• Cuma Sohbetleri – Hasan el-Benna

    20.00  13.00 

    Nefsine sor! 
    Farz olan namaz karşısındaki durumu nedir? 
    Zekâtı verme hususunda ne yaptı? 
    İnsanların hukukuna riayet etmenin neresindedir? 
    Doğruluğa, güzel ahlâka, vefaya ve asil davranışlara ne kadar yapışabilmiş? 
    Her şeyden yüce olan Allah Teâlâ aklına geldiğinde neler hissediyor? 
    Maddi ve manevi olarak neleri kazanıyor? Kazancı, habis olan haram mı yoksa Allah’ın temiz kıldığı helallerden mi?”

    Kendimizi, bu soruların cevapları konusunda sorguya çekmemize vesile olacak, anlaşılır bir dil ve akıcı bir üslupla anlatılmış bu eser, “Benzersiz bir deha ve keskin bir basiret; eşsiz bir cesaret ile kâmil bir hikmeti kendinde bir araya getirebilmiş; insanları uyandırmış ve İslâm’a doğru giden yolu onlara aydınlatmış” olarak tarif edilen Hasan el-Benna’nın çeşitli vakitlerde yaptığı sohbetlerinden oluşmaktadır.

  • Tasavvufî hayâtın hedefi ilâhî bir güzellik arayışıdır. Cemâl-i mutlak’a ve hüsn-i mutlak’a ermek, tasavvufun insanları ulaştırmak istediği nihâî gâyedir. Ancak bu gâyeye ulaşmak için geçilecek olan güzergâhlarda pek çok tuzaklar bulunmaktadır. Bu tuzakların en büyüğü insanın kendi içindeki nefs tuzağıdır. Onu aşıp vuslat sâhiline varabilmek kolay değildir.

    İnsanımızın uzun uzun kitap okumaya vakit bulamadığı çağımızda, tasavvufî konudaki sorularına da kolayca cevâb bulmak gibi bir arayış içerisinde olduğu gözlenmektedir. Bu maksada hizmet etmek için hazırlanan elinizdeki eser, tasavvufî hayâta dâir 300 soru ve cevâbından oluşmaktadır.

  • İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’nin mezhebinin delillerinin Kütüb-i Sitte imamlarına veya bazılarına muvâfakat ettiği hadisleri içeren bu eserin (Ukûdü’l-Cevâhiri’l-Münîfe) müellifi, son asırlarda yetişmiş en büyük hadis hâfızlarından Seyyid Muhammed Murtazâ ez-Zebîdî (ö. 1205/1791)’dir. Hadis, fıkıh, lügat, tasavvuf ve nesep ilimlerinde çok büyük alimdir.

    İmam Ebû Hanîfe’nin rivâyet ettiği hadisler Kütüb-ü Sitte’de yoksa diğer hadîs musannefâtına tek tek müracaat eder.

    İmam Zebîdî “Mukaddime” kısmında: “Bu kitabı yazma amacım, “Ebû Hanîfe Kıyas’ı, Resûlullah (Sallallâhu aleyhi ve sellem)’in hadîsleri üzerine takdim eder” diyen doğru yoldan sapmış bazı mutaassıp kimseleri reddetmek içindir. Ömrüme yemin olsun ki böyle bir iddiayı ona nispet etmek doğru değildir” der.

    İmam Ebû Hanîfe şöyle derdi: “Anam babam feda olsun. Resûlullah’dan (Sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadîs geldiği zaman başım-gözüm üzerinedir. Biz ona muhâlefet etmeyiz. Sahâbeden bir fetvâ geldiği zaman ise onlardan birisi ile amel ederiz. Sahâbe dışında bir başkasından bir görüş gelirse, onlar nasıl içtihat ettilerse biz de içtihat ederiz.”

    “İMAM-I ÂZAM EBÛ HANÎFE’NİN RİVAYET ETTİĞİ AHKÂM HADİSLERİ”nde (Ukûdü’l-Cevâhiri’l-Münîfe) tekrarları hariç olmak üzere toplam 615 hadis vardır. Tercüme esnasında senedde ravinin isminin geçtiği yerde cerh-ta’dil kitaplarından durumunu dipnotta gösterilmiştir. Ayrıca açıklanması gereken kelime, mevzu ve hadisleri yeri geldikçe “Açıklama” adı altında izah edilmeye çalışılmıştır. Kitabın sonunda İmam Ebû Hanîfe’nin (Rahmetullâhi Aleyh) hocalarının durumlarını özet olarak hususi başlık altında verilmiştir.

  • Derviş Keşkülü – Necdet Tosun

    18.50  14.00 

    Tasavvuf ve dergâh kültürümüze dair muhtelif yazılardan oluşan ve Derviş Keşkülü adıyla okuyucuya sunulan bu eser, sufilerin düşünce dünyası ve gelenekleri hakkında faydalı ve önemli bilgiler sunmaktadır.

    Tasavvuf kültüründe çiçek konusuyla başlayan eser, İslâmiyet’in yayılmasında sufilerin rolü, tasavvuf ehlinin miracı, sufi gözüyle hac, hoşgörü, tekke yemekleri, aşure gelenekleri, tasavvuf kültüründe meyve, Yesevilik’te zikir, Üveysilik ve rabıta gibi konularla devam etmekte ve Bandırmalı iki Allah dostunun hayatından çizgilerle sona ermektedir.

    Bir keşkül misali, farklı konuları ihtiva eden eser, değişik çiçeklerden muhtelif tat ve kokular derleyen bir arının balı, ya da bir trenin penceresinde seyredilen farklı manzaraların zevki gibi okuyucuya tasavvufun tadını hissettirmek ve değişik boyutlarını tanıtmak gayesiyle kaleme alınmıştır. Gönül dünyamızda yeni bir kandil olması umuduyla.

  • Fıkhın tedvin edilmeye başladığı II. (VIII.) asırdan itibaren risâleler şeklinde telif edilen muhtasar eserlerin ardından geniş hacimli eserler kaleme alınmış, zamanla bunları şerhler ve hâşiyelerin yazılması takip etmiştir. İlim erbâbına hitap eden ve oldukça hacimli olan bu kaynaklar İslâm hukukunu ilgilendiren bütün konuları ayrıntılı biçimde ele aldığından halk için gerekli olan temel bilgileri ihtiva eden, dili sade, anlaşılması kolay, hatta ezberlenmeye müsait muhtasar eserlere ihtiyaç duyulmuştur. Bu sebeple Osmanlılar döneminde İlmihâl kitapları kaleme alınmaya başlamıştır. İlmihâl kitapları önce Arapça yazılmış, daha sonra bunların Türkçe’ye çevrilmesi ve eksik görülen kısımların tamamlanmasıyla gelenek devam etmiştir.


    II. Meşrûtiyetle birlikte ilmihâl kitaplarının yazılmasına hız verilmiş ve Cumhuriyet devrinde daha düzenli bir şekilde devam ettirilmiştir. Ancak bu ilmihâllerde fıkhî görüşlerin, genellikle delillerine yer verilmeksizin mücerret fetvâlar şeklinde ortaya konulduğu görülmektedir. Elinizdeki İlmihâl, diğer ilmihâllerden farklı olarak dört mezhebe göre Kur’an ve Sünnet’ten delilleriyle birlikte kaleme alınmış kaynak bir eser niteliğindedir. Eser zaman zaman Sahâbe ve Tâbiûn fakihlerinin günümüze ulaşan fetvâlarına da yer veren önemli bir araştırma mahsulüdür. Sadece ibadetlerle ilgili ilmihâl niteliğinde oluşu da, okunmasını ve yararlanılmasını kolaylaştıran ayrı bir özelliktir. Bu özellikleri sebebiyle eserden faydalanan kimsenin, mezhebinin görüşlerini ve dayandıkları delilleri bir arada görerek işlediği amellerin sıhhati konusunda gönlünün daha mutmain olacağını ümit ediyoruz.

  • Bu mükemmel eser, İmam Gazali’nin üç eserinden biri ve birincisidir. Bu eserde, tasavvufi konular en ince ayrıntısına kadar incelenmiş ve irdelenmiştir.Tasavvufi İncelemeler konusunda en geniş ve en kapsamlı eser bu kitaptır.Bu kitap çok ciddi bir çalışmadır.İmam Gazali bu eserinde tasavvufun insanlar üzerindeki müspet ve menfi tesirlerini açıklamıştır.
    Eserde geçen bazı konular şunlardır.
    • Tasavvuf nedir?
    • Tasavvufu kimler kabul eder?
    • Tasavvufu kimler inkar eder?
    • Tasavvufu inkar edenlerin, inkar ettikleri en önemli konular nelerdir?
    • Tasavvuf Aristokrasimidir?
    • Tasavvuf seçkin insanların kullandıkları bir yöntem midir?
    • Tasavvuf Ruhbanlık mıdır?
    • Tasavvuf yabancı kaynaklı bir sistem midir?…vb ve daha çok ayrıntılı konular.
    Ayrıca bu müthiş eserle birlikte, İmam Gazalinin hayatını, yaşam mücadelesini, hangi hocalardan ders aldığını, kimlere ders verdiğini öğreneceksiniz.
    Araştırma ve inceleme yaptığı konularda Gazali, Kelamcılarla, Felsefecilerle, Batınilerle ve Sufilerle yaptığı farklı görüşlerini de bu eserine almıştır.
  • “Bu risâlenin temel kaynağı, Şeyh Ömer b. Şeyh Osman et-Tavîlânî’nin halifesi Şeyh Muhammed Emîn el-Erbilî’nin (k.s.)
    Tenvîru’l-kulûb fî mu’âmeleti ‘allâmi’l-guyûb” adlı eseridir. Fakat bu eserde sâdık kaldığım tek şey, manayı korumak olmuştur. Bu sebeple, takdîm-tehîr, ekleme-çıkarma ve kısaltma gibi tasarruflarda bulundum ve bütün bunları belli bir hedef doğrultusunda yaptım. Cenâb-ı Hak’tan niyâzım; bu amelimi kendi rızasına muvâfık ve ilim tâliplerine müyesser kılması ve hepimiz için faydalı olmasıdır. Son duamız; Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.“
    Merhum Seyda Muhammed Emin ER

  • Düşünce dünyası Kelâm’dan Fıkıh’a, Mantık ve Felsefe’den Tasavvuf’a kadar uzanan çok geniş bir alana yayıldığı ve her çeşit zihin seviyesindeki insana hitap ettiği için, Gazzâli’nin bu konudaki düşüncesi hakkında hüküm vermekte önemli güçlüklerle karşılaşırız. Bu güçlüğün bir başka sebebi de O’nun düşünce yapısının dinamik karakterinden yani; devamlı gelişip oluşan özelliğinden kaynaklanır.


    Gazzâli, bir sûfi, bir kelâmcı, bir mantıkçı veya büyük bir felsefe tenkitçisi kabul edilsin; her halükârda O, bunlardan sadece biri değil, belki hepsi birden, bir bütün olarak karşımıza çıkar. Bu yönüyle de O, bir sistemcidir ve orjinallik arzeder.


    Gazzâli, İslâm düşünce tarihinde keskin felsefe tenkitçiliği ile; bir felsefî düşünceyi, ondaki çıkmazları göstererek yıpratırken, başka düşüncelere zemin hazırlamış olarak görünür.

  • İlmihal, davranış bilgisi demektir. Hadislerin tesbiti ve anlaşılması hususunda hadis taliblisinin bilmesi gereken esaslara ve bu esasların nasıl tatbik olunacağına, bir hadisle karşılaştığı zaman nasıl davranacağına dair bu çalışmamız neticesinde gördük ki, Peygamber (s.a.v.)’in kavlen, fiilen ve takriren beyan buyurduğu hususları yani hadisleri ve bunlardan sabit olan hüküm yani sünnetleri doğru bir şekilde anlamak, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i, bir peygamber bir önder ve bir rehber edinmenin icabıdır.


    Hadislerin ve dolayısıyla sünnetlerin fıkhını isteyen, bizzat o hadislerin sahibi olan Peygamber (s.a.v.)’dir. Hadis ve sünnet bilgisi, din bilgisidir. Peygamber (s.a.v.)’in hadis ve dolayısıyla sünnetlerini anlamayanlar elbette İslam’ı anlayamazlar.


    İslam’ın anlaşılması adına klasik Usûl-ü Hadis kitaplarında ele alınan prensiplerin nasıl uygulanılacağını arzetmeye ve hadislerden nasıl hüküm çıkarıldığını izah etmeye çalıştığımız “Hadis İlmihali” dediğimiz bu eserimizde hadise dair meseleleri tedrici, anlaşılır ve detaylı bir şekilde inceleyerek istifadenize sunduk.

    Hadis çalışmalarına bir katkı olması temennisiyle…

  • İlâhî çağrıya kulak tıkayan insanoğlu bugün tüm zamanlardakinden daha zorlu bir süreçden geçiyor. Rahmet yüklü mesajı göz ardı eden bir yaşam, yalnızca bireysel olarak değil küresel ölçekte bir felaketi de beraberinde getiriyor. İnsanoğlunun kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Merhamet ve adaletin yok sayıldığı, zulüm ve haksızlığın kanıksandığı bir dünya, sâkinlerine kan, gözyaşı ve mutsuzluktan başka ne verebildi / ne verebilirdi ki? Şimdi zaman yeniden ilâhî rahmete kucak açma zamanıdır. Şimdi zaman yeniden fıtrat ile ilâhî mesajı buluşturup bu uğursuz ayrıma son verme zamanıdır. Şimdi zaman isyan yerine itaatin, zulüm yerine adaletin, düşmanlık yerine kardeşliğin, tefrika yerine birliğin ikame edilme zamanıdır. Ve şimdi zaman, hayata Kur’an penceresinden bakma zamanıdır…

  • İnsanlara doğru yolu göstermeleri, hal ve hareketleri ile örnek olmaları Allah (celle celalüh) dostlarının belli başlı vasıflarıdır. Ayrıca, Allahü Teala’nın rızası için insanların dertleri ile dertlenmeleri ve fedakarlıkları onların şanındandır. Bir rehber elinde yetişerek silsile yoluyla Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’e kadar gitmeleri; nerede ve hangi memlekette yetişirlerse yetişsinler, onları tek bir kaynağa bağlamıştır. Onlardan biride devrinin otoritesi olan ve haklı bir şöhrete ulaşan imam ve hüccetül İslam lakapları gibi Müslümanlar nezdinde ün yapmış olan Ebu Hamid Muhammed b. Mahammed b. İmam Gazali’dir.

  • Marifet Yolu – Ahmed er-Rifai

    22.50  16.00 
    Prof.Dr. Hasan Kâmil Yılmaz Hoca’nın temiz tercümesi ile yayın hayatına kazandırılan Ahmet Er- Rıfâî’nin bu müstesna eseri, Tasavvuf yolunda ilerlemek isteyen bir insana adeta pusula vazifesi görmektedir. Bilginin sözünün bittiği yerde marifet ehlinin sözleri devreye girer. İşte bu kitap, İrfan yolunun çetin kavşaklarında adeta insana bir kandil gibi aydınlık sunacaktır.
    Ulema lisanıyla konuşacağınız zaman, kalplerinizi ve azalarınızı Latîf ve Habîr olan Allah’ın hoşuna gitmeyecek her şeyden muhafaza etmiş olmalısınız.
    Allah ile hüsn-i hâl üzere olmalı, insanlara ve kendinize karşı daima iyi davranmalısınız. Halvette ve celvette, ölüm anında ve öldükten sonra dirilme ile sual zamanında, daima hüsn-i hal üzere bulunun. Çünkü amel defteri, büyük küçük hiçbir şeyi bırakmadan hepsini sayıp döker. Allah kalplerinizdekini ve göz ucuyla olan bakışlarınızı dahi bilir.
  • Eserin Orjinal İsmi: RİSÂLE FÎ ETVÂR’İS-SÜLÛK (Seyr ü Sülûk Makâmları) – Manevî Tekâmül Mertebeleri


    Halveti şeyhi Cemâlî’nin Fatih Sultan Mehmed’e sunduğu Osmanlı’nın ilk tasavvuf eseri Risâle fî Etvâr’is-Sülûk, Latin alfabesiyle ve çift dilli olarak ilk kez yayımlanarak okurla buluşuyor…


    Osmanlı toplumu içerisinde toplum bireylerinin psikolojik-psikiyatrik terapi merkezleri, ruh-sinir dengesi bozulan kişilerin tedavi görüp rahatlayıp ferahladığı tekke ve zaviyeler; şeriat dairesinde olmakla beraber, dinin daha estetik bir formunun ve Fıkıh İslamı yerine daha billur ve latif bir dindarlığın yaşandığı mekânlar olmuşlardır.


    Medresenin katı tutumları ve dinsel metinleri yorumlamadaki tavizsizliği, halkın içerisindeki farklı görüşleri kendi içerisinde barındırmak bir yana dışlayıcı ve dışarıda bırakıcı olması; halk indinde, kimi zaman da sultanlar katında tasavvufi görüşleri daha muteber bir hale getirmiştir. Yunus Emre’nin Divân’ı, Mevlânâ’nın Mesnevî’si ve bu tarzda kaleme alınan (mesela Bektaşi meşreplilerin yazdıkları) eserler, insan anlayışları açısından şeriatın daha latif bir yorumunu verirken daha evrensel ve kuşatıcı da olmuşlardır.


    Risâle fî Etvâr’is-Sülûk, zengin muhtevası ile tasavvufun bütün konularını erbabının deyim ve deyişlerine uyarak kullanan Cemâlî’nin, hem kendi zamanında hem de kendisinden sonra yaygın etki bırakmış bir eseridir ve bir “toplumsal bellek vesikası” olarak kabul edilmelidir.


    Osmanlı’nın derli-toplu ilk tasavvuf eseri olan Risâle fî Etvâr’is-Sülûk’u günümüz Türkçesine kısmen yakınlaştırarak ve paralel tarzda -çevriyazıyla birlikte- yayımlayarak kütüphane rafları arasında yitik kalmış bir hikmeti sevenlerine kavuşturmayı amaçladık.

  • Ey Müslüman Kardeşler!

    Sizler, ne bir hayır kuruluşu, ne bir siyasi parti ve ne de sınırlı bazı amaçlar için kurulmuş bir heyetsiniz. Sizler, bu ümmetin kalbinde yer alan ve Kuranla insanları selamlayan yeni bir ruh, Allahın marifetiyle maddenin karanlık etkisini dağıtan bir nur ve Resûlullahın (s.a.v) davetini haykıran yüksek bir sedasınız. Gerçekte sizler kendinizi; insanların, taşımaktan çekindiği bu davanın yükünü tek başına taşıyan birileri şeklinde hissetmelisiniz.


    Sizlere, İnsanları neye davet ediyorsunuz? şeklinde bir soru yöneltildiğinde şöyle cevap verin:

    -Bizler, Hz. Muhammedin (s.a.v) getirdiği İslama devet ediyoruz. İktidar olmak İslamın bir gereğidir. Hürriyet ise, onun farzlarından biridir.

    İmam Hasan el-Bennâ (rh.a)

  • Babam Muhammed Emin Er Seyda’nın bir kitabını  daha kamuoyuna  kazandırmaktan onur duyuyoruz.
    Bu eser sıradan bir eser olmadığı gibi, sıradan bir yazarın veya araştırmacının yazdığı bir eser de değildir. Bu eser tasavvuf üzerine bizzat tasavvufun içinde olan aynı zamanda bir meşayih olan alim bir zat tarafından yazılmıştır. Son yüzyılda yetişmiş bütün mutasavvuflarla birlikte olan ve tasavvufu bizzat yaşayan bir alimin görüşlerinin toplandığı bu eser, konuya merak ve ilgi duyan herkesin faydalanabileceği bir eser olmuştur.

    Babam, henüz hayatta iken değişik zamanlarda yazdığı makalelerin toplandığı bu eseri derlemek ve düzenlemek bize nasip oldu. İnşallah diğer çalışmalarını da yavaş yavaş siz sevenlerine sunarız.
    İbrahim Halil Er

  • Düşünmenin ve düşüncenin rafa kaldırıldığı ve tüm Saiklerin bunları kökünden yok etmeye götürdüğü bir zaman diliminde en fazla muhtaç olduğumuz iki değer…


    Bizleri dağlara, taşlara, yerlere, göklere, canlılara bakarak onları yaratanın yüceliğini düşünmeye davet eden bir inancın müntesipleri olarak, neticesi teyakkuz olan bir tefekkür ameliyesine muhtacız bugün.


    Ne var ki, üzerine serpilen ölü toprağıyla yokluğa mahkûm edilmek istenen, yeniden dirilmesi adına ona hayat verecek ne kadar yaşam kaynağı varsa bir bir kurutulan, kökleriyle arasında bağ olacak ne kadar unsur varsa ortadan kaldırılan bir toplum olduk biz.


    Ölüleri bile diriltmeye muktedir olan bir Allah’a inanan bizler için böylesi bir manzara dahi yese düşmek için bahane olamaz, olmamalıdır. Mütevazi düşünmelerle başlayacak olan teyakkuzun ve geri dönüşün yollarını, sebeplerini aramalıyız.


    Müslümanların istikbaldeki büyük uyanışına çok mütevazi bir katkı olması amacıyla farklı zamanlarda muhtelif olaylar üzerine kaleme aldığımız satırları okurlarımızın istifadesine sunmayı amaçlayan bu eser, olaylar karşısında birkaç cümlemizin olması gerektiği yönünde bir örnek teşkil etmeyi hedeflemektedir.

  • İnsanlara doğru yolu göstermeleri, hal ve hareketleri ile örnek olmaları Allah celle celaluhu dostalrının belli başlı vasıflarıdır. Ayrıca, Allahü Teala’nın rızası için insanların dertleri ile derlenmeleri ve fedakarlıkları onların şanındandır. Onlar, peygamberlerden sonra seçilenler sınıfındandır. Bir rehber elinde yetişerek silsile yoluyla Peygamber Efendimiz sallalahu aleyhi vesellem’e kadar gitmeleri; nerede ve hangi memlekette yetişirlerse yetişsinler, onları tek bir kaynağa bağlamıştır.

    Sultanlar, padişahlar doğruyu onlarla bulmaya çalışmışlar, manevi sultanın onlar olduğunu görümüşler, onların nasihatleri ile devlete, millete ve insanlığa faydalı olmaya çalışmışlardır. Onlar, dua ordularının kumandanları ve dertlerin manevi tabibleridir.

  • Tezkiretü’l Evliya

    25.00  18.50 

    Büyük mutasavvıf Feridüdin Attar Hazretleri’nin meşhur eseri ‘Tezkiretü’l Evliya’dan seçme menkıbeler.
    Allah dostlarının, salih kulların anıldığı mekanlara rahmet melekleri nüzûl eder. Onlara hep yakın durmak, halleriyle hallenmeye vesile olması cihetiyle

  • Onlar, Allah ve Rasûlünün razı olduğu, imanın hakikatine ermiş ve bunu amelleriyle ispatlamış güzel insanlar…
    Bizleri, İslâm’a ulaştırmada vesile olan, cennete taşımak için dünyalarından vazgeçmiş fedakârlık tabloları…
    Hz. Peygamberin yüzünü daima güldüren, şerefli geçmişleriyle örnek aldığımız, hatırladıkça gururlandığımız cennet fidanları…
    Mü’minlere merhametli, kâfirlere karşı şiddetli! Allah yolunda cihad eden, Hak yolda kınayanın kınamasından korkmayan… Kahramanlarımız…
    Yüzlerinde nur, alınlarında secde izi eksilmeyen, iyiliği emredip kötülüğü nehyeden en hayırlı ümmet.
    Onlar Muhammed aleyhisselâm’ın can yoldaşı. Onlar bizim rehberimiz, karanlıklarımızı aydınlatan yıldızlarımız, nur yüzlü kandillerimiz…
    Sözler, onların hakkını veremez… Sözler, onları lâyıkıyla övemez… Ancak onları anlatmakla sözlerin bir kıymeti olur…
    Onlar bizim önderlerimiz.
    Salât ve selâm hak davanın önderine, ailesine ve ashâbına olsun.

  • Eserin Orjinal İsmi: Açıklamalarıyla XII Asırdan XX. Asıra Kadar Türk Şiirinde Tasavvuf, Hikmet ve Felsefe İle Dolu Unutulmaz Mısralar


    Övünülecek kadar derin bir mâzisi olan Türk Şiiri’ni çeşitli yönlerden incelemek, onun, mevzû bakımından da, zan ve iddia edildiği kadar mahdut ve yeknesak olmadığını gösterir. Son yarım asırlık edebî tetkik yayınları arasında, Türk Şiiri’nin (Aşk, Tabiât, Hiciv, Kahramanlık…) gibi konular üzerinde yazılmış tipik parçalarını ayrı ayrı toplayan eserler hayli çoğalmıştır.


    Umumî mahiyetteki antolojilere nazaran, muayyen konulara karşı alâka gösteren edebiyat meraklıları için, daha istifadeli olan bu nevî eserlerin geniş tetkik ve taramalarla zenginleştirilmesi temenniye şâyandır.


    Sönmez Neşriyat | Ciltli Kapak | İstanbul, 2005 | 2. Baskı | 1152 Sayfa

  • İnsanları doğru dürüst bir hayat yaşamaktan alıkoyan şey, zaman yokluğu değil, zaman israfıdır. Zamansızlıktan şikayet edenlerin çoğu, zamanı iyi kullanmasını bilmeyenlerdir.
    İlim ve teknikle insan ne yaparsa yapsın, neyi bulursa bulsun, hangi aleti ortaya koyarsa koysun yine de zamanın, hayatın ve ölümün sırrını ilahi hakikatlerde arayacak ve orada bulmaya çalışacaktır.
    Takvimin, saatin icadı ve kullanılmasının esas sebeplerinden biri de zamanı değerlendirmektir. İnsanın saadeti zamanı yönetmesiyle, felaketi ise zamanı kaybetmesiyle ilgilidir.
    Dünya erken uyananlarındır.

  • Eserin Tam İsmi: Mesnevi Deryasından Ab-ı Hayat Katreleri


    Osman Nûri Topbaş Hocaefendi’nin kaleme aldığı bu eser, rûhâniyet ve huzura ihtiyaç duyan toplumumuza, Hazret-i Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden âdeta ikinci “Bir Testi Su” makamındadır.


    Görsel Temsilîdir. 


     

     

    Erkam Yayınları | Karton Kapak | İstanbul, 2005 | 1. Baskı | 256 Sayfa

  • İnsanoğlu kainat sahnesine sunulunca tüm hareket ve sekanâtının bir süzgeci ve mikyâsı olma gereği hasıl oldu. Bu minvalde alemlerin sahibi ,Efendimizi ‘’Üsve-i Hasene’’ olarak biz kullarına lütfetti. O’dur tüm ef’al ve ekvallerimizin süzgeci. Tam da bu asırda ne kadarda hasretiz O’nun yaşam şeklini öğrenmeye, uygulamaya ve hayatı O’nunla doldurmaya.


    İşte elinizdeki bu eser üstad Abdülfettâh Ebû Gudde’nin kaleminde ‘’İslam’da Adab-ı Muaşeret’’ olarak tam da yukarıdaki manaları ihtiva eden günlük yaşantımızın sünneti seniyye süzgecinde geçirme fırsatını sunma ve her Müslümana gerekli olan bu ‘’edep ya hu’’sızıntılarına kanma imkanıdır. Rabbim isteklilerini bu nimete nail etsin. Amin.


    Muallim Neşriyat | Karton Kapak | İstanbul, 2015 | 1. Baskı | 127 Sayfa

  • Eserin Tam İsmi: Ahlak Risalesi


    Bu eser Seyda Muhammed Emin ER hocaefendinin risalelerinin ikincisidir. Daha önce yayınladığımız Akaid Risalesinin devamıdır.Bu risale genel anlamda ahlak teorisi ve ahlak pratiğini anlatan küçük ama hacimli bir eserdir.Kitap iki bölümden oluşmaktadır.

    Birinci Bölüm: Ruhsal ahlak.
    Dokuz başlıkta ele alındı:
    1. Ahlakın tanımı
    2. Güzel ve çirkin ahlakın kaynağı ve güzel ahlakın fazileti
    3. Güzel ahlakın sonuçları
    4. Eğitimi kabul edip etmeme yönünden insan ahlakı
    5. Ahlakı bozan şeyler
    6. Nefsi arıtmanın yolları
    7. Hastalık ve kötü ahlakın tedavi metotları
    8. Güzel ahlak ilkelerine ekler
    9. Yüce amaçlar için gayret göstermek

    İkinci Bölüm:Güzel Ahlakı Kuşanmak.
    Üç başlıkta ele alındı:
    1-Düzenli ahlak
    2-Edebî ahlak
    3-Terbiyevî ahlak


    Görsel Temsilîdir. 


     

     

    Mevsimler Kitap | Karton Kapak | İstanbul, 2017 | 1. Baskı | 176 Sayfa

Updating…
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor.