• Ashâb-ı Suffe, ilk emri Oku! olan bir dinin ve ölüm tehdidi altında bile ilme öncelik
    veren bir peygamberin güzide talebeleridir.
    Oku! emriyle başlayan bu eşsiz inkılâp, Allah Resûlü’nün (sas) olağanüstü çabalarıyla
    zirveye ulaştı ve Suffe Ashâbı ile hayat buldu.
    Allah ve Resûlü’nün mesajını en iyi şekilde içselleştiren Ashâb-ı Suffe, Kur’ân ve sünneti
    öğrenerek yaşamayı hayatlarının gayesi yaptılar. Hâl, hareket ve yaşantılarıyla
    kıyamete kadar gelecek nesillere örnek oldular.
    Daha düne kadar okumayı ve yazmayı akıllarından bile geçirmeyen bir toplumun fertleri
    iken İslâm ile hayat bulan sahâbîler, o günden sonra ilim ve irfan aşığı oldular ve hayatlarını buna adadılar. Bu insanlar, gök kubbenin altında yaşayan en bahtiyar
    insanlardı. Rehberleri, Kur’ân; okulları, Mescid-i Nebevî; öğretmenleri, peygamberlerin
    serveri olan Hz. Muhammed (sas) idi.
    Bu kitap; akıcı ve sade bir üslupla istifadenize sunulmuş olup en sevgilinin en özel
    öğrencilerini yakından tanımak, manen onların önüne diz önüne çöküp talebeleri olmak,
    nebevî ilim ve irfanla tanışmak için hazırlandı.

  • Çocukluk dönemi, fiziki gelişimin yanı sıra ahlak ve karakter yapısının şekillendiği
    dönemdir. Bu dönemi besleyen en önemli özelliklerinden biri de örnek insan profilidir.
    Zira çocuklar etraflarında olup bitenleri sürekli gözler, söylenenleri ve yapılanları
    tertemiz hafızalarına kaydederler. Bu nedenle en iyi, en doğru ve en isabetli örneğin
    onlara en güzel şekilde sunulması gerekir.
    En iyi örnek elbette Peygamberimiz (sas) ve bizzat onun yetiştirdiği sahâbîlerdir. Bu
    sahâbîlerden bir kısmı çok özeldir.

    Onları özel kılan şey; çocukluk ve gençlik yıllarını O’nunla (sas) birlikte geçirmeleridir.
    Onlar dünyaya gözlerini açtıkları gün Hz. Peygamber’i (sas) gördüler, hayatlarının en
    güzel zamanlarını O’nunla (sas) geçirdiler.
    Onlar, Hz. Peygamber’i (sas) tanımamızı ve örnek almamızı sağlayan eşsiz tablolara
    şahit oldular. Yetiştirdikleri ve örnek oldukları öğrencilerle bu tabloları nesilden nesile
    ulaştırarak ölümsüzleştirdiler.
    Sade ve akıcı bir üslupla yazılan bu kitap, yıldız misali yetmiş sahâbînin hayatını konu
    ediniyor. Kitabı okurken onların hayatını, özel anlarını bizzat kendi dillerinden
    öğrenecek, hissedecek ve yaşayacaksınız. Siz yaşadıkça çocuklarınızın tertemiz
    ruhlarında nebevî bir geleceğe, nurlu bir istikbale kapı aralanacaktır.

  • Cuma Sohbetleri – Hasan el-Benna

    20.00  13.00 

    Nefsine sor! 
    Farz olan namaz karşısındaki durumu nedir? 
    Zekâtı verme hususunda ne yaptı? 
    İnsanların hukukuna riayet etmenin neresindedir? 
    Doğruluğa, güzel ahlâka, vefaya ve asil davranışlara ne kadar yapışabilmiş? 
    Her şeyden yüce olan Allah Teâlâ aklına geldiğinde neler hissediyor? 
    Maddi ve manevi olarak neleri kazanıyor? Kazancı, habis olan haram mı yoksa Allah’ın temiz kıldığı helallerden mi?”

    Kendimizi, bu soruların cevapları konusunda sorguya çekmemize vesile olacak, anlaşılır bir dil ve akıcı bir üslupla anlatılmış bu eser, “Benzersiz bir deha ve keskin bir basiret; eşsiz bir cesaret ile kâmil bir hikmeti kendinde bir araya getirebilmiş; insanları uyandırmış ve İslâm’a doğru giden yolu onlara aydınlatmış” olarak tarif edilen Hasan el-Benna’nın çeşitli vakitlerde yaptığı sohbetlerinden oluşmaktadır.

  • Kendisinden sonra gelecek İmâm Gazalî ve Hatîb el-Bağdadî gibi büyük isimleri etkilemiş olan İmâm Mâverdî’nin, fakih titizliğiyle yazıp yüzlerce hikmetli söz ve şiirle süslediği ahlak, siyaset ve öğüt kitabıdır.
    Mâverdî üstün zekâsı, tevazusu, feraseti ve edebiyle övülmüş; eseri İbnü’l-Cevzî, İmâm Zehebî, İbni Hacer gibi büyük âlimler tarafından tam güvenle tavsiye edilmiştir.
    Ahlak kütüphanesinin baştacı bu eser, nefis bir tercümeyle şimdi Türkçe’de.

  • İmâm Nevevî’nin namaz, oruç, evlilik, yolculuk vb. durumlarda yapılacak zikir ve duaları sahih hadis kaynaklarından derleyip bir araya getirdiği eseri el-Ezkâr, Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kandemir’in tercüme ve şerhiyle çıktı.

  • İmâm Nevevî, ana sütü kıvâmındaki Riyazü’s-Sâlihîn ve el-Ezkâr gibi eserleriyle yedi asırdan beri İslâm ümmetini mânen besleyen, Kâtip Çelebi’nin ifadesiyle ”Allah’ın sırlarından bir sır olan” pek değerli bir âlimdir.
    Et-Tibyân fî Âdâbi Hameleti’l-Kur’ân adlı bu eseriyle de Kur’ân-ı Kerîm’e dokunmanın, onu okumanın, hatmetmenin ve öğrenip öğretmenin usûl ve âdâbını Ümmet-i Muhammed’e öğretmektedir.

    • Osmanlı ulemasının en önemli şahsiyetlerinden biri olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, ömrünü
      İslam dinine adamış; üstün yetenekleri, muhakeme gücü, dehâ çapındaki zekâsı, ilmi ve kültürüyle ün salmış büyük din alimidir. Süleymaniye Medresesi Müderrisliği vazifesinde de bulunan Elmalılı Hamdi, ilmi hizmetleri sebebiyle, Osmanlı nişanı ile ödüllendirilmiştir.

    Muhammed Hamdi, 1926’da yazımına başladığı, sabırla ve itinayla sürdürdüğü “Hak Dini Kuran Dili” adlı tefsirini, on iki yıllık uzun ve zorlu çalışmanın ardından, 1938’de tamamladı. Milletimizin Kur’an-ı Kerim’i daha iyi anlayabilmesi amacıyla yazılan bu eser, ilim çevrelerinin güven ve takdirini kazanan önemli tefsirlerdendir.

    10 Cilt Hadis, Ayet ve Tefsirlerden Alıntılar Tamamen Tahricli. Rical, Alfabetik Fihrist ve Lügatçe İlaveli. Türkiyede Benzeri Bulunmayan Bu Şaheser, Artık Günümüz Türkçesinde İnsallığı karanlıktan çıkaracak ilahi mesaj, Elmalı M.Hamdi Yazırım Kuran tefsiri ile sizleri aydınlığa çağırıyor cumhuriyet döneminin en büyük tefsir çalışmalarından biri olması Prof.Dr.İsmail Karaçam, Yrd.Doç.Dr Emin Işık, Dr.Nusrettin Bolelli ,Abdullah Yücel
    tarafından yapılan bu sadeleştirmenin halen aşılamamış olması bu esere ayrı bir önem kazandırmaktadır.

  • Bugün insanlığın, özellikle yeni nesillerin yetiştirilmesinde rol model olacak şahsiyetlere her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğu açıktır. Bu ihtiyaca en güzel şekilde cevap verecek nesil, elbette bizzat Hz. Peygamber’in (sas) eğitiminden geçen sahâbe neslidir.

    Sahâbe, yaşamımızın her karesi için canlı ve pratik çözümlerle süslü birer hazinedir. Allah Resûlü’nün (sas) kızları ve kız torunlarından sonra onun (sas) en yakınında olan hanım sahâbîlerin hayatlarını ele aldığımız bu kitapta, hayatınızı aydınlatacak birbirinden güzel örnekler bulacaksınız. Gelin, o yıldız sahâbîlerin örnek hayatlarını, birlikte okuyup birlikte aydınlanalım.

  • Bu eser Hz. Peygamber (sas) devrinde kadının toplumdaki yeri, statüsü ve kısaca bütün alanlardaki konumu mevcut kaynaklardan istifade edilerek ortaya konulup hazırlanmış bir çalışmadır.

    Diğer taraftan Raşid Halifeler devri ve sonrasındaki Emevîler Dönemi üzerinde hassasiyetle durulması gereken önemli bir devirdir. O yıllarda İslâm toplumu hem siyasal hem de sosyo-kültürel açısından önemli ve köklü değişimlerin yaşandığı devirdir. Şüphesiz bu değişimlerde kadının toplumdaki konumu da nasibini almıştır.

    Uzun yılların emeği olan bu çalışmada, İslâm dünyasında ve batıda Müslüman kadın konusunda oluşan yanlış algıların kaynaklarının tespiti ile meselenin daha doğru bir zeminde nasıl değerlendirilebileceğinin imkanlarını bu eserde bulacaksınız.


    Siyer Yayınları | Ciltli | İstanbul, 2020 | 1. Baskı | 600 Sayfa

  • “Her peygambere insanların onların benzerlerine iman ettiği birtakım mucizeler verilmiştir. Bana ise ancak Allah’ın vahyettiği şey (Kur’an) –mucize olarak- verilmiştir. Bu nedenle kıyamet gününde kendisine en çok tâbi olunan peygamber olmayı ümit ederim.” (Hadis-i Şerif)

    Allah Teâlâ’nın kelâmının ne kadar yüce ve değerli olduğunu en iyi anlatacak kişi, O’nu en iyi anlamış olan kişidir. O zat da hiç şüphesiz son peygamber olan Hz. Muhammed’dir (s.a.).

    İmam-ı Buhari, “Sahih”inde Allah Resulünün (s.a.) Kur’an ve Kur’an’ın faziletleri hakkındaki hadislerini bir araya getirerek “Fedâilu’l-Kur’an-Kur’an’ın Faziletleri” adlı bir bölüm oluşturmuştur. İbn Kesir de İmam-ı Buhari’nin zikretmiş olduğu bu Hadis-i Şerifleri şerh ederek enfes bir kitap telif etmiştir. Netice olarak bu kitapta, müfessirlerin zirvesi olan İbn Kesir ile muhaddislerin zirvesi olan İmam-ı Buhari bir araya gelmiş ve ortaya paha biçilemeyecek bir hazine çıkmıştır.

  • Bu eserde itikat, ibadet ve ahlâk konularında her Müslümanın dikkat etmesi gereken hususlar açık ve net üslup ile anlatılmaktadır.

    İslâm dünyasının yakından tanıdığı ve günümüz İslâmî tasavvur ve tefekkürünün oluşumunda büyük payı olan Nedvî, itikat, ibadet ve ruh terbiyesi hususlarında bütün Müslümanlara bir rehber kitap olması için yazdığını belirttiği eseri hakkında ‘‘Bu kitapta şimdiye kadar yaptığım çalışmalarımın davet ve terbiye alanındaki tecrübelerimin özü bulunmaktadır’’ diyor.

    Eser, Müslümanın hayatının bütün cephelerini Kur’an ve sünnet ışığı altında değerlendirirken, İslâm’ın değişmez prensiplerinin Müslümanın hayatına yansıyabilmesinin şartlarını da göstermektedir.

  • Hicri 7. miladi 13. asırda yaşamış olan Müfessir Kurtubî, hem Tefsir hem de Hadis İlminde derin bir vukûfiyete haiz idi. Kurtubî’ye ait el-Câmi’ li Ahkâmi’l Kur’an adlı tefsir; bugün literatürümüzün en değerli ve en meşhur ahkâm tefsirlerinden biridir. Kurtubî’nin hadis ilmindeki vukûfiyetini tefsirine almış olduğu 6700’ün üzerinde hadisi değerlendirme ve şerh etme şeklinden anlıyoruz.Yirmi ciltten oluşan bu ahkâm tefsiri, yüz yıllardan beri elden ele dolaşmış, nesilden nesile aktarılmış ve Müslümanlar ondan azami derecede müstefîd olmuşlardır.

  • Siyer-i Nebi – Ahmet Gökdemir

    53.00  34.00 

    Bu eser Siyer ve En Güzel Örnek Hz. Peygamber (sas) olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır.

    – Birinci bölümde konular ile uyumlu tablolar, resimler ve haritalarla birlikte ele alınmıştır.
    – İkinci bölümde ise konularla alakalı tablolar şeklinde Kur’ân İklimi, Nebevî Sedâ ve Okuma

    – Parçaları adı altında Sahabe hayatından tablolar verilerek konular içerik açısından zenginleştirilmiştir.Kitabın içindeki konu başlıklarının seçiminde kriter olarak MEB lise ders müfredatı gözetilmiş olunup Lise ve İmam-Hatip Liseleri ders kitaplarında bulunan tüm konular kitabın içeriği ile mevcuttur.

    – Kitap yaklaşık 300 ayet, 750 hadis, sahabe hayatından tablolar, klasik Siyer kaynakları ile Hz. Peygamber’den bahseden güncel kaynaklardan müteşekkildir.

  • Tefsîrü’l-Münîr, en son yazılan ve en kapsamlı tefsirdir. Her cildinde iki cüzün tefsiri bulunmakta olup bu özellik sadece bu tefsire aittir. Bu, eserden yararlanılmasını kolaylaştırması açısından son derece önemli bir yeniliktir.Tefsir günümüz insana hitap eden bir üslûpla kaleme alınmıştır. Âyetler ilk önce konu başlığı verilerek bölümlere ayrılmış, ardından i’rab’ı, daha sonra sırasıyla araştırmacılar için son derece önemli olan belâgatı yapılmıştır. Kelime ve İbarelerin anlamı verilmiş, sonra sırasıyla âyetler arası ilişki, var ise nüzul sebebi, âyetlerin geniş bir şekilde tefsiri verilmiştir. Sonunda da maddeler halinde âyetlerden çıkan hüküm ve hikmetler sıralanmıştır. Tefsirde kullanılan bütün hadislerin ve rivâyetlerin sıhhat ve zayıflık dereceleri belirtilmiştir. Kur’ân’dan çıkan gündelik hayata yönelik bütün fıkhî hükümler teferruatlı bir şekilde ve fıkıh mezheplerinin görüşleri çerçevesinde ele alınmıştır. Müfessirin aynı zamanda bir fıkıhçı olması, bu tefsiri diğer tefsirlerden ayıran bir başka özelliktir. Müfessir Taberî, İbni Kesir, Kurtubî, Râzî, Menar, Zemahşerî gibi güvenilir tefsirlerden alıntılar yapmıştır. Bu yönüyle hem rivâyet hem dirâyet tefsiridir.

  • Bunun için inanan insanın temel derdi, “Vahyi Hayata Taşımak” olmalıdır. Tüm çabası, gayreti bu yolda olmalı, hayatının hiç bir karesini böyle bir idealden mahrum bırakmamalıdır. Vahiy, hayatının her alanına hakim olmalı, onunla yaşamalı ve onunla can vermelidir. Vahyin hayat kitabı olması için insanın önce bu kitabı tanıması gerekir. Taşımak için tanışmak lazım, insanın ilahî kitap ile tanışması, hemhal olması, karşısına oturup önce kendini tanıtması, sonra da onun kendisini tanıtmasını istemesidir.


    Böyle bir İstek bizi “Kur’an nedir?” sorusuna yöneltecektir. Bana hayat kitabı olması gereken bu yüce ve ilahî kitap nedir? Ne olduğunu bilmediğiniz, ne olduğunu merak etmediğiniz bir kitabı nasıl hayata taşıyabilirsiniz ki?

  • Günümüzde maddi hayatın manevi hayata hâkim olduğu, imanımızın her geçen gün zayıfladığı, ahlaki değerlerin kaybedildiği bu yüzden yeni buhranların/ sorunların meydana geldiği bir toplumda yaşıyoruz. Günümüz insanı dünyada istediklerine kavuşunca, yavaş yavaş manevi hayattan uzaklaşıyor. Cehalete kapılan insanoğlu huzurun ve mutluluğun olmadığı tekdüze bir hayatı yaşamaya mahkûm ediliyor. Çoğu insan bu mutsuzluktan kurtulup huzurlu bir hayatı istese de bunu elde edememektedir.


    Şunu çok iyi bilmeliyiz ki mutluluğu elde etmek oldukça kolaydır. Mutlu olmak çok kolay olmasına rağmen insanlar bunu başaramadıkları için mutsuz oluyorlar. Bu yüzden insanlar hem kendi hayatlarını hem de başkalarının hayatını cehenneme dönüştürebiliyor. Mutlu ve huzurlu bir hayat herkesin başarabileceği kolay bir iştir. Küçücük bir çabayla içimizdeki mücevherleri ortaya çıkararak huzur ve mutluluğu yakalayabiliriz.

  • İslam tarihinin erken dönemlerinde Hz. Peygamber (sas)’in savaşlarını içeren rivayet malzemesine dayanan Meğazı kitapları ile başlayıp daha sonra Hz. Peygamber (sas)’in hayatına dair rivayetlerin derlendği klasik bir edebi tür haline gelen Siret-Siyer, İslam tarihi boyunca Hz. Peygamber (sas)’in biyografisine dair çalışmaların ana malzemesini oluşturmuştur. Günümüzde de yine ana kaynak bu rivayet malzemesidir.
  • Müslümanların her konuda bilgi sahibi olmaları bir görevidir. Din konusunda bilgi ise İlmihal (Herkesin durumuna göre gerekli olan bilgiler) adını alarak en önemli yeri tutar. Her Müslümanın bağlı bulunduğu İslam dini konusunda yeterli bilgi sahibi olması bir borçtur. Edindiği bilgilerle de üzerine düşen dini görevleri yerine getirmiş olacaktır.

    Aslında bütün insanlığın manevi ruhu yerinde olan dinden, din bilgisinden hiç kimse uzak kalamaz, öteden beri ister ilkel olsun, ister medeni toplumlar, hiçbiri bir dine bağlı kalmaktan dışarı çıkamamıştır.

    İnsanların gerçek mutluluktan ve saadetleri ilahi bir din yolu ile ortaya çıkar. Sağduyulu kimselerin ruhları ve vicdanları, böyle bir din ile huzursuzluktan kurtulur, yatışır, insanlığın yaratılışındaki yüksek amaç ancak böyle ilahi bir dine sarılmakla gerçekleşir.

     


    Gayem Yayınevi | Ciltli |1. Baskı | 553 Sayfa

     

     

     

  • Hz. Peygamber’e ilk vahyin inişiyle temeli atılan İslâm medeniyeti, dünyanın en büyük medeniyetlerinden biridir. Hz. Peygamber hayattayken Arabistan’a, daha sonra da Atlas Okyanusu’ndan Çin’e kadar geniş bir alana hâkim olan Müslümanlar, İslâm medeniyetinden sonra asırlardır dünya tarihine damgasını vuran Batı medeniyetinin gelişmesine önemli katkılar sağlamışlardır.
    İslâm medeniyetlerinin temel dinamiklerinin başında İslâm dini gelmektedir. İslâm inancının farklı coğrafyalarda ve farklı zamanlarda, küçük farklarla da olsa yaşama şansı bulması, İslâm dininin içtihat kapısını açık tutmasının sonuçlarındandır.


    İslâm medeniyetinin gelişmesine geleneklerin de önemli katkısı olmuştur. İslâm dini, vahye ve Peygamber’in uygulamalarına ters düşmeyen geleneklerin varlığını kabul etmiş; yaşamasına izin vermiştir. Tarihsel İslâm’ın oluşmasının üzerinde geleneklerin hissedilir bir ağırlığı bulunmaktadır.
    İslâm medeniyeti gibi, hem coğrafî hem de tarihsel bakımdan ihata edilmesi güç olan bir medeniyeti birkaç yüz sayfalık bu çalışmanın olanakları çerçevesinde ele almaya çalıştık. Bu bağlamda İslâm medeniyetinin daha çok Anadolu’ya uzanan yönünü vurgulamaya özen gösterdik.
    İslâm medeniyetinin muhteşem günlerini tekrar görmemiz dileğiyle…

  • Fıkhın tedvin edilmeye başladığı II. (VIII.) asırdan itibaren risâleler şeklinde telif edilen muhtasar eserlerin ardından geniş hacimli eserler kaleme alınmış, zamanla bunları şerhler ve hâşiyelerin yazılması takip etmiştir. İlim erbâbına hitap eden ve oldukça hacimli olan bu kaynaklar İslâm hukukunu ilgilendiren bütün konuları ayrıntılı biçimde ele aldığından halk için gerekli olan temel bilgileri ihtiva eden, dili sade, anlaşılması kolay, hatta ezberlenmeye müsait muhtasar eserlere ihtiyaç duyulmuştur. Bu sebeple Osmanlılar döneminde İlmihâl kitapları kaleme alınmaya başlamıştır. İlmihâl kitapları önce Arapça yazılmış, daha sonra bunların Türkçe’ye çevrilmesi ve eksik görülen kısımların tamamlanmasıyla gelenek devam etmiştir.


    II. Meşrûtiyetle birlikte ilmihâl kitaplarının yazılmasına hız verilmiş ve Cumhuriyet devrinde daha düzenli bir şekilde devam ettirilmiştir. Ancak bu ilmihâllerde fıkhî görüşlerin, genellikle delillerine yer verilmeksizin mücerret fetvâlar şeklinde ortaya konulduğu görülmektedir. Elinizdeki İlmihâl, diğer ilmihâllerden farklı olarak dört mezhebe göre Kur’an ve Sünnet’ten delilleriyle birlikte kaleme alınmış kaynak bir eser niteliğindedir. Eser zaman zaman Sahâbe ve Tâbiûn fakihlerinin günümüze ulaşan fetvâlarına da yer veren önemli bir araştırma mahsulüdür. Sadece ibadetlerle ilgili ilmihâl niteliğinde oluşu da, okunmasını ve yararlanılmasını kolaylaştıran ayrı bir özelliktir. Bu özellikleri sebebiyle eserden faydalanan kimsenin, mezhebinin görüşlerini ve dayandıkları delilleri bir arada görerek işlediği amellerin sıhhati konusunda gönlünün daha mutmain olacağını ümit ediyoruz.

  • Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem inci tanesiydi.
    Annesi Sadef. Dürr ve Sadef’in, Esmaü’l Hüsna ile çerçevelenmişti emsalsiz hayatları. Rahman’ın nazarı üzerlerindeydi. O’nun gözetimindeydiler. Hiçbir oğul annesini O’nun kadar sevmedi. Ve hiçbir anne, Âmine Hatun kadar, hayat yolunu kalpteki ateşten taşlara basarak yürümedi… Dürr ve Sadef, anne karnındayken bile olayların gidişatını değiştiren canımız ve cânânımız Sevgili Resul’ümüzün ve muhterem annesinin romanıdır.

  • Bu çalışmada İmam Suyutî’nin “el-Cami’us-Sağîr” isimli eserindeki nehy hadisleri bölümü üzerinde bir çalışma yapılmıştır. Eserde kullanılan hadislerin hem sıhhatlerine bakılmış hem de başka kaynaklardaki yerleri tespit edilmeye gayret edilmiştir. Konu başlıklarından sonra hadislere geçmeden önce konu ile ilgili ayetler verilmiştir. El-Cami’us-Sağir’da ele alınan konularla ilgili benzer birçok hadis olmasına rağmen; mükerrer olan hadisler verilmemeye ve hadislerin içerisinde sahih olanlar kullanılmaya gayret edilmiştir. Hadislerin şerhleri yapılırken yer yer konu ile ilgili ayetlere ve muhaddislerin meşhur eserlerine başvurulmuştur. Bölümlerin sonlarına ise konu ile ilgili özet bilgiler verilmiştir. Bu eserin yayımlanmasından amaç Hz. Peygamberin (s.a.v) bizleri sakındırdığı konuları bilmek ve bunlardan uzak durmanın çarelerini aramaktır. Küçükte olsa Hz. Peygamberin (s.a.v) hadislerinin öğrenilmesine, dikkate alınmasına ve yaşanmasına katkısının olması hepimize mutluluk vesilesi olacaktır.
  • Eyyûbî Devleti, XII. Yüzyılın son çeyreğinden XIII. Yüzyılın ortasına kadar Mısır, Suriye, Filistin, Ürdün, Lübnan, el-Cezire’nin önemli bir bölümü ve Yemen’de hüküm süren büyük bir devlettir. Frenklerin İslâm dünyasını tehdit ettiği bir dönemde kurulan Eyyûbî Devletinin hâkimiyeti altında bulunan bölgeler Üçüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci haçlı seferlerinin ilk hedefi olmuştur. İslâm tarihinin nispeten kısa fakat önemli bir dönemini kapsayan Eyyûbîler devri, yoğun siyasi ve askeri faaliyetlerin yaşandığı bir dönem olmasının yanında İslâm medeniyeti ve kültür hayatı bakımından da canlı bir dönemi teşkil etmektedir. Ne var ki İslâm ve Batı dünyasıda Eyyûbî tarihi ile ilgili çalışmalar, güçlü şahsiyeti ve Haçlılara karşı verdiği destansı mücadele ile hafızalara kazınan Sultan SalâhaddÎn ve dönemi üzerinde yoğunlaşmış, Salâhaddin’den sonraki dönemler ihmal edilmiştir. İşte, Eyyûbî tarihinin önemli bir dönemine tekâbül eden el Melikü’s – Salih Necmeddin Eyyûb döneminin ele alındığı bu eser, bu alandaki boşluğu doldurmaya katkı sunmayı amaçlamaktadır.


    Eyyûbî tarihiyle ilgili geniş bir litaretür taramasından sonra hazırlanan bu eserde el- Melikü’s- Salih döneminin siyasi tarihi ayrıntılı ele alındıktan sonra Salâhaddin’in vefatından el Melikü’- Salih’in tahta geçmesine kadar geçen 47 yıllık süre zarfındaki kurumsal yapı ele alınmıştır. Es-Sâlih dönemindeki sosyal ve kültürel hayatı da irdeleyen bu çalışmayla dönemin sosyal yapısı, ilmi hayatı ve imar faâliyetleri değerlendirilmiştir.

  • Hanım Sahâbîler – İbn Sâ’d

    50.00  33.00 

    Yayınevi olarak 2014 yılında İbn Sa’d’ın Kitâbü’t-Tabakâti’l-Kebîr’ini, Prof. Dr. Adnan Demircan Hocamız’ın editörlüğünde alanın uzmanı 15 hocamızın oluşturduğu bir heyet tarafından yapılan notlandırılmış çevirisini -son cildi dizin olmak üzere- 11 cilt olarak yayınlamaya muvaffak olmuştuk. Aradan geçen zaman içerisinde okuyucularımızdan gelen talep üzerine söz konusu Tabakât’ın ilk iki cildini bu yılın başında “İbn Sa’d, Siyer” adıyla müstakil bir baskı olarak neşrettik. Söz konusu müstakil cildin siyer okuyucuları nezdindeki olumlu karşılığı, diğer ciltlerin de özgün bir derleme ile ayrı basımlarının yapılmasının gerekliliğini gündeme getirdi. Şuan elinizdeki bu çalışma, böyle bir talebin sonucunda oluşturulmuş bir eserdir.


    “Hanim Sahâbîler” başlığında bir cilt olarak tasarlanan eser, Tabakât’ın son cildi olan 10 cildi oluşturan “Hanımlar” kısmından oluşmaktadır. Toplamda 628 hanım şahsiyetin biyografisinden oluşmaktadır. Bunların 534’ü sahâbî, kalan 94 kişi de hadis rivayetinde öne çıkan tabiîn hanımlardan oluşmaktadır.


    Asr-ı Saâdet dünyasını hanım ve aile penceresinden daha yakından tanımak için kaçırılmayacak birincil kaynaklardan olan eser, aynı zamanda günümüzdeki bazı tartışma ve farklı yaklaşımlara da ufuk açıcı bir etki ve katkı sağlayacaktır

Updating…
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor.