• Günümüzde artık tarih araştırmacıları tarafından devletlerin siyasi tarihleri kadar o devletlerin kültürel ve teşkilat yapısıyla, iktisadi ve ticari hayatları da önem kazanmış olup, araştırmacılar tarafından incelenerek gün ışığına çıkarılmaya çalışılmaktadır.


    Türk devlet geleneğinden ayrı bir yapıya sahip olan Memlükler, ana yurttan binlerce kilometre uzaklıkta kurulan bu türk devleti siyasi, askeri, sosyal, iktisadi ve ticari yapısıyla uzun süre Ortadoğu’da siyasi varlığını devam ettirmiştir.Memlükler bugünkü Mısır, Suriye, Filistin, İsrail, Ürdün, Suudi Arabistan’ın Hicaz bölgesinde yaklaşık 250 yıldan fazla hüküm sürmüştür…

  • Dünya bilim tarihçiliğinin tartışmasız en önemli isimlerinden biri merhum Fuat Sezgin’di. Derinlikli, uzun yıllara dayanan çalışmaları, sahih bakış açısıyla bilim tarihinin insanlığın ortak malı olduğunu, bugünkü Batı biliminin İslâm medeniyetinin güçlü tesirleriyle doğduğunu ortaya koydu.


    Sefer Turan’ın söyleşiyle şekillendirdiği Bilim Tarihi Sohbetleri İslâm bilimler tarihinin en önemli isimlerinden Fuat Sezgin’in hayatı, anıları, aynı zamanda bilimler tarihine duyulan tutkunun kitabı… Yaşadıklarını dönemin toplumsal ve siyasal panoramasını çizerek anlatan Sezgin, 1940’larda adım attığı üniversitede yavaş yavaş yazma eserlerin ve bilimler tarihinin sınırsız dünyasına yolculuğunu, alışıldık kalıpların dışına çıkan öğrenme şevkini gözler önüne seriyor. Ne var ki akademik araştırmalarıyla ses getiren Sezgin, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sırasında yürütülen tasfiye sonucunda kürsüsü elinden alınan bilim adamlarımızdan biri olmaktan kurtulamayacaktır.


    Fuat Sezgin, kitaptaki söyleşilerde sadece geçtiği bu yolları anlatmakla kalmıyor, bakış açısına yön veren bilimler tarihi alanındaki gelişmeleri de tüm ayrıntılarıyla sunuyor. Bir yandan icatlar, buluşlar hakkında muazzam bir sohbete şahitlik ederken diğer yandan bilimler tarihine, Hellmut Ritter, Carl Brockelmann, George Sarton, Franz Rosenthal gibi isimlere, oryantalist araştırmalardan İslâm âleminin ahvaline, İslâm kültür çevresinde Müslüman bilginler tarafından yapılmış aletlerin modellerinin sergilendiği müzelere uzanan kapsamlı bir dökümün sunulmasına da tanık oluyoruz.


    Sefer Turan’ın Bilim Tarihi Sohbetleri, sadece bir insanın hikâyesini anlatmıyor; insanların yaptıkları iyi işlerle kendi hayatlarını olduğu kadar başkalarının hayatlarını da nasıl zenginleştirdiğini gösteriyor… Bu yönüyle çalışma, bilim tarihine ilgi duyanlar için olduğu kadar İslâm’ın bilimler tarihindeki yaratıcı rolünü kavramak için de bir başucu kitabı niteliğinde…

  • Eyyûbî Devleti, XII. Yüzyılın son çeyreğinden XIII. Yüzyılın ortasına kadar Mısır, Suriye, Filistin, Ürdün, Lübnan, el-Cezire’nin önemli bir bölümü ve Yemen’de hüküm süren büyük bir devlettir. Frenklerin İslâm dünyasını tehdit ettiği bir dönemde kurulan Eyyûbî Devletinin hâkimiyeti altında bulunan bölgeler Üçüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci haçlı seferlerinin ilk hedefi olmuştur. İslâm tarihinin nispeten kısa fakat önemli bir dönemini kapsayan Eyyûbîler devri, yoğun siyasi ve askeri faaliyetlerin yaşandığı bir dönem olmasının yanında İslâm medeniyeti ve kültür hayatı bakımından da canlı bir dönemi teşkil etmektedir. Ne var ki İslâm ve Batı dünyasıda Eyyûbî tarihi ile ilgili çalışmalar, güçlü şahsiyeti ve Haçlılara karşı verdiği destansı mücadele ile hafızalara kazınan Sultan SalâhaddÎn ve dönemi üzerinde yoğunlaşmış, Salâhaddin’den sonraki dönemler ihmal edilmiştir. İşte, Eyyûbî tarihinin önemli bir dönemine tekâbül eden el Melikü’s – Salih Necmeddin Eyyûb döneminin ele alındığı bu eser, bu alandaki boşluğu doldurmaya katkı sunmayı amaçlamaktadır.


    Eyyûbî tarihiyle ilgili geniş bir litaretür taramasından sonra hazırlanan bu eserde el- Melikü’s- Salih döneminin siyasi tarihi ayrıntılı ele alındıktan sonra Salâhaddin’in vefatından el Melikü’- Salih’in tahta geçmesine kadar geçen 47 yıllık süre zarfındaki kurumsal yapı ele alınmıştır. Es-Sâlih dönemindeki sosyal ve kültürel hayatı da irdeleyen bu çalışmayla dönemin sosyal yapısı, ilmi hayatı ve imar faâliyetleri değerlendirilmiştir.

  • 1930 yılında Doğu Türkistan’ın kadîm şehri Hoten’de, bölgenin önde gelen dinî ve siyasî liderlerinin yetiştiği bir ailede dünyaya gelen merhum Dr. Mehmet Yakup Buğra, 2011 yılında İstanbul’da hitame eren yaklaşık 81 yıllık bereketli ömrünün satır araları, esasen yakın dönem Doğu Türkistan tarihinin de dönüm noktalarını bizlere hatırlatır.


    Müellif, bu eserinde çoğunlukla 1949-1976 yıllarında Doğu Türkistan’da Mao döneminde yaşanan bizzat şahidi ve mağduru olduğu hadiseleri/zulümleri aktarmaktadır. Öyle ki, bundan 50 yıl öncesi Doğu Türkistan’ında yaşanan hadiselere nazar ederken sanki günümüz Doğu Türkistan’ını okuyor gibiyiz. Bir misal vermek gerekirse, şuan mevcut Çin rejiminin uygulamaya koyduğu ve hepimizin sosyal medyadan Çin-Nazi Toplama Kampları adıyla haberdar olduğumuz, yaklaşık 3 milyon Müslüman Uygur’un tutuklu bulunduğu fiziki ve psikolojik inanılmaz işkencelerin uygulandığı kampların yeni bir hadise olmayıp, bundan önce 1960-1970’lerde de Doğu Türkistan’da icra edildiğini, mevcut kampların ise bunların sadece yeni teknolojik imkânlarla güncelleştirilmiş halleri olduğunu görmekteyiz. Uygulama ve amaç aynı: Topyekün bir asimilasyon ve katliam kampları ile Müslüman Uygurların dinî ve millî kimliklerini yok ederek, tarih sahnesinden silmek…

  • İslâm askerleri Hz. Hâlid bin Velid’in imâmetiyle sabah namazını kıldılar. Hz. Seyfullah atına binerek askerlere hitaben:

    “– Askerler! Rumların hayatı sevdiği kadar, ölüme muhabbet ettiğinizi bilirim. İşte bir elimde seyf-i meslûl-i şeriat, önümde livâ-i Muhammedî duruyor. Sizi ilây-ı kelimetullah’a davet ediyorum.

    Bugün mücâhidlerin ruhâni sesleri, düşmanların kulaklarını dehşetle dolduracaktır. Daha henüz yaraları kapanmamış vücudumun ra’şeleri, kalbimin mukaddes darabatı bu çarpışmaya atılmaktan beni asla menedemez. Haydi sizi göreyim, din arslanları; Peygamberimizin sıdk-ı nübüvvetini, dinimizin ulviyetini, fedakârane bir surette beşeriyet âlemine gösterelim. Ölümden korkmanın hayata hiç bir fâidesi yoktur. Maksadımız, Cennetin bahçeleri ve dünyanın âli kâşâneleri değil; ancak Allah’ın rızasıdır.

    Yürüyünüz!…Varsın, bu sahralar, İsm-i Celâl ile inlesin! Beşeriyet huzur bulsun!…”

  • Dr. Mahmut Kelpetin hocamızın titiz bir araştırması olan Hulefâ-yi Raşidin dönemi tarihi üst başlıklı eseri bir doktora çalışması olup dört ana bölümden meydana gelmektedir. Bu çalışmada, günümüze rivayetleri aracılığıyla ulaşmış, hakkında ciddi ve kapsamlı bir çalışma bulunmayan Seyf b. Ömer’in gün yüzüne çıkarılması amaçlanmıştır. Seyf b. Ömer’in tarihçiliği ile ilgili ipuçlarının tespiti ve bunlardan hareketle Seyf b. Ömer’in rivayetleri ve tarihçiliğinin değerlendirilmesi hedeflenmiş ana çalışmalarımızdan birisidir.

  • – Hz. Peygamber ve Hulefâ-yi Râşidîn Döneminde Askeri Teşkilâtı adlı çalışmada farklı coğrafyalarda yürütülen fetihler sürecinde gerçekleştirilen askeri harekâtların anlatıldığı bir çalışmadır.

    – Bu dönem aralığında gerçekleştirilen irili ufaklı 120 askerî seferin nasıl düzenlendiği, orduların yönetimi, muharebe harekâtı ve deniz kuvvetleri gibi ilgi çekici konuların anlatıldığı çalışmanın sonunda resim, tablo ve ekler de bulunmaktadır.

  • İbret Işıkları

    22.50  17.00 

    Eserin Orjinal İsmi: Tarihten Günümüze İbret Işıkları

     

    Bu kitapta cihangir bir imparatorluğunun cihana hükmeden sultanlarının bir kısmını bulacak, onların hakim oldukları beldelerde rıza-yı ilahi için yaptıkları merhamet, şefkat ve muhabbet dolu hizmet ve kahramanlıklarını, topluma yön veren nasihat ve fiillerini, tarihe bir armağan olarak bıraktıkları hayat hikayelerinin hikmet ve ibretli yönlerini, hulasa onların örnek şahsiyetlerini sergileyen gönül alemlerine aid satırları okuyacaksınız.

    Onların dört yüz atlı ile kurduğu şanlı devlet, ulu bir çınar olmuş, dalları üç kıt’ayı gölgesine almış ve altı asır şerefle yaşamış, sonra da ardından birçok yetim devletçilik bırakmış ve tarih isimli kabristanda şanlı bir türbe şekline bürünmüştür. Şimdi bize düşen, bu şanlı türbenin layık bir türbedarı olmaktır.

  • Habeşistan hicretlerinin 1400. yılı anısına hazırlanan elinizdeki bu kitap, Mekke’de eman haklarını kaybeden sahabilerin, miladi 615 yılında Habeşistan topraklarına hicretini ve bu hicretin nedenlerini ve sonuçlarını detaylı bir şekilde ele almaktadır.


    Bu eser, Habeşistan’a ikiden fazla hicret yapıldığını, Garânîk hâdisesinin -bazı siyer kaynaklarında yer almasına rağmen- muhacirlerin Mekke’ye dönüşleriyle alakasının olmadığını, Müslümanları himaye eden Habeş Necâşîsi Ashame’nin söz konusu hicretten yıllar önce Bedir Ovası’nda bir müddet bulunduğunu; ayrıca bir Habeş heyetinin Mekke’ye gelerek Müslüman olduğunu, başta Habeş Necâşîsi Ashame olmak üzere pek çok kişinin Hz. Peygamber hayatta iken İslâmiyet’i benimsediklerini; hayatlarını ve imanlarını koruma adına yurtlarını terk eden muhacirlerin Arap Yarımadası dışında hristiyan bir coğrafyada İslam’ın yayılmasına nasıl vesile olduklarını ele almakta ve oldukça ufuk açıcı bilgiler sunmaktadır.

  • Hz. Muhammed’in (s.a.v.) vefatından sonra, kendilerine bir halife belirlemeyi zarûrî gören Müslümanlar, vakit geçirmeden Hz. Ebû Bekir’e halife olarak bîat etmişlerdir. Bu itibarla, sahabe devrindeki Müslümanların yükümlülüklerini üstlenen dört büyük halifenin, ortaya koydukları usul ve esaslar hilafet sistemimin temelini teşkil etmektedir.


    Gerek Müslümanların din ve dünya işlerinin idaresinde yetkili tek makam olması itibariyle gerekse İslâm dünyasının büyük çoğunluğunu teşkil eden Sünnîler ile kayda değer bir topluluk olan Şiiler arasındaki ihtilafın temeli imâmet yani hilafet meselesine dayandığı için tarih boyunca hilafet konusu Müslümanların devamlı gündeminde kalmıştır.


    Osmanlı’nın yıkılmasından sonra parçalanıp sömürgeleştirilen İslâm dünyasında büyük güçler tarafından kurulan suni iktidarların güç kaybetmesiyle birlikte dünya Müslümanlarında birlik ve beraberlik içinde hareket etme konusunda daha güçlü düşünceler ortaya çıktı. Ayrıca Osmanlı’nın hilafetinden sonra kaybedilen dünya barışının yeniden tesis edilmesi konusunda Osmanlı’nın yönetim tarzı ve bu çerçevede asırlarca dünya Müslümanlarının hürmet duyup sevgi beslediği hilafet kurumunun tarihte gördüğü vazife birçok araştırmacının dikkatini çekmeye başladı.


    Buna benzer sebeplerden dolayı tekrar gündemi meşgul etmeye başlayan hilafet konusunun, İslam’daki yeri ve önemini akademik esaslar çerçevesinde ortaya koyup, hilafet merkezli oluşun siyasî nizamın esaslarına dikkat çekerek kamuoyunun doğru bir şekilde bilgilendirilmesi için bu eser orta çıktı.

  • İslâm tarihinin en önemli biyografi eserlerinden olan ve siyer çalışmalarına da kaynaklık eden en eski biyografi kitabı olma özelliğini taşıyan İbn Sâ’d’ın Kitabü’t-Tabakati’l- Kebir eseri 15 öğretim üyesinin ortak çalışmalarıyla birlikte Türkçe’ye çevrildi.

    1. Cilt: Resulullah’ın (sas) Kutlu Sireti
    2. Cilt: Resulullah’ın (sas) Gazve ve Seriyyeleri
    3. Cilt: Muhacir ve Ensar’dan Bedir’e Katılanlar
    4. Cilt: Muhacir ve Ensar’dan Uhud’a Katılanlar
    5. Cilt: Muhacir ve Ensar’dan Hendek’e Katılanlar
    6. Cilt: Mekke Fethi ve Sonrasında Müslüman Olan Ashab – Resullullah (sas) Vefat Ettiğinde Yaşları Küçük Olan Ashâb
    7. Cilt: Medineli Tabiin
    8. Cilt: Mekke, Taif, Yemen, Yemame, Bahreyn ve Kufe Ashabı Tabiin ve Tebeu’t-Tabiin
    9. Cilt: Basralılar, Bağdatlılar, Şamlılar, Mısırlılar ve Diğerleri
    10. Cilt: Hanımlar
    11. Cilt: Dizin

  • Eserin Orjinal İsmi:  18. Yüzyıl Osmanlısında Bir Hanefi Tabakatı Mehammü’l-Fukaha


    İslamî ilimler alanında hâlâ neşredilmeyen çok sayıda el yazması metin bulunmaktadır. Bunlar genellikle literatüre katkısının zayıf olduğu düşüncesiyle araştırmacılar tarafından kütüphane raflarına terk edilmiş eserlerdir. Bu intiba kısmen hakikati yansıtıyor olabilir. Fakat bu durum Osmanlı döneminin İslamî ilimler bakımından yerinin tespiti gibi uzun zamandan beri cevabını bekleyen soruya verilecek cevabı geciktirmektedir. Osmanlı dönemine âit çok sayıda ilgi bekleyen yazma eser bulunmaktadır. Bunlar hakkında çalışmaların gecikmesi Osmanlı dönemi ile ilgili ‘büyük resmi’ görmemizi tehir etmektedir.
    İslam Medeniyetinin çeşitli alanlarında erken dönemden itibaren tabakat türü eserler yazılmıştır. Bu çerçevede sahâbe, tâbii, fakih, şâir, sanatkâr vs. için yazılmış tabakat eserlerinden bahsedilebilir. Fakat tabakat geleneği sadece yukarıda bahsi geçen ayrımlarla sınırlı kalmamıştır. Zamanla alfabetik tertipli eserlerle de karşılaşılmaya başlanmıştır.


    Fıkıh alanında da iki çeşit tabakattan bahsedilebilir. Bunlardan birincisi fukahâ biyografilerini içine alan fukahâ tabakâtıdır. Bunlar genellikle belirli bir mezhebe mensup fakihleri içine alırlar. Diğeri ise “fıkhî istidlal türlerini tanımlayarak tasnif eden” eserlerdir. Bunlar ise “tabakâtu’l-muctehidîn, tabakâtu’l-fukahâ” gibi başlıklarla literatürde yer almaktadır. Osmanlı Dönemi bu iki türden tabakatlara sahip bir dönemdir.


    Mehmet Kâmî Efendi hakkında onun bir divan şairi olması sebebiyle çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Fakat fıkıh alanındaki eserleri ile ilgili henüz bir çalışma mevcut değildir. Kitabın II. bölümünde yer alacağı üzere onun sadece tabakat alanında değil, edebu’l-kâdî ve fetava alanında da eserleri mevcuttur.

  • Memlûkler – İsmail Yiğit

    60.00  42.00 

    İslâm tarihinde kurulmuş en büyük birkaç devlet arasında yer alan Memlûkler, genelde İslâm tarihi, özellikle de Müslüman Türk ve Çerkes tarihleri için son derece önemlidir.


    Bir taraftan Moğol taarruzlarını durduran, diğer taraftan da Ortadoğu’daki haçlı prensliklerini nihâî olarak bölgeden çıkaran Memlûkler, Mısır Abbâsî Hilâfeti’nin merkezi olmak ve mukaddes Hicaz bölgesinin hâkimiyetini üslenmek gibi önemli imtiyazlara sahip en büyük İslâm devleti olma vasıflarını yaklaşık 2 asırdan fazla devam ettirdiler.


    Türk Memlûkleri tarih sahnesine çıktığında, İslâm dünyası, tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşıyordu. Bir taraftan haçlı seferleri devam ederken, doğudan gelen ve yenilmek nedir bilmeyen Moğollar, Ortadoğu İslâm ülkelerini, peş peşe işgal etmişler, bu ü1keler halkının büyük bir kısmını katliâma tâbi tutarak şehirleri yakıp yıkmışlar, adeta taş üstünde taş bırakmamışlardı. 1258 yılında Bağdat Abbâsî Hilâfeti’ni yıkmışlar, dillere destan olan Bağdat’ta, medeniyetten eser bırakmamışlardı. O sırada bütün insanlık medeniyetini tehdit eden bu gücü durduracak bir devlet de ortada görünmüyordu. Ancak, henüz 10 yıl önce Mısır’da kurulmuş olan Memlûkler Devleti insanlığı bu tehlikeden kurtardı. Taarruzlarını batıya doğru devam ettiren Moğollar’ı Filistin’de durdurdu. Ayn Câlût savaşında onlara henüz tatmadıkları mağlubiyetin acısını tattırdı. Kazandığı bu zaferle, başta Mısır olmak üzere batı İslâm dünyasını ve İslâm medeniyetini kurtaran Türk Memlûkleri ordusu, Memlûk tarihçisi İbn Haldûn’un işaret ettiği gibi, Müslümanların bu bozulma ve zayıflama döneminde Allah Teâlâ’nın büyük bir lütfu idi. Orta Asya bozkırlarından Memlûk olarak satın alındıktan sonra Eyyûbî ordusunda yetişen ve bilâhare devletlerini kuran Memlûkler, İslâm dini ile şereflenmişler ve neticede İslâm âlemini büyük tehlikelerden kurtarmışlardı.


    Memlûkler, daha sonra tarih sahnesine çıkıp altı asırdan fazla, hem de hakkaniyet ölçülerini aşmadan hüküm süren Osmanlı Devleti için de güzel bir örnek teşkil etmiştir.

  • Yezîd – Ünal Kılıç

    36.00  25.00 
    İslâm Tarihinde tesirleri itibarıyla en önemli olaylardan bir kısmının Yezîd b. Muâviye döneminde gerçekleştiği, ancak bu dönemin bazı mülâhazalarla yeterince araştırılmadığı görülmektedir. Yapılan çalışmalar genelde mezhebî veya siyasî eleştiriler ve bu eleştirilere reddiye şeklinde olmaktan öteye gidememiştir.


    Yezîd döneminde gerçekleşen olaylarda yer alan taraflardan birisinin de Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sevgili torunu Hz. Hüseyin olması; onun öldürülmesinin Şiî ve Alevî kesimlerce propaganda unsuru olarak kullanılması da Yezîd hakkında doğru bilgilere ulaşılmasını güçleştirmektedir. Buna karşılık Sünnî tarihçilerden çok azının Şiîlerin bu yaklaşımına karşı çıktığı, çoğunluğunun ise işin içerisinde kendilerinin de en az Şiîler kadar değer verdikleri Hz. Hüseyin ve diğer önemli şahsiyetlerin yer alması onların, Şiîler karşısında fikirler serdetmelerini zorlaştırmıştır.


    İslâm tarihinde ikinci fitne dönemi denilen ve Kerbelâ ile başlayan dönem Yezîd’in iktidarında ve onun nezaretinde yaşanmıştır. Diğer taraftan Hilâfetin Saltanata dönüşmesi, Harre Vak’ası, Mekke’nin muhasara edilmesi ve Kâbe’nin yakılması da Yezîd döneminde gerçekleşmiştir. Ayrıca renkli kişiliği de onu ilginç kılmaktadır. Dolayısıyla Yezîd’in hayatı ve döneminde gerçekleşen olayların tarafsız bir şekilde ortaya konulması önem arz etmektedir.


    Bu çalışmamız, Yezîd ve dönemindeki hâdiselerden ve günümüze kadar ulaşan tartışmalardan dolayı, kafa karıştırıcı ve merak edilen sorulara cevap niteliği taşımaktadır.

  • Eserin Tam İsmi: Allah’ın Arslanı Hazreti Hamza (Tarihi Roman)


    Mekke’nin o eşsiz saadet devrinin arifesinde sâkinleri içinde en heybetli yiğitlerinden biri şüphesiz Hamza idi. Tabiat olarak, avı ve macerayı, yiğitliği sever, durgun bir hayattan hiç hoşlanmazdı. Av dönüşü Kâbe’ye kavuşmak, onu tavaf etmek ayrı bir haz verirdi ona. Nedendir bilinmez, içinden bir şeyler kopar, yüreğindeki yağlar erirdi tavaf ederken.

    Hamza’nın bu avdan dönüşteki tavaf manzarası görmeğe değerdi, zira dağlara baş eğmeyen bir yiğit olan Hamza’nın bu mütevazı tavrı onun kadar yiğitliği olmayan başkalarına nispetle daha da değerli oluyordu. Çünkü hayatında zaten başı eğik gezenlerin Kâbe önünde baş eğmeleri o kadar dikkat çekici olmazdı, ama Hamza öyle değildi; böylesine dağları bile ensesinden bağlayıp assalar eğilmeyecek olan bu dik baş, Kâbe önünde nasıl da hürmetle eğiliyordu.

    Ancak bu defa başka bir şey olmuştu; Allah huzurunda eğilmeyi reddeden Ebû Cehil ve avanesi, Hamza’dan iyi bir tokat yiyerek eğilmez zannettikleri dik başlarını, Kâbe’nin Rabbi huzurunda başını eğen bir yiğidin kahramanlığı, cesareti ve hatta öfkesi karşısında eğmişlerdi; ne garip bir tecelli… Hamza’nın ırzı, namusu ve şerefi için bedel olarak veremeyeceği maddî ve mânevî hiçbir şeyi zaten yoktu.

    Ancak onun bunlardan da öte yüce bir gayesi, davası da olacaktı. Şimdi o; yaratılmış varlıkların tamamından üstün olan Peygambere ve onun tevhid davasına her şeyini adamaya hazır bulunuyordu.


    Görsel Temsilîdir. 


     

     

    Çelik Yayınevi | Karton Kapak | İstanbul, 2016 | 2. Baskı | 268 Sayfa

  • Eserin Tam İsmi: Allah’ın Kılıcı Halid Bin Velid (Tarihi Roman)


    “Şimdi, kendimi at kişnemeleri arasında ‘Allah, Allah’ nidalarıyla insanlara dar gelen Yermük vadisinde hissediyorum.
    Vallahi Rabbimden beni her gazada diriltmesini ve o savaşın hakkını vermeyi istedim.”
    Sonra biraz durdu ve dedi ki;
    “Vasiyetimi bildiriyorum, beni ayağa kaldırın…”
    Ayağa kaldırdılar.
    “Kılıcımı getirin!”
    “Neden, efendimiz?”
    “Burnu üzerine düşerek hırıltılarla ölen deve gibi ölmek istemiyorum. Bu gözler korkaklar gibi uyumadı.”
    Yüzünde soğuk terler birikiyordu.
    “Ölümü, savaştaymışım gibi ayakta karşılayacağım.
    Öldüğüm zaman atımı muharebede tehlikelere dalabilen bir yiğide veriniz. Atım ve kılıcımdan başka bir şeye sahip olmadan öleceğim. Mezarımı, bu kılıcımla kazınız. Kahramanlar kılıç şakırtısından zevk alırlar.”


    Görsel Temsilîdir. 


     

     

    Çelik Yayınevi | Karton Kapak | İstanbul, 2014 | 1. Baskı | 368 Sayfa

  • Eserin Tam İsmi: Büyük Tefsir Tarihi


    Ömer Nasuhi Bilmen’in titizlikle hazırladığı, nitelikli bir tefsir tarihi çalışması olan bu eser, iki ana bölümden olusuyor.
    Tefsir ilmine giriş mahiyetinde olan birinci bölüm, Kur’ân-ı Kerîm’in toplanması,
    yazılması, özellikleri, mucizevi yönleri ve ihtiva ettiği ilimlere dair bilgiler içeriyor. Tefsir
    Usulü konularından oluşan bu bölümde, tefsir çesitlerinin yanı sıra müfessirlerin bilmesi
    gereken ilimler de ele alınıyor.
    Ikinci bölümde ise öncelikle çok sayıda tefsir yazılmasının hikmetleri ve müfessirlerin
    yöntemleri açıklanıyor. Ardından birinci, ikinci ve üçüncü tabakadan, yetişmiş
    müfessirlerle ilgili bilgi veriliyor.


    Görsel Temsilîdir. 


     

     

    Semerkand Yayınları | Cildli | İstanbul, 2014 | 1. Baskı | 1096 Sayfa

  • Eserin Tam İsmi: Dört Büyük Halife Hülefa-i Raşidin


    Hulefa-i Raşidin yani ilk dört büyük halife Resulullah efendimizin (Salat ve selam olsun ona) en yakın dostları, talebeleri, vezirleridir. Onlar İslam dinini en iyi bilen, en iyi anlamış olan, hayata en iyi uygulayan örnek ve model Müslümanlardır.

    Ashab-ı Kirama sevgi ve onlar hakkında Ehl-i Sünnet mezhebinin inançlarını kalbe yerleştirmek her mü’minin en mühim vazifelerindendir. Ashab, bilgiyi imana, imanı da hayati faaliyetlere tatbik etmiş olduklarından onların hayat menkıbelerini bilmemiz aynı yolda hareketimizi kolaylaştıracak başlıca amildir.


    Görsel Temsilîdir. 


     

    Bedir Yayınları | Cildli | İstanbul, 2011 | 2. Baskı | 415 Sayfa

  • Kadim ve mübarek bir İslam beldesi olan “Filistin” in elli yıldan beri maruz bulunduğu itsaf (jenosit) menhus Yahudi emellerini anlamak ve doğru teşhis etmek için en zengin bir müşahede yekunu teşkil etmektedir. Elinizde tuttuğunuz eser bu teşhisle birlikte yaygın bir zehab olan “Arab İhaneti” arugalatası ve son günlerin eseri “Büyük Ortadoğu Projesi” ni tarihi vakıaların ışığı altında ve müslümanca tarihi vakıaların ışığı altında ve müslümanca değerlendirmektedir.


     

    Sebil Yayınevi | Karton Kapak | İstanbul, 2010 | 7. Baskı | 176 Sayfa

  •  

    Ahmed b. Yahyâ el-Belâzurî’nin en önemli eserlerinden biri olan Fütûhu’l Büldan eseri Peygamber Efendimiz’in (sas) döneminden başlayarak Abbasiler dönemine kadar vuku bulan ülkelerin fetihleri anlatılmıştır. Bu fetihler sırasında hakkında bilgiler verdiği yerlerin birçoğunu seyahatleriyle de bizzat gözlemleme imkânı bulmuş olan Ahmed b. Yahyâ el-Belâzurî fetih süreçlerinde aktardığı bilgilerin yanı sıra bölgelerin sosyo-kültürel dokusu hakkında kayda değer bilgiler de aktarmıştır.


    Prof. Dr. Mustafa Fayda hocamızın tahkik, notlandırma ve tercümesi ile Siyer okurlarına klasik bir eser kazandırılmıştır.


    Siyer Yayınları | Cildli | İstanbul, 2013 | 1. Baskı | 629 Sayfa

  • Hadis Tarihi – Bekir Kuzudişli

    35.00  25.00 

    Eserin Tam İsmi: Hadis Tarihi


    Bu kitabın eğildiği en temel konu, Hz. Peygamber’den gelen bir hadisin Kütüb-i sitte müelliflerine nasıl ulaştığı ve bu kaynakların oluşumu ile mahiyetlerinin ne olduğu sorusudur. Bu soruyu anlaşılır bir şekilde cevaplamak için Hz. Peygamber ile tamamı III. asırda yaşamış olan Kütüb-i Sitte müellifleri arasındaki zaman diliminde hadis rivayetini etkileyen dönüm noktaları tespit edilmeye çalışılmış, bu süre içerisinde hadislerin bir nesilden diğerine nakli ve nasıl korunduğu incelenmeye gayret edilmiştir. Elinizdeki eserde çok miktarda harita, tablo ve resim kullanılarak incelenen zaman diliminin okuyucular tarafından daha iyi anlaşılması hedeflenmiştir.
    Kitap, genel olarak İlahiyat Fakültesi öğrencileri ve İslâmî ilimlere meraklı olan şahıslar için hadis tarihini ana hatlarıyla anlatan bir eser olarak düşünülmüştür. Ayrıntı sayılabilecek tartışmalara girmemeye özen gösterilmiş, fakat konuları sadece özetleyen kısa bir eser olması da arzu edilmemiştir.


    Görsel Temsilîdir. 


     

    Kayıhan Yayınları | Karton Kapak | İstanbul, 2019 | 3. Baskı | 304 Sayfa

  • Eserin Tam İsmi: Halifeler Tarihi (Tarihu’l Hulefa)


    Suyuti’nin en meşhur eserlerinden birisi halifeler tarihini [Tarihu’l-Hulefa (Menahilüs-Safa bi-Tevarihİ’l-Eimme ve’l-Hulefa)] ele aldığı kitabıdır. Bu kitabında başlangıcından kendi dönemine kadar yaşamış olan halifelerin tarihi hakkında muhtasar bilgiler vermektedir. Özellikle çerçeve bilgiye ihtiyaç duyanlar için okuyucunun ilgisini çekecek bir çalışma ortaya koyduğu görülmektedir. Elinizdeki kitap, Hz. Ebu Bekir döneminden başlayarak yaşadığı döneme kadar yaşamış olan halifeler hakkında kronolojik sırasıyla bilgi veren bir eserdir. Derli toplu olması ve kronolojik olarak hazırlanması bu eserden kolaylıkla yararlanmayı mümkün kılmaktadır. Onun yaşadığı dönemde Abbasi halifesi Kahire’de yaşıyordu. Kitabın girişinde Abbasî hilafetini övücü, Emevi hilafetine uyarıcı bir anlatıma sahip olduğu görülür. Halifeleri kronolojik olarak anlattıktan sonra kitabının sonunda Endülüs Emevileri ve Fatımi devletleri gibi birkaç devlet hakkında bilgi vermektedir. Beşer ürünü olan her kitabın olduğu güçlü tarafları olabildiği gibi zayıf tarafları olabilir; katıldığımız yönleriyle birlikte eleştirebileceğimiz yönleri bulunabilir. Önemli olan, okuma amacımızın bilincinde olarak kitabın dünyasına girmek ve kritik ederek okumaktır. Bu şekilde okuduğumuzda kitaptan daha çok yararlandığımızı ve okumalarımızın zihin dünyamızı zenginleştiren birer tuğla olarak manevi dünyamızı inşamıza katkıda bulunduklarını görürüz.

    Hayırlara ve yeni çalışmalara vesile olması temennisiyle sizi kitabın dünyasına davet ediyorum.

    | Prof. Dr. Adnan Demircan


    Asalet Yayınları | Cildli | İstanbul, 2018 | 1. Baskı | 623 Sayfa

  • Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye ekseninde şekillenen kurtarıcı / yönlendirici hayatlar, şahıslar noktasında farklı olmakla birlikte özde aynı muhtevaya sahiptiler. Kurtarıcı hayatlar, değişik asırlarda yaşayan alimlerin şahsında sürekli güncellenirler. Halidi Şeyh Ali Haydar Efendi (r.a.) bu nevi hayatların en önemli kahramanlarından biridir.
    Temel islami ilimlerin hemen her disiplinde otorite olması, alimler tarafından “hacet kapısı” olarak algılanması, korkudan nefeslerin tutulduğu bir dönemde Hakk’ı söylemekten imtina etmemesi, Osmanlı Devleti’nin ahir, Cumhuriyet ‘in ise önemli bir bölümünde irşat hizmetinde bulunması, moderniteye ferdi, ailevi, içtimai, ilmi ve fikri alanda sessiz fakat kararlı bir şekilde direnen cemaatin ulu hocası olması gibi nedenler, Ali Haydar Efendi’nin (r.a.) hayatının öğrenilmesini günümüz Müslümanları için gerekli kılmıştır.


     

    Hüküm Kitap | Karton Kapak | İstanbul, 2016 | 1. Baskı | 200 Sayfa

  • Eserin Tam İsmi: İmam el-Eş’arî 


    Görünen o ki, bu saldırılar Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in lideri Ebu’l-Hasen el-Eş’arî’yi hedef almış bulunuyor; İmam el-Eş’arî’nin, Allah Teala ve sıfatları hakkında bir takım bi’dat görüşleri savunduğu gibi uçuk iddialar ortaya atarak çeşitli dergilerde büyük İslam âlimlerini karalama kampanyaları yürütüyorlar. Takdim’den


    Görsel temsilîdir. 


    Karton Kapak | İstanbul, 2016 | 1. Baskı |214 Sayfa

Updating…
  • Sepetinizde ürün bulunmuyor.