler esnasında gerçekleştirilen birbirinden önemli görüşmelerin bir araya getirilmesiyle oluştu.

    Kitapta Filistin’den Fas’a, Moro’dan Suriye’ye, Libya’dan Makedonya’ya, Kosova’dan Suud’a, Tunus’dan Yemen’e, İran’dan Patani’ye, Nepal’den Malezya’ya, Cezayir’den Pakistan’a, Latin Amerika’dan Arakan’a kadar uzanan güzergâhta nelerin olup bittiği, Müslümanların neler yaşadıkları, tecrübeleri, hangi imkân ve zaaflara sahip oldukları, Müslüman toplulukların umutları, beklentileri, gelecek perspektifleri, Türkiye’ye nasıl baktıkları konu ediliyor. Kitap bu yönüyle ümmetten haberler getiren bir çalışma olma özelliği taşıyor.

    Kitabın amaçlarından bir diğeri de Arap isyanlarıyla başlayan süreçle ilgili okuyucuya bizzat kaynağından, bu sürecin önemli aktörlerinden doğru bilgiler aktarmak. İslam dünyasının nerelerden geldiğini, hangi acıları çektiğini, hangi bedelleri ödediğini hatırlatarak içinden geçtiğimiz günlerin daha da iyi anlaşılmasını sağlamak.

    Hasan el Benna, Seyyid Kutup, Erbakan Hoca, Şeyh Ahmet Yasin, Malcom X, Rantisi, Abdulhamid Han, Ömer Muhtar, Ali Şeriati, Aliyaİzzetbegoviç ve Mevdudi’den arda kalan düşünsel ve mücadele mirasının izleri de kitabın bir başka konusu.

  • Usul Yazıları – Soner Duman

    32.00  18.00 

    Usul ilmi, bütün İslamî ilimlerin metodolojisini belirleyen ana ilim dalıdır. Bu ilim, yalnızca fıkıh ilmiyle iştigal edenlerin değil İslamî ilimlerin bütünüyle iştigal edenlerin bilmesi, ilgi duyması gereken bir ilim dalıdır. Zira usul ilmi dinî bilginin kaynakve yöntemlerini, bu kaynak ve yöntemler arasındaki ilişkive hiyerarşiyi ele alan yegâne ilmî disiplindir. Günümüzde ilahiyat alanında İslamî ilimler ile meşgul olanların pek çoğu usul ilmine maalesef yeterince ilgi duymamakta, bu ilmin önemini göz ardı etmektedir. Böyle olunca da İslamî meselelere ilişkin tartışmalarımız çoğu zaman bir kör döğüşünü geçmemekte ve sonuçsuz kalmaktadır.Bu nâçiz eser, usul ilminin öneminin kavranması, usule ilgi duyulması, usul meselelerinin usulünce tartışılması konusunda mütevazı bir katkı sunmayı hedeflemektedir.

  • Hayatın temeli inançtır. Hayata gerek iyi, gerekse kötü istikamette yansıyan her türlü faaliyetin arka planında, onları kuvveden fiile çıkaranların varlık ve eşya hakkındaki telakkileri, kabul ve redleri vardır.

    Şüphesiz bu temel tespit biz Müslümanlar için de aynen geçerlidir. İslam inancına göre hayatın, Yüce Yaratıcı’nın irade ve rızası doğrultusunda yaşanması esastır. Bunun da ancak Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat itikadının hayatın temeline yerleştirilmesiyle mümkün olabileceğini düşünüyoruz.

    Müslümanlar, nasıl Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in itikadî kabulleri doğrultusunda yaşadıkları zaman dilimlerinde dünyaya ilim, irfan ve medeniyet örnekleri vermişlerse, günümüzde de özelde İslam dünyasında, genelde insanlık âleminde yaşanan çürüme, yozlaşma, inhitat ve buhranlar ancak Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat itikadının ihyası ve bunun üzerine inşa edilecek pratiklerle aşılabilecektir.

    Elinizdeki çalışma, fikir hayatımızın muhtelif cephelerinde istikametimizin tayininde bize rehberlik edecek işaretler sunmaktadır.

    Karton Kapak | Ocak, 2020 | 5. Baskı | 258 Sayfa

  • Eserin Tam İsmi: El-Ahkamü’s-Sultaniye / İslam’da Devlet ve Hilafet Hukuku


    İnsanlığın siyasi düşünce tarihinin temel taşlarını teşkil eden birkaç kitap vardır. Eflatun’un Cumhuriyet’i, Aristo’nun Politika’sı, Farabi’nin Erdemli Site’si ve Maverdi’nin el-Ahkâmü’s-Sultaniye’si bunlardandır. Bilindiği gibi İslâm, Batılıların anladığı dar manada bir din değil; aynı zamanda bir medeniyet, bir kültür, bir devlet, bir dünya nizamı, bir Weltanschauung’tur. İslam’da geniş bir amme hukuku ve devlet felsefesi kültürü mevcuttur.


    Görsel Temsilîdir. 


     

    Bedir Yayınları | Karton Kapak | İstanbul, 1994 | 1. Baskı | 504 Sayfa

  • İslam dini, elbette akla değer verir. Ama o küheylanın başı boş bırakıldığı zaman neleri kırıp dökeceğini iyi bildiği için, onu dizginlemeyi uygun görmüştür.
    Uzun zamandan beri öz kültürlerinden koparılmaya ve ona yabancılaştırmaya çalışılan insanımızın yediği vurguna ve derin acıya bir çare, gönlündeki ve zihnindeki boşluğu dinini yanlış öğrenerek gidermesine bir önlem olarak yazılan bu eserde hadisi şerifler üzerinden oluşturulmuş kafa karışıklıklarının giderilmesine gayret edilmiştir.


    Müellifin tarifi ile hadis karşıtlarını ikna etmek için değil, din kardeşlerimi onların tuzağına düşmekten korumak için kaleme alınan bu kitap, yüzyıllardır süre gelen ve son zamanlarda sesini duyurmaya başlayan sünnet karşıtı mihraklara seviyeli ve sağlam bir set olma özelliği taşıyor.


    Tahlil Yayınları | Karton Kapak | İstanbul, 2018 | 2. Baskı | 480 Sayfa

  • İhyâ ve İnşâ – Ebubekir Sifil

    40.00  24.00 

    Modern zamanlarda Ümmet olarak maruz kaldığımız işgal ve istila, yerine göre toprağı, yerine göre yeraltı ve yerüstü kaynaklarını hedefliyor. Bu durumun yol açtığı yıkımın telafisi hiç şüphesiz kolay olmayacak. Ancak Ümmet’in maruz kaldığı “zihnî kuşatma”nın yol açtığı tahribatın yol açtığı yıkım diğerlerine kıyasla çok daha derin ve kalıcı…

    Bu işgale direnmek, diğer işgal türlerine mukavemetle kıyaslandığında çok daha zor. Zira her şeyden önce onu “fark etmek” başlı başına bir çaba istiyor. “Pirincimizin içindeki beyaz taş”ı, yani İslam’ı “içeriden” bir dil kullanarak tahribe azmetmiş çevrelerin faaliyetlerini de bu gerçeğin üstüne eklediğimizde, sorumluluğumuzun ne denli ağır olduğunu uzun uzadıya anlatmaya gerek kalmıyor.

    Elinizdeki kitap, maruz kaldığımız “zihnî işgal”in kodlarını çözmeyi hedefleyen makalelerden oluşuyor.

    Karton Kapak | İstanbul, 2020| 4. Baskı | 437 Sayfa

  • Değerli Okuyucu!…

    İslam Dünya Görüşü, ilim ve ikatası sonsuz olan Cenab-ı Hak tarafından va’z edilmiş (ortaya konulmuş) olduğundan insan fıtratı ve kainat gerçekleriyle tam ve mutlak bir mutabakat halindedir. Fakat O’nun zengin muhtevasını, umumi umdeleri (prensipleri) itibariyle kavrayarak kendi tefekkür ve tahassüsünü O’nun ruhu ile aynileştiremeyenler çişitli tezadlara sürüklenmekten kurtulamazlar.

    Bu tezadların “Hoşgörü”, “Dinler Arası Diyalog” ve “Kur’an’da Tarihsellik” gibi palyaço maskaralıklarını andıran iddialar vesilesi ile serdedilen batıl görüşlerle, fikir dünyamız-adeta-cıvık bir balçık deryası haline gelmiş bulunmaktadır.


    Sebil Yayınevi | Karton Kapak | İstanbul, 2010 | 2. Baskı | 480 Sayfa

Updating…
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor.